İnsana hayatı düşündüren o kadar çok şey var ki…
Dün sabah işyerimizin bahçesindeki piknik masasında oturmuş, çayımı yudumlarken hemen karşımda duran zerdali ağacının dalına konan küçük bir serçe dikkatimi çekti. Bir süre onu izledim. Bir dala konuyor, biraz dinleniyor, etrafına bakıyor; sonra kanat çırpıp başka bir dala geçiyordu. O küçücük serçeyi izlerken insan ömrünü düşündüm.
Bana insan hayatını özetle deseler, şu üç kelimeyi söylerim:
Geldim… Kondum… Göçtüm…
Geriye dönüp bakıyorum… Hayatımızdan ne güzel insanlar gelip geçmiş. Meğer ne kadar zenginmişiz. Bir kısmı çocukluğumuzun en tatlı hatırası olmuş, bir kısmı gençliğimizin yol arkadaşı… Kimileri de ömrümüzün en zor günlerinde omuz verdiğimiz, omuz aldığımız dostlarımız… O günlerin kıymetini yaşarken tam anlayamamışız.
Düşünüyorum da… Hiçbir şey kalıcı değil. Gün geliyor, o güzel insanlar da göçüp gidiyor. Kimler yok ki bu kafilede… Dedelerimiz, ninelerimiz, annemiz, babamız, kardeşlerimiz, dostlarımız…
Bir zamanlar aynı sofraya oturduğumuz, aynı sokakta yürüdüğümüz, aynı çeşmeden su içtiğimiz insanlar…
Çeşmenin başında kuyruğa girip birbirimizin sırasını beklediğimiz günler…
Bugün artık yalnız hatıralarımızda yaşıyorlar.
Geriye dönüp baktığımızda, kısacık insan ömrünün ne kadar hızla akıp gittiğini fark ediyoruz. Çocukluğumuz, gençliğimiz… Bir rüzgâr gibi gelip geçmiş. Onca yıl… avuçlarımızın arasından sessizce akıp gitti.
Âşık Veysel'in o unutulmaz dizesi geliyor aklıma:
“İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece.”
Gerçekten de iki kapılı bir handayız. Bir kapısından giriyor, öteki kapısından çıkıyoruz. O iki kapı arasında ne kadar kalacağımızı bilmiyoruz. Bu bizim bileceğimiz, elimizde olan bir şey değil. Hepimiz ömür ağacının dalına konmuş birer yolcuyuz. Bir süre o dala konup dinleniyor, sevincimizi de hüznümüzü de orada yaşıyoruz. Vakti gelince de sessizce kanatlanıp gidiyoruz.
Düşünün… Aramızdan ayrılanlardan birini olsun geri getirebiliyor muyuz? Bunun için bütün varlığımızı ortaya koysak, evimizi, malımızı, mülkümüzü feda etsek… hepsi nafile. Giden geri gelmiyor.
İnsan, sevdiklerinin kıymetini en çok onları kaybedince anlıyor. Keşke bu gerçeği ayrılıktan önce öğrenebilsek. Veda vakti gelmeden sevgimizi dile getirebilsek.
İnsan yaşadıkça çok şey öğreniyor. Mal da mülk de, zenginlik de hayatın ayrıntıları. Hiçbiri hayatın olmazsa olmazı değil. Asıl zenginlik, gönlümüzde yer eden güzel insanlar. Onlardan bize kalan sadece hatıraları ve gönlümüzde bıraktıkları izler.
Yaşadığımız anın kıymetini bilmeli. Çünkü yarın bazı şeyler için geç kalmış olabiliriz.
Geldik… Konduk… Göçeceğiz…
Aslında ömür dediğimiz şey, bu üç kelimenin arasına sığdırdığımız kısa bir yolculuktan ibaret değil mi?
Sağlık ve esenlik dileklerimle…
İyi haftalar.
Pınarcık Çeşmesi'nden
