Spor sadece 90 dakikalık bir mücadele değildir. Spor; dostluktur, kardeşliktir, heyecandır, paylaşmaktır. Tribünler ise bu duyguların en yoğun yaşandığı yerlerdir. Ama tribünlerin gerçek güzelliği, çocukların ve ailelerin o tribünlerde yer almasıyla ortaya çıkar.
Bir stadı düşünün…
Bir tarafta takımının formasını giymiş, elinde bayrağı, gözlerinde heyecanla maçı bekleyen bir çocuk… Diğer tarafta ailesiyle birlikte karşılaşmayı izleyen başka çocuklar… Kimi gol olduğunda sevinirken, kimi ilk kez stadyum atmosferini yaşıyor. İşte sporun bize vermesi gereken görüntü tam olarak budur.
Çünkü çocuklar tribünde varsa geleceğimiz de tribündedir.
Ne yazık ki zaman zaman bunun tam tersine şahit oluyoruz.
Son olarak Gençlerbirliği-Fenerbahçe karşılaşmasında yaşanan bir olay, hepimizi yeniden düşünmeye sevk etmeli. Gençlerbirliği tribünlerinde Fenerbahçe forması giymiş 4 yaşındaki bir çocuğa bazı taraftarların tepki göstermesi, hatta çocuğun tribünden çıkarılması yönünde bağırılması, sporun ruhuyla asla bağdaşmıyor.
Düşünün…
Henüz dört yaşında.
Hayatın ne olduğunu, rekabetin ne olduğunu, taraftarlığın ne olduğunu bile tam olarak bilmiyor. Belki o çocuk için formasının anlamı sadece sevdiği takımın renklerinden ibaret. Belki babasıyla, annesiyle ilk kez stada gelmiş. Belki yıllar sonra bu günü hatırlayacak ve “Çocukken ilk kez maça gitmiştim” diye anlatacak.
Peki, biz ona ne öğretiyoruz?
“Rakip takımın formasını giyersen burada istenmezsin” mi?
Yoksa “Hangi takımı tutarsan tut, sen bizim geleceğimizsin” mi?
İşte asıl mesele burada.
Rakip takımın formasından rahatsız olmak başka, o formayı giyen bir çocuğa tepki göstermek bambaşka bir şeydir.
Tribünlerde rekabet elbette olacak. Takımımızın kazanmasını isteyeceğiz. Rakibin golüne üzülecek, kendi takımımızın golüne sevineceğiz. Takımımızı destekleyeceğiz, tezahürat yapacağız.
Ama bütün bunları yaparken insanlığımızı, sağduyumuzu ve çocuklara karşı sorumluluğumuzu kaybetmemeliyiz.
Çünkü çocukların tarafı yoktur.
Onların tarafı sevgidir.
Onların tarafı oyundur.
Onların tarafı futboldur.
Onların tarafı renklerin güzelliğidir.
Bugün Fenerbahçe forması giyen bir çocuk, yarın Gençlerbirliği maçına rakip takım formasıyla gelen başka bir çocuğun tribünde arkadaşlık kurduğu kişi olabilir. Bugün rakip gördüğümüz çocuğu yarın sporun içinde, futbolun farklı bir alanında görebiliriz.
Sporun amacı düşman yetiştirmek değil, spor insanı yetiştirmektir.
Bu nedenle tribün kültürümüzü yeniden sorgulamamız gerekiyor.
Bir çocuk rakip takımın formasını giydiğinde ona kızmak yerine alkışlayabilmeliyiz.
“Hoş geldin küçük kardeşim” diyebilmeliyiz.
“Sen de futbolu seviyorsun, ne güzel” diyebilmeliyiz.
Hatta rakip takım formasındaki çocuğa kendi takımımızın formasını uzatıp, “Bugün sen Fenerbahçelisin, ben Gençlerbirliği. Ama ikimiz de futbolu seviyoruz” diyebilmeliyiz.
İşte gerçek taraftarlık budur.
Gerçek tribün kültürü budur.
Çünkü bir çocuğun hafızasında bırakacağımız güzel bir anı, kazanılmış bir maçtan çok daha değerlidir.
Bugün statlarımızın en büyük ihtiyacı daha fazla kavga değil, daha fazla çocuk sesidir.
