Yazılarımın konusunu çoğu zaman arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerden seçiyorum.

Yine geçen sohbetlerimizin birinde konu, yakın akrabalar arasındaki kırgınlıklardı. Sohbet ilerleyince arkadaşlara, “Sizin de akrabalarınız arasında küs olduğunuz biri var mı?” diye sordum.

Meğer birçoğu aynı sıkıntıyı yaşıyormuş. Kimi kardeşiyle, kimi amcasının oğluyla, kimi de yıllardır görüşmediği bir yakınıyla küs duruyormuş. Sebeplerine gelince; ortada büyük bir mesele yok. Yanlış anlaşılan küçük bir ayrıntı, anlık bir tavır, alınganlıkla karşılanan bir şaka…

Eskilerin deyimiyle, “İncir çekirdeğini doldurmayan sebepler.”

Aynı sofrayı paylaşmış, aynı çevrede büyümüş insanlar, küçücük bir mesele yüzünden birbirine yabancılaşmış. Bazen çocuklar arasındaki küçük didişmelerle başlayan kırgınlıklar zamanla anne babalara, kardeşlere, hatta iki ailenin arasına kadar girmiş.

Çevrenize bakın, çoğumuzun hayatında böylesi hikâyeler vardır. Küçük bir sebeple başlamış; zamanla konuşmalar azalmış, görüşmeler seyrekleşmiş. Sonunda birbirine yakın insanlar yabancı olup çıkmış.

Hani, “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” derler ya…

Küsen taraf kırılır, içine kapanır, o çevreden uzaklaşır. Karşı taraf ise çoğu zaman bunun farkında bile değildir. Ardından inatlaşma başlar: “O arasın, ben niye arayayım?” demeye başladığında iki taraf arasındaki ilişkiler de kopma noktasına gelir. Gurur ve kibir insanın hareketlerini yönlendirdikçe etkisi de hızla artar.

Oysa inancımız da kültürümüz de bu kırgınlıkların uzayıp gitmesine uygun değildir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) gösterdiği yol bellidir. Bir hadisinde, “Müslümanın kardeşine üç günden fazla küs kalması helal değildir; ikisinden hayırlısı ise ilk selamı verendir.” buyuruyor.

Elbette ağır haksızlığa uğrayanları, telafisi güç yaralar taşıyanları ayrı tutuyorum. Benim sözüm, sırf boş bir gurur ve kibir yüzünden kopan kardeşlik bağlarına…

Kardeş çocukları birbirini tanımadan büyüyorsa, birbirlerinin sevincini paylaşamıyor, acısından haberdar olamıyorsa burada büyüklerin durup çok iyi düşünmesi gerekir.

Kendi kırgınlıklarımız yüzünden çocukların birbiriyle ilişkilerine mesafe koymaya kimsenin hakkı yoktur.

Bugün varız, yarın yokuz.

Bir gün ardından dua edeceğimiz bir dostumuz ya da akrabamız için “Keşke hayattayken arasaydım, keşke o kırgınlığı sürdürmeseydim” demenin kimseye faydası olmaz.

Boş bir gururun arkasına sığınıp kırılan bir gönlü tamir etmek için uzatılan eli tutmamak insanı büyütmez. Aksine, insanın kendi gönlünü çürüttüğünü düşünüyorum.

Çünkü hayat, bazı şeyleri telafi etmek için bize her zaman ikinci bir fırsat vermeyebilir.

İlk adımı atan küçülmez; aksine gönlünün büyüdüğünü hisseder.

Kırgınsınız, çok içerlediniz…

Peki, bu ne zamana kadar sürecek?

Bir telefon açsanız, bir mesaj atsanız ya da size uzatılan eli samimiyetle tutsanız hiçbir şey kaybetmeyeceğinizden eminim.

Sağlık ve esenlik dileklerimle…

İyi haftalar.

Screen Shot 2026 10 12 At 10.18.48