Günün önemli problemlerinden biri çocuk terbiyesidir. Ailede, okulda ve toplumda yeni neslin problemleri çoğaldıkça "terbiye" konusu gündemdeki yerini koruyor.
Bugünün çocukları neden "dur" denince durmuyor? Neden olmaz denilen şeyi "olur" zannediyor? Neden toplumsal kurallara çarpınca kırılıyorlar? Sorun çocuklarda mı?
Elbette ki hayır. Sorun, onları büyüten bugünkü ana babalarda.
Biz, çocukluğunda büyüklerinden dayak yiyerek büyüyen bir nesiliz. Ama bugün çocuklarımızı ağlatmaktan korkuyoruz. Şimdi, herkes kendi çocukluğunu düşünsün. "Sus, karışma, büyükler konuşurken çocuklar konuşmaz!" denildiğini hatırlasın. Bizim nesil, ta o günlerden itibaren beynine şu cümleyi kodladı: "Ben anne ya da baba olunca çocuklarıma böyle davranmayacağım." Gerçekten de öyle davranmadılar; ama bugün başka bir uca savruldular.
Çocukların dayakla terbiye edildiği o günler gerilerde kaldı. Bu yaklaşımın doğru olmadığı konusunda hemfikiriz. Şimdi ise garip bir durum ortaya çıktı; çocuklar büyüklerini yönetmeye başladı. Bizim çocukluğumuzda ana babalar hükmediyordu. Şimdi, ana babalar açıklama üzerine açıklama yapmak zorunda kalıyorlar.
Yeni yetişen çocuklar şunu fark etti:
* Biraz ağlarsam karar değişir.
* Biraz diretirsem sınırlar kaldırılır.
* Biraz yükselirsem kuralları eğip bükebilirim.
Oysa hiçbir çocuk saygısız doğmaz. Çocuk sadece doğduğu evin sistemini öğrenir. Evde baskın ve belirgin olan ne varsa çocuk ona göre şekillenir.
Bugün birçok anne baba şu düşünceyi paylaşıyor:
- Ama o da bir birey, fikrini söylesin.
Çocuğun fikrini söylemesinde bir sakınca yok; fakat burada yanlış anlaşılan bir durum var. Çocuk arabada seyahat eden bir yolcu olarak fikrini söyleyebilir; ama asla direksiyonun başına geçemez. Çünkü beyindeki mantıklı düşünme, geleceği planlama, sonuçları tartma, kontrol etme merkezi ile duygusal kararların alındığı merkez hem çocukluk döneminde hem de ergenlik döneminde gelişmeye devam eder. Çocuk ne istediğini bildiği zamanlarda bile aslında neye ihtiyacı olduğunu bilemeyebilir.
İşte doğru ebeveynlik tam olarak burada karşımıza çıkıyor. Çocuğunuza sınır koymaktan korkmayın; çünkü sınır koymak, cezalandırmak demek değildir. Çocuğunuza hayattaki “mesafe” kavramını öğretirseniz, onun ömür boyu ihtiyaç duyacağı en önemli gizli gücün farkına varmasını sağlarsınız.
Lütfen şunu unutmayalım. Çocuklar her isteğini yerine getiren anne babayı değil, çok büyük fırtınalarda bile yönünü değiştirmeyen anne babayı takip ederler. Birçoğumuzun sandığının aksine çocukların özgürlüğe değil güven veren sınırlara ihtiyacı vardır.
Bu konuyu defalarca yazdım. "Yeni nesil problemli geliyor, toplum olarak bunun bedelini çok ağır ödeyeceğiz." diye uyarıda bulundum. Maalesef toplum bu problemleri ağır şekilde yaşamasına rağmen, günün sosyal ve ahlâkî problemlerine karşı duyarsız davranmaya devam ediyor.
Bugün okullarda yaşanan akran zorbalığı, saygısız davranışların yaygınlaşması, nezaketin yitirilmesi, çocuklarına toz konduramayan anne babaların baskın yaparcasına okullara gelip idare ve öğretmenlerden hesap sormaya kalkışması; hak arama ve özgüvenle değil, vaktinde terbiye edilememiş kız ve erkek çocukların bugün ana baba olarak yaşadıkları pedagojik ve sosyal problemlerle açıklanabilir.
"Ahlak nedir, kural nedir, haram nedir, helal nedir?" diye her şeyi reddeden ve kural tanımazlığı kendine düstur edinen bir neslin "Bunlar boş laflar, sen paradan haber ver!" dediğine hiç şahitlik etmediniz mi?
Fırsatı ganimete çeviren çırağın müşteriyi kandırmasına ses çıkarmayan usta, iş ahlâkının bozulmasında hiç pay sahibi değil midir?
Maraş'taki okul saldırısında öğrencilerine gövdesini siper eden Ayla Öğretmen ve gül kokulu çocuklar gittiği gün, "Gündem değişince bugünkü okul katliamı da unutacak!" diye yazmıştım. Maalesef unutuldu. Bu sefer de Manisa-Turgutlu'da tüfekli okul saldırısı gerçekleşti. Bir çocuk sırtında okul çantası taşıması gerekirken silahla okula gidip insanların canına kastediyorsa sadece "Ne hale geldik?" demek yetmez!
Çocukları, okulları ve toplumu bu noktaya getiren ihmalleri konuşmak zorundayız. Silaha ulaşmak bu kadar kolay, şiddet bu kadar sıradan olmamalı. Okulun kapısından korku girerse hepimizin sorgulaması gereken çok şey var demektir.
İyi niyetle bir kere daha söylüyorum. Okullarda gençlerimizi eğitemediğimiz ve sokaklarda güvenliğini sağlayamadığımız takdirde, toplumsal problemlerimiz bir çığ gibi büyüyecek ve toplum bunun bedeli çok ağır ödeyecektir! Köprüyü sel almadan gerekli tedbirler alınmalıdır.