Bazı insanlar vardır, hayatta derin izler bırakarak giderler. Bazı insanlar vardır; silik, etkisiz ve cılızdırlar. Ali Vehbi Kabukçu, yankısı derinlerden gelen bir sesin sahibidir. O, bir memleket sevdalısıdır, buram buram Anadolu kokan bir vatanseverdir. Tavizsiz bir Türk milliyetçisidir. Hasreti mahşere kalmış "Türk birliği"nin yılmaz savunucusudur. Bir neslin çilesini onda görmek mümkündür. O, kaydı düşülmemiş bir zamanın hafızasıdır. Ali Vehbi Kabukçu, bizim neslin elini öptüğü saygıdeğer bir ağabeyidir.

Neylersin, ölüm herkesin başında. Ali Vehbi ağabey de 78 yıllık ömrünü tamamlayıp rahmet-i rahmana kavuştu.

Hayat sürprizlerle doludur. Kimine ağıt yakılırken kimine doğum günü pastası kesilir. Bir dostun cenazesinde kedere bürünmüş aile yakınları ve hüzne gark olmuş eski dostlar dışında, günlük hayatın hengamesinde kaybolmuş insanlar için ölüm, pek de ibret alınacak bir sonmuş gibi görünmüyor.

Sosyal medyada paylaşılan vefat haberlerine insanlar çoğu zaman üstünkörü bakıp geçiyorlar. Minarelerden yükselen sela sesleri, insanları artık eskisi gibi etkilemiyor. Uzaktaki ölüm başkasına sıradan geliyor. Atalarımız, "ölü senin değilse helvası tatlı gelir" diye boşuna söylememiş.

Bu çağda ne ölümü tefekkür eden var ne sıranın kendine geleceğini düşünüp ölümden ibret alan... Varsa yoksa dünyalık işler, gündelik telaşlar içinde sürüp giden debdebeli hayatlar karşımıza çıkıyor. Bitmeyen beklentiler, kontrolsüz hırslar, kürekçi kavgaları, ticarî rekabet, mal siparişleri, çek senet hesapları, telefon görüşmeleri, karşı tarafı ikna etme çabaları, siyasî çekişmeler, parti bildirileri, broşürler, propagandalar, esnaf ziyaretleri, gövde gösterileri, dar gelirli vatandaşın geçim sıkıntısı, asgari ücretle ay sonunu nasıl getireceğim hesapları, emekli maaşlarına zam beklentisi, ev sahibi kiracı kavgaları, geçimsiz komşular, kırılan kalpler, yıkılan gönüller derken incir çekirdeğini doldurmayacak dedikodularla hayat geçip gidiyor.

Kiminin sesi marşlara ayarlanmış; heyecanlı, detone, akortsuz bir sesle bağırıp duruyor. Kimi umudunu gelecek seçimlere bağlamış, kimi Kafdağı'nın ötesine uzanan pembe hayaller kuruyor, kimi ağzı köpüren atlar gibi öfke nöbetleriyle yanıp tutuşuyor. Kimi vurdumduymaz, suya sabuna dokunmadan vaziyeti idare etmeye çalışıyor.

Hayat, bin bir meşakkatle sürüp giderken karşımıza Kur'a'ın şu hükmü çıkıyor: "Her nefs ölümü tadacaktır" (Âl-i İmrân 185, Enbiyâ 35 ve Ankebût 57). Ölüm bir gün bizim kapımızı da çalacak. Bugün başkasına duyarsız davrandığımız kadar yarın başkaları da bize duyarsız davranacak! Neylersin, "bir namazlık saltanatın olacak, taht misali o musalla taşında."

Aslında insanın ömrü dünyayı kasıp kavuracak kadar çok uzun değil. Hayat kendi mecrasında vefasız ve acımasız şekilde geçip giderken bunu kime söyleyeceksiniz kime anlatacaksınız ki?

Geçen hafta, bir neslin sembol isimlerinden, çocukluğumun Ülkücü kahramanı Ali Vehbi Kabukçu ağabey hayata veda etti. O, gerçek bir vatansever, samimi bir milliyetçiydi. İdealist bir neslin son temsilcilerindendi. Vehbi ağabeyin vefat haberini alınca içimde bir şeyler "cızz.." etti. Boğazım düğümlendi, yutkundum, duygulandım. Bir neslin hikayesi, kayıt altına alınamadan elimizden kayıp gitti. Sözleşmiştik, dünü konuşacaktık; ama olmadı, son dönemdeki rahatsızlığı buna izin vermedi. Maalesef yakın dönemin birçok sırrı onunla birlikte gitti. Allah rahmet eylesin.

Keşke "dava arkadaşları" sokaklara, caddelere sığmayacak bir mahşeri kalabalıkla onu son yolculuğuna uğurlasalardı. Keşke akın akın gelen genç gruplar ortalığı tekbir nidalarıyla inletseler, huşu içinde ona "Fatiha" okusalardı. Hakkını teslim edelim, eski dostları, arkadaşları Vehbi ağabeye son görevlerini yaptılar, vefa gösterdiler; fakat onun ömrünü verdiği hareketin bugünkü temsilcileri keşke sadece cami avlusundaki kalıtımla yetinmeselerdi. Çünkü Ali Vehbi Kabukçu, bugünkü genç neslin anlayamacağı kadar derin bir siyasî birikime ve zengin bir kültürel alt yapıya sahip, inanmış bir dava adamıydı. Everest'in zirvelerinde dolaşan bir Türk milliyetçisiydi.

Şair Baki'nin mısralarıyla bitirelim:

Kadrini seng-i musallâda bilip ey Bâkî

Durup el bağlayalar karşuna yârân sâf sâf

Bu büyük "dava adamını" hayırla yad ediyorum. Rabbim merhametiyle muamele eylesin. Ruhu şâd, makâm-ı âlî olsun. Ailesine ve gönül dostlarına başsağlığı dilerim.

Saygı ve rahmetle.