Hani Mevlânâ, “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.” diyor ya… Bazen durup düşünüyorum: Madem dün geride kaldı, neden dünün kırgınlıklarını ısrarla bugüne taşıyoruz?
Bir zamanlar aynı sofrayı paylaştığımız, aynı yolda omuz omuza yürüdüğümüz insanlarla gün geliyor bir selamı bile esirger hâle geliyoruz.
İnsanlık hâli… Kırılırız da darılırız da. Kimi zaman inciniriz, duyduğumuz bir söz içimize oturur, bir haksızlığı kolay kolay unutamayız. “Her şeyi sineye çekelim.” demiyorum. Ama bir kırgınlığı yıllarca sırtımızda taşımak, her fırsatta o defterleri yeniden açmak da kimseye bir şey kazandırmaz!
Samimi bir selamla ya da tek bir telefonla bitecek soğukluklar, iki tarafın da adımı karşıdan beklemesiyle yıllarca sürüp gidiyor. Aradaki mesafeler derinleşiyor ve bir zamanlar kapısını çekinmeden çaldığımız insanlara yabancılaşıveriyoruz.
Geçmişte aynı ideallerle yola çıkan, aynı şeylerle dertlenen insanların zamanla nasıl birbirlerine düştüklerini gördükçe içim acıyor. Bazılarının yola çıkış amacını unutup sen-ben davasına düştüğünü görüyorum. Kimin önde duracağına, kimin sözünün geçeceğine takılıp birlikte elde edebilecekleri başarıları kaybettiklerine şahit oluyorum.
Oysa asıl mesele kimin önde olduğu değil, o yolda birlikte ne iz bıraktığımızdır. Bu kopuşların en çok kime, neye zarar verdiğini görmek çok da zor değil. Güç bölünüyor, birlikte çok daha kolay aşılacak engeller tek başına kaldığımızda geçilemiyor.
Farklı düşünmek, farklı yollardan yürümek işin doğasında var. Her ayrılıkta bir kötülük aramak da doğru olmaz. Ancak aynı niyetle yola çıkmışsak, sırf mizaç ya da yöntem farklılıkları yüzünden birbirimize sırt dönmemiz de doğru değildir.
Çocukken ilkokul kitaplarında okuduğumuz o hikâyeyi hatırlarsınız: Baba, birer birer verdiği okları kolayca kıran oğullarına, okları demet yapıp uzattığında hiçbirinin o demeti kıramadığını gösterir. “Tek bir oku kırmak kolaydır ama bir araya geldiklerinde onları kimse bükemez.” der.
Yıllar geçse de bu hikâyenin anlattığı hakikat değişmiyor. İnsanları ayakta tutan, ortak idealler ve aralarındaki güvendir.
Mehmet Âkif’in dediği gibi:
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Birlik olmak her konuda aynı düşünmek değildir. Mesele, ayrıştığımız noktaları düşmanlığa dönüştürmeden, birleştiğimiz ortak yanlarımızı koruyabilmektir.
Hatalarımızla, eksiklerimizle insanız. Birimizin göremediğini diğeri görür, birimizin gücünün yetmediğine ötekinin nefesi yeter. Önemli olan bayrağı kimin taşıdığı değil, o bayrağın menzile ulaşıp ulaşmadığıdır.
Geçmişi geri getiremeyiz ama yarını nasıl kuracağımız bizim elimizdedir. Bazen gururu bir kenara bırakıp içten bir “merhaba” demek bile yılların soğukluğunu gidermeye yetecektir.
Dünden günümüze taşıdığımız sorunları yarınlarımıza da taşımayalım. Dün dünde kaldı; bugün hâlâ söylenecek güzel sözlerimiz, kenetlenecek ellerimiz var. İnanıyorum ki birlikte yürüyecek yollarımız da var.
Yeter ki arayı soğutmayalım.
Sağlık ve esenliklik dileklerimle…
İyi Haftalar.
