Yolumuz Selanik'e düştü. Kent bizde derin duygular uyandırdı. Selanik bir deniz kenti. Burayı anlamak için sokaklarında dolaşmak yetmez. Denize bakmak ve kıyıda yükselen yapılara dikkat etmek gerekir. Çünkü bazı kuleler, yüzyıllar boyunca yalnızca taş ve harçtan değil, şehirlerin güvenlik ve denizcilik hikâyelerinden de inşa edilmiştir. Beyaz kule bana Alanya'yı hatırlattı.
Alanya’da Akdeniz’e bakan Kızılkule, bunun Anadolu’daki en dikkat çekici örneklerinden biridir. 1226 yılında Sultan I. Alâeddin Keykubad döneminde yaptırılan Kızılkule, Alanya limanının savunma sisteminin önemli bir parçasıydı. Yanındaki Selçuklu Tersanesi ile birlikte düşünüldüğünde, Anadolu Selçukluları'nın Akdeniz’e açılma iradesini de anlatır.
Şimdi rotayı Akdeniz’den Ege’ye çevirelim.
Selanik’in kıyısında, Thermaikos Körfezi’nin hemen yanında yükselen Beyaz Kule karşımıza çıkar.
Bugünkü görünümü 15. yüzyıla uzanan Beyaz Kule, Osmanlı döneminde Selanik’in deniz surlarının önemli bir parçasıydı. Savunma amacıyla kullanılan yapı, daha sonraki dönemlerde hapishane olarak da hizmet verdi. 19. yüzyılın sonlarında beyaza boyanmasıyla bugünkü adıyla anılmaya başladı.
İki kule arasında yüzyıllar ve farklı devletler var. Mimari olarak da birbirlerinin aynısı değiller.
Fakat ortak bir hikâyeleri var:
Denizi korumak ve denizin getirdiği gücü kontrol etmek.

Kızılkule, Alanya limanını ve tersanesini koruyan Selçuklu savunma sisteminin parçasıydı. Beyaz Kule ise Selanik’in surları ve liman savunmasıyla bütünleşen stratejik bir yapıydı.
Bu açıdan bakıldığında, Akdeniz’den Ege’ye uzanan bu iki kule, bize kıyı şehirlerinin tarih boyunca neden güçlü savunma yapılarıyla çevrelendiğini anlatıyor.
Ve bu hikâye yalnızca Alanya ve Selanik’le sınırlı değil.
İstanbul’da Rumeli Hisarı, Çanakkale’de Kilitbahir Kalesi, İstanbul’da Yedikule… Farklı dönemlerde ve farklı amaçlarla inşa edilmiş olsalar da hepsinde aynı temel düşüncenin izlerini görmek mümkün: Denizi, limanı veya stratejik geçişi kontrol etmek.
Bugün ise bu yapılar artık savaşların değil, tarihin nöbetini tutuyor.
Alanya’da Kızılkule’nin önünde Akdeniz’e, Selanik’te Beyaz Kule’nin yanında Ege’ye baktığınızda, aradan geçen yüzyıllara rağmen aynı duyguyu hissediyorsunuz.
Taş kuleler susuyor ama deniz konuşmaya devam ediyor.
Akdeniz’deki Kızılkule’den Ege’deki Beyaz Kule’ye uzanan bu hikâye, bize denizlerin yalnızca kıyıları ayırmadığını; tarih boyunca şehirleri, kültürleri ve medeniyetleri birbirine bağlayan büyük bir yol olduğunu hatırlatıyor.