
“Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” Bu sözcükler, bir ülkenin ve bir milletin kaderini ilan ediyordu. Bu fotoğrafı İstanbul Taksim Meydanı’nda çektim. Bu çocuk, o cümleyi haykırıyordu: “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” Cumhuriyet ilan edildi.

Cumhuriyet; devlet yetkisinin ve yönetim gücünün tek bir kişiye (kral, padişah, sultan gibi) ait olmadığı, egemenliğin doğrudan millete ya da onun seçtiği temsilcilere ait olduğu demokratik yönetim biçimidir.
Cumhuriyetin temel özellikleri:
Egemenlik millete aittir: Devletin gücü bir hükümdardan veya hanedandan gelmez, kaynağını milletin ortak iradesi ve bütününden alır.
Seçim esası: Devlet başkanı ve yöneticiler, babadan oğula geçen bir sistemle değil, belirli süreler için ve seçim yoluyla göreve gelir.
Hukuk ve eşitlik: Vatandaşlar kanun önünde eşittir ve yöneticiler hukuk kurallarına bağlı olmak zorundadır.
Kamu yararı: Yönetimin temel amacı kişisel veya zümresel çıkarlar değil, kamusal yarar ve ortak iyiliktir.
Cumhuriyetin ilkeleri:
Ülkenin yönetim ve toplumsal yapısını şekillendiren altı esastan oluşur: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılapçılık.
Günümüz cumhuriyetine baktığımızda, cumhuriyetin temel özelliklerinin ve temel ilkelerinin ne denli yara aldığını üzülerek görüyoruz.
10. Yıl Söylevi’nde Atatürk'ün “Türk milleti, ebediyete akıp giden her 10 senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şerefle, saadetle, huzur ve refah içinde kutlamamızı gönülden diliyorum. Ne mutlu Türküm diyene!” diyerek cumhuriyetin sonsuza kadar süreceğini ve kutlanacağını söylemişti.
Günümüzde birçok insanımız Cumhuriyet'i gururla, onurla kutlarken bazı insanlar Cumhuriyet'i hedef alan davranışlarda bulunuyorlar ve sözler söylüyorlar. “Bu da geçer” diyorum. Cumhuriyet'in 103. yılını kutluyorum. Büyük asker, büyük devlet adamı, büyük devrimci Atatürk'ü saygı ve özlemle anıyorum.
*******

DENİZLİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE TÜYAP FUAR GRUBU'nun hazırladığı kitap fuarı da bitti. Çoluk çocuk, genç ihtiyar binlerce insanımız, alanın sergilikleri arasında gezinerek kendine uygun bulduğu kitapları aldı ya da bütçesi yeterli olmadığı için ileriki zamanlara bıraktı. Ben de birkaç kez fuara gidip kitapların güzel kokusunu teneffüs edip okur ve yazarlarla buluşup söyleştim. Uzun süredir görmediğim kitap dostu arkadaşlarımla görüştüm. Denizli eski milletvekili Mustafa Gazalcı ile söyleşip bir kitabını aldım. Türkiye Yazarlar Sendikası Denizli temsilcisi Hakan Keysan'ın bir şiir kitabını imzalattım. PAÜ Öğretim Görevlisi Havva Ergür'ün güzel Türkçemize ışık tuttuğu güzel kitabını imzalattım.

