DAĞLARIN GİZLİ KAHRAMANLARI: ÇOBANLARIMIZ VE KADİM YÖRÜK KÜLTÜRÜ
Anadolu’nun dağlarında, yaylalarında ve meralarında yüzyıllardır süren devasa bir emek var. Gün doğmadan sürüsünün başına geçen; yağmurda, çamurda, sıcakta ve soğukta hayvanlarını otlatan çobanlarımız… Onlar yalnızca et, süt ve peynir üretmiyor; kırsal yaşamın devamına, meraların canlı tutulmasına ve Yörük kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılmasına da öncülük ediyor.

Geçtiğimiz günlerde, Yörük kültürünün en önemli merkezlerinden Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Yazır Mahallesi’nde bu emeğin sorunlarını ve geleceğini konuşmak üzere bir araya geldik. Eşeler Yörük Derneği Başkanı Şaban Genç’in ev sahipliğinde gerçekleşen buluşmaya; Acıpayam Tarım İlçe Müdürü Abdurrahman Oymak, Denizli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Kadir Özdemir, Türkiye Ziraatçılar Derneği Denizli Temsilcisi ve Yörtürk Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Devrim Alkaya, Denizli Yörükleri Derneği Başkanı Bilal Türkoğlu, Yörtürk Vakfı Denizli Şube Başkanı Hüdai Sarı, Denizli Yörükleri İl Beyi Ali Şimşek, yerel yöneticiler, muhtarlar ve üreticiler katıldı.
“Köyden Haber Var” buluşmasında konuşulanlar, küçükbaş hayvancılığın ve kırsal yaşamın geleceği açısından hayati bir gerçeği bir kez daha ortaya koydu: Üreticinin sorunlarını yalnızca dinlemek yetmez; bu sorunlara kalıcı ve somut çözümler üretmek gerekir.

ÜRETİMİN YÜKÜ AĞIRLAŞIYOR
Yem, ilaç ve veterinerlik giderlerindeki fahiş artışlar, küçükbaş hayvancılığın sürdürülebilirliğini her geçen gün zorlaştırıyor. Üretici emeğinin karşılığını alamadığında sürüsünü küçültmek, hatta hayvancılıktan tamamen vazgeçmek zorunda kalıyor. Damızlık ve anaç hayvanların kesime gitmesi ise yalnızca bugünün değil, geleceğimizin de gıda güvenliğini tehdit ediyor.
Bir diğer büyük yara ise meralar… Yörük kültürünün ve geleneksel hayvancılığın temel dayanağı olan meraların korunması, ıslah edilmesi ve amacına uygun kullanılması şarttır. Mera alanlarının daralması ve ot veriminin düşmesi, üreticinin yem maliyetini daha da katlamaktadır.
Dağlarda sürüleriyle baş başa kalan çobanların karşılaştığı yaban hayatı ve kurt saldırıları da toplantının önemli gündem maddelerinden biriydi. Kurt saldırıları nedeniyle yaşanan hayvan kayıpları, üreticinin zaten dar olan kazancını tamamen eritiyor. Bu konuda sağlıklı kayıtların tutulması, koruyucu önlemlerin geliştirilmesi ve üreticinin zararını tanzim edecek mekanizmaların güçlendirilmesi elzemdir.

Ancak mesele yalnızca ekonomik değil. Gençlerin kırsaldan uzaklaşması, çobanlığın yeterli sosyal güvenceye, mesleki itibara ve insani yaşam koşullarına sahip olmaması, bu kadim mesleğin geleceğini ipotek altına alıyor. Gençlere cazip ve güvenceli bir gelecek sunulmadıkça, yarın dağlarda sürülerin başında duracak insan bulmak imkânsız hale gelecektir.
ÇÖZÜM, ÜRETİCİYİ AYAKTA TUTMAKTAN GEÇİYOR
Yazır’daki buluşmada dile getirilen sorunların çözümü için desteklerin üreticinin gerçek ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi, girdi maliyetlerinin sübvanse edilmesi ve damızlık hayvan yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi gerekiyor.

Kooperatifleşme ve üretici birliklerinin etkin çalışması da küçük üreticinin pazarlık gücünü artıracak; emeğin aracıya değil, alın teri dökene gitmesini sağlayacaktır.
Çobanların sosyal güvenceye kavuşturulması ise özel bir önem taşıyor. Sürü yöneticilerinin SGK primlerini karşılamaya yönelik sürdürülebilir destek modelleri geliştirilmeli; emeklilik ve sosyal güvenlik haklarına erişim kolaylaştırılmalıdır. Çobanlık, gençlerin göğsünü gere gere icra edebileceği saygın bir meslek statüsüne kavuşturulmalıdır.
Toplantıda öne çıkan en dikkat çekici önerilerden biri de çobanların orman yangınlarıyla mücadeledeki potansiyelinden yararlanılmasıydı. Dağları, koyakları ve dumanın tüttüğü yeri herkesten önce gören çobanlarımız, uygun bir koordinasyonla yangınların erken fark edilmesinde ve ormanların korunmasında kritik bir rol oynayabilir.
Bütün bunların temelinde meraların korunması, Mera Kanunu’nun tavizsiz uygulanması ve kırsal kalkınmanın bir bütün olarak ele alınması yatıyor. Çünkü hayvancılığı yaşatmak; yalnızca hayvana destek vermek değil; köyü, merayı, insanı ve kırsal kültürü bir bütün olarak yaşatmaktır.

YÖRÜK KÜLTÜRÜ YAŞAYAN BİR MİRASTIR
Bademli Mahallesi Muhtarı Baki Tekin’in toplantıda dile getirdiği, “Yörüklerden her şey çıkar; öğretmen çıkar, doktor çıkar ama vatana hain çıkmaz” sözleri, Yörük toplumunun bu topraklara olan sarsılmaz bağlılığını özetleyen en güçlü ifadeydi.
Yörüklük yalnızca geçmişte kalmış bir gelenek değildir. Üretmek, doğayla uyum içinde yaşamak, emeğe saygı duymak ve dayanışmayı yaşatmaktır. Ancak bu kültürün yaşaması, onu omuzlarında taşıyan insanların da insanca koşullarda yaşayabilmesine bağlıdır.
Çobanlarımızın sorunlarını yalnızca onların şahsi meselesi olarak göremeyiz. Onların emeği soframızdaki peynire, üretimi ülkenin gıda bağımsızlığına, yaşam biçimleri ise ortak kültürel hafızamıza uzanıyor. Çobanı korumak, üreticiyi yaşatmak ve meraları gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Yazır’da bir araya gelen üreticilerin ve sivil toplum temsilcilerinin samimiyetle dile getirdiği bu sorunların en kısa sürede surede çözülerek, üretimin sürmesi için önerilerin somut adımlara dönüşmesi dileğiyle…
Çünkü dağlarda koyunun, keçinin çan sesleri sustuğunda yalnızca sürüler eksilmez; köylerin bereketi, kırsal yaşamın canlılığı ve kadim bir kültürün sesi de tamamen kısılır.