Hayat, insanı insanla sınayan bir süreç. Aynı sokakta yürür, aynı sofraya oturur, aynı iş yerinde çalışır, aynı aile içinde yaşarız. Kimi zaman bir sözümüz anlaşılmaz, kimi zaman iyi niyetimiz yanlış yorumlanır. Bazen hakkımız yenir, bazen güvenimiz boşa çıkar, bazen de hiç beklemediğimiz bir davranışla karşılaşırız. İnsan ilişkilerinin olduğu yerde kırgınlıkların, hayal kırıklıklarının ve gönül yaralarının bulunması kaçınılmazdır.

Mustafa Kutlu, "Bizim sevmediğimiz kimse yoktur. Belki gönlümüze biraz serin gelenler vardır." diyor. Bu sözde insan ilişkilerine dair büyük bir incelik saklı. Her insana aynı yakınlıkta durmak zorunda değiliz. Duygularımızı ne diye herkesle paylaşalım ki? Burada "mesafe" ile "husumeti" birbirinden ayırmak gerekir. Gönlümüze serin gelen birine karşı öfke büyütmek, geçmişte yaşananları her gün yeniden zihnimizde yaşatmak, zamanla kendi huzurumuzu kaçırır.

Soğuk iklimlerde gönlünüz çok yıpranmış olabilir; akla hayale gelmeyecek haksızlıklara uğramış, aldatılmış, kandırılmış olabilirsiniz. İhanetle sarsılmış hatta iftiraya bile uğramış olabilirsiniz. Bütün bunları hatırladıkça derin bir iç yangınla kavruluyor da olabilirsiniz.

Hafızanız sizi rahatsız ediyorsa zihniniz geçmişte yaşanan olayların etrafında dönmeye başlıyor demektir. Yıllar önce söylenmiş bir söz, bir haksızlık, beyan edilmemiş bir özür, tutulmamış bir söz zihinizde tekrar tekrar canlanabilir. O kişiyle uzun zamandan beri konuşmuyor olabilirsiniz; ama zihninizde onunla konuşmaya devam ettiğinizin farkında mısınız? Muhatabınız sizden uzakta, bambaşka bir hayat yaşarken siz gönlünüze çöreklenen o eski meseleyi hâlâ tartışır durursunuz.

Gönül sırça saraya benzer, kırılırsa düzelmez. Bazı şeyleri affetseniz bile içinizde bir tortu kalır. Bazen bir burukluk, bazen derin bir acı hissedersiniz. Onun için;

* Affetmek, o tortunun bir anda yok olması değildir.

* Affetmek, yaşananları hafızadan silmek değildir; yaşananların bugünümüzü yönetmesine izin vermemektir!

* Affetmek, yapılanı doğru kabul etmek anlamına gelmez. İnsan kendisine yapılanı onaylamadan da affedebilir. Yaşadığı haksızlığı unutmak zorunda kalmadan da gönlünü özgürleştirebilir. Kendisini korumak için bir sınır koyabilir, mesafesini muhafaza edebilir.

* Affetmek, yeniden yakınlaşmak mecburiyeti değildir! İnsan bunları içinde husımet taşımadan da gerçekleştirebilir.

Hayatın ayrıntılarında bunun örneklerini görmek mümkündür. Bir komşumuzla yaşadığımız anlaşmazlıktan sonra karşılaştığımızda selam vermek, bir akrabamızla görüşürken eski defterleri karıştırmamak, geçmişte bizi kırmış bir arkadaşımıza yüzümüzü çevirmemek... Bunlar bazen büyük sözlerden daha anlamlı ve daha değerlidir.

Bu beklentilerin derinliğinde bir gönül terbiyesi var: "Yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevmek..." Bunu lafzî olarak söylemek çok kolay; fakat gönül tasdikinden geçip uygulayabilmek gerçekten zor. Bize iyi davranan insanı sevmek kolaydır. Bizi anlayan, yanımızda duran, hakkımızı gözeten insanlara karşı gönlümüz zaten açıktır. Asıl imtihan, gönlümüze serin gelen insan karşısında da insanlığımızı muhafaza edebilmektir.

Bu anlayış, herkese sınırsız güvenmek veya kendimizi korumasız bırakmak anlamına gelmez. İnsan sınırını bilmeli, gerektiğinde uzak durabilmelidir. Yeniden muhabbet kurmak zorunda değilsiniz. Fakat bunu yaparken karşımızdaki insanı veya topluluğu hayatımızın merkezine yerleştirip sürekli onlarla mücadele etmek zorunda da değiliz.

İç huzurun hâkim olduğu bir ortamda insanlar birbirlerinin kusurlarını bilseler bile birbirlerine karşı daha yumuşak davranabilirler. Evde herkesin kendini sürekli savunmak zorunda hissetmediği, iş yerinde insanların birbirinin açığını aramadığı, komşulukta eski hesapların tutulmadığı, bir yanlışın hemen yeni bir kırgınlığa dönüşmediği bir hayat düşünelim.

Böyle bir ortamda insanın gönlü sürekli tetikte beklemez. İnsan, başkalarının hatalarını zihninde taşımak yerine kendi hayatına döner. Bir başkasının yaptığı yanlış, kendi iç huzurumuzun daimi gündemi olmaktan çıkar.

Bahanesi, gerekçesi ne olursa olsun, işi husumete çevirmeden, herkes herkesi affetsin. Başka ne çıkar yolumuz olabilir ki...

Belki affetmek, geçmişi değiştiremediğimiz hâlde bugünümüzü yeniden kurabilmenin en sessiz yoludur. Çünkü insan kendini koruyarak da affedebilir, mesafesini koruyarak da öfkeden uzak durabilir, yaşadıklarını unutmadan da huzur bulabilir.

Gönül huzuru, geçmişin hesabını kapatmakla değil, o hesabın gündemimizden düşmesine izin vermekle başlar.

Kalın sağlıcakla, gönlünüz huzurla dolsun.