Bugün Denizli’nin en kalabalık ve en canlı ilçelerinden birine adını veren Merkez Efendi’yi ne kadar tanıyoruz?

Her gün caddelerinden geçtiğimiz, mahallelerinde yaşadığımız Merkezefendi ilçesinin isim babası kimdir? Onun hikâyesinin nerede başladığını biliyor muyuz?

Çoğumuzun aklına hemen Manisa ve meşhur Mesir Macunu gelir. Elbette bu, kültürel hafızamızın önemli bir parçasıdır. Ancak Merkez Efendi’nin asıl hikâyesi Manisa’da başlamaz. Onun hayat yolculuğu, tam da üzerinde yaşadığımız bu topraklarda, Denizli’de başlar ve İstanbul’un manevi dünyasına kadar uzanır.

1-252

Gelin, kulaktan dolma bilgilerle tarihî gerçekleri birbirinden ayırarak bu büyük Anadolu ereninin yolculuğuna birlikte çıkalım.

DENİZLİ’DE BİR FİDAN: MÛSÂ MUSLİHUDDİN

Asıl adı Mûsâ Muslihuddin olan Merkez Efendi, 1463-1464 yıllarında Buldan’a bağlı Akçaköy’de, eski adıyla Sarı Mahmudlu’da dünyaya geldi.

Yani bugün bir ilçemize adını veren bu büyük veli, bu toprakların yetiştirdiği bir Denizli evladıydı.

2-162

İlk eğitimini memleketinde alan genç Mûsâ, henüz on beş yaşındayken ilim aşkıyla Bursa’ya gitti. Dönemin önemli ilim merkezlerinden olan Bursa’da uzun yıllar medrese eğitimi gördü.

Denizli’nin küçük bir köyünden başlayan bu yolculuk, onu zamanla Osmanlı dünyasının en önemli şehirlerine taşıyacaktı.

6-54

“MERKEZ” ADININ SIRRI

1493 yılında İstanbul’a geçen Mûsâ Muslihuddin, dinî ilimlerin yanı sıra dönemin tıp bilgisiyle de ilgilendi. Fakat hayatındaki en büyük dönüşüm, tasavvuf yoluna girmesi ve devrin büyük mutasavvıflarından Sünbül Sinan Efendi’ye intisap etmesiyle yaşandı.

“Merkez Efendi” adının nasıl ortaya çıktığına dair anlatılan meşhur rivayet ise onun tasavvuf anlayışını yansıtır.

Rivayete göre Sünbül Sinan Efendi dervişlerine:

“Dünyanın idaresi size verilse ne yapardınız?” diye sorar.

Herkes dünyadaki eksiklikleri ve yanlışları düzelteceğini söyler. Mûsâ Muslihuddin ise şöyle cevap verir:

3-109“Âlem merkezindedir, her şey yerli yerindedir. Hiçbir şeye dokunmazdım.”

İşte bu derin teslimiyet anlayışından sonra onun “Merkez” lakabıyla anıldığı rivayet edilir.

MANİSA VE MESİR MACUNU

Merkez Efendi’nin hayatındaki en bilinen duraklardan biri şüphesiz Manisa’dır. Hafsa Sultan’ın Manisa’daki külliyesinde bulunan zaviye için bir şeyh istemesi üzerine Merkez Efendi, 1514 yılında Manisa’ya gönderildi.

Bugün adı Mesir Macunu ile özdeşleşmiştir. Ancak burada tarih ile halk anlatısını birbirinden ayırmak gerekir.

5-64

Merkez Efendi’nin Hafsa Sultan için şifalı macunu hazırladığı anlatısı, halk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Buna karşılık tarihî kayıtlar, bugünkü Mesir anlatısının bazı ayrıntılarının kronolojik bakımdan tartışılması gerektiğini göstermektedir. Manisa Darüşşifası’nın Merkez Efendi’nin Manisa’dan ayrılmasından sonra inşa edilmiş olması, bu konuda dikkat çekici bir ayrıntıdır.

Bu durum Mesir geleneğinin kültürel değerini azaltmaz. Aksine, tarihî şahsiyetlerin halkın gönlünde nasıl efsanelerle bütünleştiğini gösterir.

AKÇAKÖY’DEN PAYİTAHTA

Şeyhi Sünbül Sinan’ın 1529 yılında vefatı üzerine Merkez Efendi İstanbul’a döndü ve onun makamına geçti. Ömrünün geri kalanını irşad faaliyetleriyle geçirdi.

Denizli’nin küçük bir köyünde doğan Mûsâ Muslihuddin artık Osmanlı’nın payitahtında binlerce insana yol gösteren Merkez Efendi olmuştu.

1552 yılında vefat etti ve bugün İstanbul Zeytinburnu’ndaki türbesine defnedildi.

Kısacası, bugün Merkezefendi ilçemizde her gün tabelalarda gördüğümüz o isim; Akçaköy’de doğan, Bursa’da ilimle yoğrulan, İstanbul’da irfan yolunda olgunlaşan, Manisa’da hizmet eden ve payitahtın manevi dünyasında iz bırakan müstesna bir Denizli evladıdır.

Gelecek nesillerimize yalnızca efsaneleri değil, Denizli’nin küçük bir köyünden çıkıp ilim, irfan ve hizmetle tarihe adını yazdıran bu büyük hayat hikâyesini de anlatmalıyız.

Çünkü şehirler, yalnızca meydanlarıyla ve binalarıyla büyümez. Kendi bağrından çıkan değerlerini tanıdıkça ve yaşattıkça gerçek anlamda büyür.

Ve Denizli’nin büyüklüğü, işte bu topraklardan doğup bütün Anadolu’ya yayılan Merkez Efendi gibi değerlerinde saklıdır.