Hayat, kendi mecrasında akıp gidiyor. Bazen ömrünüz neşe içinde geçer bazen içinize acı bir hüzün çöker. Mutluluk da, üzüntü de bir yaz yağmuru gibidir, gelir geçer. "Alamadım, satamadım" derken bir bakarsınız ömür biter.
Bilmem farkında mısınız? Gün eksik olmuyor ki bir dostunuzu, bir arkadaşınızı, bir ağabeyinizi kaybetmeyesiniz. Uzaktan gelen bir haberle sarsılıyor, ölüm karşısında çaresizliği yaşıyorsunuz. Her şeye çözüm bulunabilir, alternatif oluşturulabilir; ama sadece ölüme çare yok. İnanan bir insan için ölüm yok oluş değil başka bir boyuta geçiş, yeniden diriliştir.
Çocukluğunuzdan itibaren sevdiklerinizi kaybettikçe ölümü kavramaya başlarsınız. Ölümün ne kadar acı olduğunu, tahammülünün zor olduğunu öğrenirsiniz. Üzülür, hüzünlenir, acıya dayanırsınız ve bir müddet sonra hayat kaldığı yerden devam eder gider ve siz yeniden hayata tutunursunuz.
Evladını kaybetmiş bir ana-babanın acısı çok büyüktür. Bunun somut örneğini ben anamda gördüm. Genç yaşta üç çocuğunu beşikte kaybeden anam, bugün ilerlemiş yaşına rağmen torunlarından biri tökezleyip yere düşse hâlâ feryat figan eder, panik atak geçirir. Evlat acısı anamda travmaya dönüşmüştür.
Beri tarafta ise kocasını kaybeden bir kadının acısını, eşini kaybeden bir erkeğin üzüntüsünü kim gerçek anlamıyla hissedebilir ki? Yetimin, öksüzün feryadını hangimiz derinden kavrayabiliriz ki? Neylersiniz ki ölüm herkesin başında. Önemli olan ölümün acısını paylaşıp hafifletmektir.
Halk arasında "Allah, sıralı ölüm versin." temennisi dolaşıyor. Halbuki ölümün çocuk, genç, ihtiyar sırası olmaz; ölümün vakti olur. Bir insan, Allah'ın kendisine verdiği nefes sayısı kadar yaşar. Numaratör son nefesi gösterdiğinde ilahi hüküm tecelli eder. "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn". "Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve şüphesiz ona döneceğiz" (Bakara, 156).
Orhan Veli, Kitab-ı Seng-i Mezar şiirinde "Ölüm Allah'ın emri, ayrılık olmasaydı" diyor. Şiirde, sıradan bir insanın ölümünden sonra geride kalanların unutuluşu ve hayatın akışı anlatılır. Bu mısra, ölümün Allah'ın emri olduğunu kabullenen, ancak ölümün getirdiği o kesin ve geri dönülmez ayrılığın insan kalbinde oluşturduğu acıyı en sade şekilde ifade eder.
Geriye dönüp baktığımda aile büyüklerimi, yakın dostlarımı, çocukluk arkadaşlarımı, öğrencilerimi kaybettiğimi hatırlıyorum. Gök ekini biçmiş gibi genç yaşta aramızdan ayrılan nice canlarımızı hatırladıkça içime garip bir hüzün çöküyor. Yakın zamanda amcaoğlum Himmet Öztürk genç yaşta vefat etti. İbrahim Taş, Kemal Beydemir, Yaşar Karşılayan, Hıdır Eroğlu, Ali Vehbi Kabukçu ağabeyleri de ardın sıra kaybettik. Hafta başında ise Serinhisar'ın Sesi gazetesi sahibi Ahmet Beydemir ağabey rahmet-i rahmana kavuştu. Şairin ifadesiyle "Dostlarla da yollarımız ayrılıyor bir bir; gittikçe artıyor yalnızlığımız." Belki bir nebzecik nasihat olur diye Yahya Kemal'in "Her biri memnun ki gittiği yerden / Birçok seneler geçti dönen yok seferinden" mısralarıyla teselli buluyorum.
Ahmet Beydemir ağabey, 1989'dan beri yayın hayatını sürdüren Serinhisar'ın Sesi gazetesi ile şehir ve kültür tarihine katkı sağlayan, önemli bir misyon üstlendi ve yakın tarihin gazete arşivini oluşturdu. Uzun yıllar ben de Serinhisar'ın Sesi gazetesinde köşe yazıları yazdım, araştırmalar kaleme aldım, incelemeler yayımladım. Serinhisar'ın Sesi gazetesinde ilk yazım 1989'da "6. Ölüm Yıl Dönümünde Necip Fazıl Kısakürek" başlığıyla yayımlandı.
Ahmet ağabey ile hayatın seyri içinde birlikteliğimiz olduğu gibi bazen farklılıklarımız hatta aykırıklarımız da oldu. Bu durum, hayatı farklı bakış açılarından yorumlamanın renkli yansımalarıydı. Birbirimize hakkımız hukukumuz vardır. Helallik diliyorum ve hakkımı hellal ediyorum. Allah merhametiyle muamele eylesin. Makamı Cennet olsun. Ailesine ve gönül dostlarına sabır-ı cemil ve başsağlığı dilerim.
Hz. Peygamber'in bir hadisi ile bitirelim:
"İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız." (Müslim, Îmân, 93)
Cümle geçmişimize rahmet olsun. Sağlıkla kalın. Dua ve muhabbetle.