Esat Bozbıyık'la öğretmeni Hidayet Karakuş'u ziyaret edip ayaküstü sohbet ederken, Antalya'dan gelen Fatih Tuncay ve Aydın'dan gelen Gamze Ünüvar hanımla da tanışıp söyleştik. Esat Bey, öğretmeni Hidayet Karakuş'u, yazar Fatih Tuncay'ı, Gamze Ünüvar'ı ve Bilgi Yayınevi'nin eli ayağı Mesut Arslan ile Ferhat Kumcu'yu Şiir Otel'e akşam yemeğine davet etti. Benim de katılmamı istedi. Gamze Ünüvar, Aydın'a döndüğü için gelemedi.
Tam anlamıyla bir edebiyat, sanat akşamı yaşadık. Şiirden, romandan, öyküden başlayıp sözü şair ve yazarlara getirdik. Ortak şair ve yazar dostlardan söz ettik. Dergilerden konuştuk. Dönemeç dergisini Hidayet Karakuş'tan dinledik. Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Kadri Sümer, Veysel Çolak, Halim Yazıcı, Ahmet Zeki Muslu'yu andık. En çok da Dönemeç dergisi kurucularından Ali Rıza Ertan'ın erken göçüne yandık. Saat bu güzel söyleşiyi kıskanıp gece yarısını gösterdiğinde Fatih Tuncay çekimler yapıyordu. Bu güzel sohbetin tekrarını dileyip iyi geceler, dedik birbirimize. Bu güzel gece için arkadaşım, Şiir Otel'in yaratıcısı ve sahibi Esat Bozbıyık'a çok teşekkür ederim.
*******
YALNIZ BİR OPERA
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendını hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
Fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki. sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki
Gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan,
Benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi.
Murathan Mungan
Murathan Mungan söyleşisine katıldım. Denizli'ye ikinci kez geldiğini söyledi. İlk gelişini çok iyi hatırlıyorum. Yaprak Kitabevi'ndeki imzasından önce Candoğan Parkı'nın alt tarafında birkaç arkadaşın katılımıyla yemek yediğimizi unutmadım. Sanat Sevenler Derneğimizde güzel bir söyleşi yapmıştı.
Söze Denizli Horozu'ndan başladı. Denizli'de çok rahat ve deliksiz uyuduğunu anlatıp bu şehirde insanların derin uyuduklarını ve horozun bu uykudan uyandırma görevi olduğunu mizahla bağladı. Mardinli olduğunu, Mardin'in birçok eski kültürün şehri olduğunu vurguladı. İlk yıllarda gazete ve dergilerde yazmış.
O dönemde yazdığım iki dosyayı yayımlamadım, hâlâ duruyor. 23 yaşında “Mahmut ile Yezidi” adlı oyunum bankadan ödül aldı. Yolda giderken bankanın vitrininde gördüm. Nasıl heyecanlandığımı, sevindiğimi anlatamam. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde tiyatro okudum. O günün üniversiteleri ile bugünküler çok farklı. Adı üniversite olan eğitim süper marketleri var. Etik ve ahlaki ilkelerim var. Ayıp denecek hiçbir şey yapmadım. Sinema filmi istemedim, şiirlerimi reklam aracı yapmadım. Bir kitabım tutulunca ikincisini yazmadım. Duruşumu görün diye anlatıyorum. Farklı türlerde yazdım. Tiryaki okur istiyorum. Bir türe bağlanıp kalmadım, şüphe paylarım var. Sadece romancı, şair, öykücü, oyun yazarı olmak istemedim; hepsini birden götürdüm. Yazarların dünyasına inanırım. Yazar pazarlamacı değildir. Erkek yalnızlığını anlattım. Bunların sevilmesi hoşuma gider. Yeni genç yazarları destekledim. Hepimiz birlikte varız. “Resmî Tarihin Derin Kadınları Arasında Kadın" adıyla kadınlara öyküler yazdım.
Menderes'in İstanbul'u katletmesi... Mimari yapılar yıkılanlarla birlikte anılar da gitti. Edebiyat aynı zamanda yeniyi görme. Ben de bunu yapıyorum.
Yirmi iki şiir kitabı yayımlamışım. Aynı şiiri yazmamışım, hep aynı şeyi yazmadım. Bir okur iki ayrı kitaptan aynı tadı alamayabiliyor. Klişeleşmekten kaçındım. On sekiz seçki kitabı hazırlamıştım. 1985'te öykü kitabım “Son İstanbul” yayımlandı. Beni sevmeyenler benim için “Çok çalışkan.” derler. Farklı şeyler denemek istiyorum hep.
Yeni çıkacak denemeler kitabından seçkiler: Kısa paragraflarla yazılar. Kitabın adı: "Zevkimiz Edebiyat". Ana başlıklardan biri: Yazı Yalnızlığı. Bir yazar için yalnızlığın karanlığı içinde sözcüklerin gözü açılır. Var oluş, var ediş yalnızlığı... Yazarlık, kendi içindeki tenhayı tanımlamak demektir. Kendi okurlarını kendileri yaratırlar; ödünç alınmış okurları yoktur. Metne mizah duygusunun sindirilmesi gerekir.
Bir yazar niye yazar olur? Hiçbir ödüle katılmıyorum. Ödülümü okurdan almışım, hayattan almışım. Hakkıyla yaşanmış yaşım yetiyor bana. 2027'de yeni hikâye kitabım çıkıyor: “Kiralık Sırlar” deneme kitabı.
“70 yaşındasın, bundan sonra yapacağın kitapları listele, eskileri karıştırmadan.”
“Liste bu.” deyip A4 kâğıdının yarısına kadar yazılmış kitap listesi gösterdi. “Kadından Kentler” çok sevildi. Öteki Kadınlar, Öteki Kentler hazırlanıyor.”
Konuşma süresi tamamlanınca saat 15.30'da “İmza var.” deyip teşekkürlerle ayrıldı.
“Yaz Geçer” ve “Kum Saati” şiir kitapları ile imza salonuna gittiğimde büyük bir kalabalık gördüm. 10-15 dakika sonunda baktım ki sıra ilerlemiyor. Herkes elindeki üç dört kitabı imzalatıyor. Bekleyemedim, ayrıldım.
“Cumhuriyet özgürlük, insanca varlık yolu...”
Hoşça kalın, dostça kalın. Cumhuriyet'imizin değerlerini koruyup sahiplenin. Okumaktan vazgeçmeyin.
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.