Toplumu ayakta tutan en önemli unsurlardan biri güven duygusudur. Her şeyin birbirine girdiği kaos ortamında kime güveneceksin?
Bu ülkede gün eksik olmuyor ki garip olaylar yaşanmasın. Gazeteci İsmail Saymaz: Etimesgut Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Kerimoğlu'nun uyuşturucu testinin pozitif çıktığını, Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu'nda da esrar bulunduğunu söylüyor. "Akıl almaz bir rezalet. Böyle bir hayatınız varsa ne diye siyasete giriyor ve kamu idareciliğine soyunuyorsunuz?" diye serzenişte bulunuyor.
Beri tarafta butlan kararının şokunu henüz atlatamamışken CHP'nin siyasî bölünmüşlüğüne şahitlik ediyoruz. Ahbap Derneği’nde Haluk Levent'in yolsuzluklarını konuşurken Çerçeve Kanunu ana gündeme yerleşiyor. Çerçeve Kanunu üzerinde daha doğru dürüst fikir beyan edemeden şimdi de Süleymancılara yapılan operasyonu konuşuyoruz. Olayların biri bitmeden diğeri gündeme oturuyor. Âşık Maksut Feryadi'nin söyleyişi ile:
Ara katan katana,
Kazık atan atana,
Adam satan satana,
Kime güveneceksin?
Profesör İoanna Kuçuradi, güven konusunda iki şeyin gerekli olduğunu söylüyor: “Birincisi karşımızdaki insanın bilerek ve isteyerek yanlış bir şey yapmayacağına güvenmek; ikincisi ise bizim güvenebilme kapasitemizin olmasıdır.”
Türkiye'de aldatılmışlığın tarihi yazılsa ne büyük bir güven bunalımı çıkar değil mi?
Güven duygusu sarsıldıkça bireysel ilişkiler zayıflar, toplumsal dayanışma aşınır ve ortak yaşam kültürü zarar görür. İnsanları doğru değerlendirmek, davranışları zamanında çözümlemek hem bireysel huzurun hem de toplumsal düzenin temel şartlarındandır.
İnsan ilişkilerinde ölçü kaçırılırsa küçük büyüğü, memur âmiri, halk devleti tanımamaya başlar. Kuralların hoyratça çiğnendiği durumlarda keyfiyet öne çıkar ve hukuk göz ardı edilir. Devlet otoritesi sarsılmaya görsün, Allah korusun, sokaklar terörize edilir, topluma anarşizm hâkim olur. Bu durumda âşık haklı olarak sorar:
Kimi özünü gizler,
Kimi sözünü gizler,
Kimi yüzünü gizler,
Kime güveneceksin?
Suyun tuzlu olduğunu anlamak için denizin tamamını içmeye gerek yoktur. Kişinin karakterini anlayabilmek için aynı hayal kırıklığını defalarca yaşamak gerekmez. Davranışlar, özellikle kritik zamanlarda kişilerin gerçek yaklaşımını ortaya koyar. Yaşanan tecrübeleri görmezden gelmek, aynı sonuçları yeniden üretmekten başka bir işe yaramaz.
Günümüzdeki ilişkilerin önemli bir bölümü karşılıklı çıkar üzerinden şekillenmektedir. Bu anlayış vefa duygusunu zayıflatmakta, güven ortamını aşındırmakta ve insanların birbirine duyduğu inancı azaltmaktadır. Kurumlar, dernekler, vakıflar, dinî cemaatler, siyasî partiler şaibeli işlere karışıp itibar kaybına uğradıkça toplumun bu kurum ve kuruluşlara duyduğu aidiyet duygusu kırılmaktadır.
Bu tabloya günlük hayatın birçok alanında rastlamak mümkündür. Zor günlerinde kendisine sahip çıkanları unutanlar, sadece nankörlüğü zirveye taşımakla kalmazlar, toplumdaki güven duygusunu da yerle bir ederler. Bulunduğu ortama, makama veya güç dengesine göre tavır değiştiren bu kaypak ilişkiler, ilke ve sadakat kavramlarını değersizleştirmektedir.
Yöneticilik veya temsil sorumluluğu üstlenen kişilerin kendi eksikliklerini değerlendirmek yerine sadece rakiplerinin hataları üzerinden taktik ve strateji geliştirmeleri, sağlıklı bir yönetim ve temsil kabiliyeti oluşturmaz. Fırsatı ganimete çevirmek isteyen birtakım adamların (!) muktedirlik özlemlerini ön plana çıkarır.
Maksut Feryadi'nin sesi göklere çıkıyor:
Ey Maksudum halım yok,
Tutunacak dalım yok,
Kanadım yok, kolum yok,
Kime güveneceksin?
Son yıllarda sosyolojimiz çok değişti. Buna bağlı olarak Türkiye'de siyaset kirlendi. Ticarî ve ahlâkî konularda da önemli problemlerimiz var. Ekonomik sıkıntılar arttıkça toplumun moral motivasyonu düşmeye başladı. İnsanımız olayları değerlendirirken maalesef ön yargılarının etkisinde kalıyor. İdeolojik saplantılar ve siyasî mensubiyet, toplumda kör inatlaşmaya ve seviyesiz dedikodulara yol açıyor. Bir de buna fikirsizlik ve tahammülsüzlük eklenince, her şeyi mübah gören bir kuralsızlık ve savruk bir vurdumduymazlık hayatımızın merkezine gelip yerleşti.
Oysa karşı mahalleyi suçlayarak kendi sokağımızdaki pisliği temizleyemeyiz! Hep birlikte sokakları, mahalleyi, şehri ve ülkeyi temizlemek varken hizipçilik ve particilik adına birbirimizin gırlağına sarılıp aval aval bağırıp duruyoruz öyle... Ben haklıyım, sen haksızsın! diye...