Daha fazla aile…
Daha fazla kadın…
Daha fazla genç…
Daha fazla çocuk…
Tribünler çocuklarla dolduğunda futbolun atmosferi de değişir. Tezahüratların arasında çocuk sesleri duyulur. Aileler kendilerini daha güvende hisseder. İnsanlar maç izlemek için stada gelirken “Acaba kavga çıkar mı?” korkusu yerine “Çocuğumla güzel bir gün geçirebilir miyim?” düşüncesiyle hareket eder.
İşte bizim ihtiyacımız olan tribün budur.
Çocuğuna forma giydirip maça getiren anne ve babaya destek olmalıyız.
Çünkü o aile, aslında Türk futbolunun geleceğine yatırım yapıyor.
Bugün dört yaşındaki çocuk tribünde maç izliyorsa, yarın on dört yaşında altyapıda futbol oynayabilir. Yirmi dört yaşında takımının peşinden deplasmana gidebilir. Belki de ileride formasını giydiği kulübün yöneticisi, teknik direktörü veya futbolcusu olur.
Fakat bunun gerçekleşmesi için önce çocuklara tribünlerin güvenli ve güzel bir yer olduğunu göstermemiz gerekiyor.
Unutmayalım…
Bir çocuğun üzerinde hangi forma olduğundan daha önemli olan, onun üzerinde taşıdığı gülümsemedir.
Fenerbahçeli olabilir, Galatasaraylı olabilir, Beşiktaşlı olabilir, Trabzonsporlu olabilir, Gençlerbirlikli olabilir, Denizlisporlu olabilir…
Hiç fark etmez.
Çocukların formaları farklı olabilir ama hayalleri aynıdır.
Onlar futbolcu olmak ister.
Gol atmak ister.
Tribünde tezahürat yapmak ister.
Babasıyla, annesiyle maç izlemek ister.
Ve en önemlisi, mutlu olmak ister.
Biz yetişkinlerin görevi ise onların bu mutluluğunu korumaktır.
Bir çocuğun rakip takım forması giymesini kabullenemeyen bir tribün, aslında kendi geleceğini kaybediyor demektir.
Çünkü sporun en büyük rakibi rakip takım değildir.
Sporun en büyük rakibi şiddettir, nefret dilidir, tahammülsüzlüktür.
Rakip takım bizim düşmanımız değildir.
Rakip takım olmadan rekabet olmaz.
Rekabet olmadan sporun heyecanı olmaz.
Ama rekabetin de bir sınırı vardır.
O sınır, insanlık ve çocuklarımızdır.
Kimse çocukların önünde kavga etmemeli.
Kimse çocukların yanında küfür etmemeli.
Kimse rakip takım formasındaki bir çocuğu hedef göstermemeli.
Tam tersine…
Çocuklarımızı tribünlere davet etmeliyiz.
Onlara futbolun güzelliğini göstermeliyiz.
Onlara kazanmanın kadar kaybetmenin de normal olduğunu anlatmalıyız.
Rakibe saygı duymayı öğretmeliyiz.
Çünkü çocuklar bizi izliyor.
Tribünde nasıl davranırsak onlar da onu öğreniyor.
Bugün bir yetişkin rakip takım formasındaki çocuğa bağırıyorsa, yarın o çocuk büyüdüğünde aynı davranışı başka bir çocuğa gösterebilir.
Ama bugün bir yetişkin rakip takım formasındaki çocuğu alkışlıyorsa, yarın o çocuk da rakibine saygı duymayı öğrenir.
İşte mesele sadece bir maç değil.
Mesele, nasıl bir spor kültürü bırakacağımızdır.
Ben çocukların tribünlerde çoğalmasını istiyorum.
Kadınların, ailelerin, gençlerin tribünlerde daha fazla olmasını istiyorum.
Çünkü tribünler çocuklarla güzelleşir.
Tribünler ailelerle güzelleşir.
Tribünler sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle güzelleşir.
Ve artık hepimizin şu cümleyi daha yüksek sesle söylemesinin zamanı geldi:
Hangi takımın formasını giyerse giysin, çocuk tribünün misafiridir.
O çocuğa bağırmak değil, sahip çıkmak gerekir.
Çünkü yarının futbolunu bugün tribünde oturan çocuklar kuracak.
Ve biz onlara nasıl bir tribün bırakırsak, onlar da bize öyle bir futbol dünyası bırakacak.
Çocuklarla tribünler daha güzel.
Bırakalım çocuklar gelsin.
Bırakalım aileler gelsin.
Bırakalım herkes tuttuğu takımın formasını özgürce giysin.
Rekabet sahada kalsın.
Tribünde ise insanlık kazansın.