Emekli öğretmen Mustafa Özarslan ağabeyimiz can alıcı iki soru sormuş:

Birinci Soru:

“Kirli bir el, temiz kristal bir bardağı kavrasa bardak kirlenince suç kirlenen bardakta mıdır, kirli olan elde midir?”

İkinci Soru:

“Elinizde bulunan kar beyazı çarşafı, fevkalâde kirlenmiş bir bataklığa serseniz bataklık mı ak olur, çarşaf mı kirlenir?”

Bazı soruların cevabı kelimelerle değil vicdanla verilir. Kamuoyuna yansıyan iddialar, tartışmalı uygulamalar ve toplumun gözü önünde gerçekleşen ahlâkî çürüme karşısında söylenebilenecek sözler bazen kifayetsiz kalıyor.

Bir toplumda kirlenen suçlanır, kirleten hesap vermekten kaçarsa yalnızca "kristal bardak" değil adalet duygusu da kirlenir. Temiz çarşafı bataklığa serilip sonra “Bu çarşaf neden bu kadar kirli?” diye sorgulanıyorsa orada vicdan da yaralanır. Ancak bu işin sorumluları, kişisel kanaatler ve siyasî suçlamalarla değil belgeler, denetim raporları, bağımsız soruşturmalar ve mahkeme kararlarıyla ortaya konmalıdır.

Bu yüzden asıl soruları sormak gerekiyor:

* Kirli el kim?

* Bataklığı oluşturan kim?

* Temiz bardağı ve çarşafı kirleten kim?

Fonları kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları ve büyük paralar kazandıkları söylenen kişiler ile önceden fondan çıkış yaparak parasını güvenceye aldığı ileri sürülen kişiler hakkında somut belgeler ortaya konulmalı ve gereği yapılmalıdır. Çünkü "adalet gecikmez, tez verilmeli"dir.

Ne yazık ki sonuca bakıp sebebi unutuyor, yaraya bakıp yarayı açanı görmezden geliyoruz. Ezilene “Neden ezildin?” diye soruyor, ezenin kim olduğunu sormaktan kaçınıyoruz. Oysa bu yalnızca adalet değil aynı zamanda bir vicdan meselesidir.

İnsan, yanlışın farkına vardığı hâlde makam ve mevki beklentisi, yarın kaygısı, sürgün korkusu, otorite baskısı ve itibar suikastine uğrama endişesiyle asli sorumluluğunu yerine getirmekten kaçınırsa, yalnızca görevini ihmal etmekle kalmaz; vuku bulan olayın şartlarına göre hukukî, idari veya cezai sorumluluğun da muhatabı olabilir. Vicdan; makamdan, paradan ve güçten daha büyük bir terazidir. Bu terazinin adil işlemesi için iddialarla belgeleri birbirinden ayırmak gerekir.

Adalet Bakanı Akın Gürlek: "Devletin bağından üzüm kurusu çalan tilkiden, devlet pekmez olarak o üzümü çıkartır." diyor. Bakalım, parayı iade eden foncularla henüz adı açıklanmayan vurguncu, manipülatör, spekülatörlerin durumu kamuoyu ile paylaşılacak mı? "İsim benzerliklerini sızdırarak hedef saptıran" ve kendini kamufle etmeye çalışan bürokrasi hakkında da işlem yapılacak mı? Bekleyip göreceğiz.

Mustafa ağabeyin soruları bu yüzden önemlidir. Çünkü bunlar toplumun aynasına tutulmuş büyük projeksiyonlardır.

Kristal bardak kirlenmişse kirli eli mi sorgulayacağız, bardağı mı?

Kar beyazı çarşaf bataklığa serilmişse bataklığın kirini mi konuşacağız, çarşafın lekesini mi?

Ve belki de en önemlisi:

Temizi kirletmek mi daha kolaydır, yoksa kirliyi temizlemek mi?

Cevabı hepimiz biliyoruz. Mesele, bildiğimiz cevabın gereğini yapabilecek kadar cesur ve vicdanlı olabilmektir.

Bir memleket yalnızca yollarıyla, binalarıyla, ekonomisiyle veya kurumlarıyla ayakta durmaz. Önce adaletle, sonra vicdanla, en sonunda da utanma duygusuyla ayakta durur.

Mustafa Özarslan ağabey derinlerden gelen sessiz bir çığlıkla haykırıyor:

“Başka sorum yok!”

Ben de şu hususları hatırlatmak isterim.

- Bataklığı temizlemek yerine çarşafı suçlamayalım.

- Kirli eli görmezden gelip bardağı mahkûm etmeyelim.

Pisliği halının altına süpüre süpüre bu hale geldik. "Görmedim, bilmedim, duymadım" anlayışı yaygınlaştıkça genel ahlâkımız ve buna bağlı olarak iş ahlâkımız bozuldu. Adam kayrıldığında, taraf tutulduğunda, haksızlık yapıldığında sesimizi çıkarmadık. Sanki bazı şeyleri ilk defa duyuyormuş gibi "Aaa!.. Öyle miymiş?" diye hayret ettik. Birçok insan, küçük menfaatler uğruna büyük tiyatrolar oynadı. Bu toplum üç maymunu artık çok iyi biliyor.

Şikâyet etmeyi bir tarafa bırakalım. Cerahatleşmiş yaralara neşter vurmaktan başka çıkar yolumuz yok! Unutmayalım, adalet arayışı gerçeklerin ortaya çıkarılmasıyla güçlenir; susarak, görmezlikten gelerek, haksızlığı alkışlayarak değil!