Geçtiğimiz hafta Zafer Haftası'ydı. 26 Ağustos'ta iki kahramanın zaferi, Türk ulusunun ayakta kalmasının nedeni oldu. Alparslan'ın 26 Ağustos'ta kazandığı zafer, Anadolu'daki Türklerin özgürlüğüne giden yoldu. Mustafa Kemal'in 26 Ağustos'ta, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!” emriyle başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos'ta zaferle sonuçlandı. Emperyalist devletlerin güç verdiği Yunanlılar, 9 Eylül'de İzmir'de denize döküldü. Türkiye Cumhuriyeti'nin temel taşlarına bir yenisi eklendi. Ne mutlu o komutanlara. Yılların yorgunluğunu, sefaletini omuzlarında taşıyan ordularımız, emperyalizmin maşaları olan Yunanlıları yenip halkı esaretten kurtararak tüm dünya milletlerinin hayranlığını ve övgüsünü kazandı. Mazlum ülkelere örnek oldu. Bu uğurda şehit olanların ve gazilerin ruhları şad olsun.
Nice 30 Ağustoslara gururla ve minnetle ulaşacağımıza inanıyorum.
Mehmet Yakup Yılmaz döktürmüş yine. Bilim insanı Pascal'dan söz ediyor. Onun bir sözünü almış: “İnsanın bütün talihsizlikleri, sessiz bir odada yalnız kalamamasından kaynaklanır.” Diyor ve şöyle devam ediyor: “Tabii, bu sözü söylerken günün birinde, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bir ülkede, kuyu tipi diye tabir edilen bir cezaevi türünün icat edileceğini, sessiz bir kuyuda yalnız kalmanın ne demek olduğunu filan tahmin edemezdi.”
İnsanlığın son buluşu kuyu tipi cezaevleri sadece bizde mi var, yoksa herkeste mi? Onu da bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa, o da çok büyük bir işkence olduğu. Bu tip cezaevlerini yapanları, tasarlayanları Tanrı'ya havale ediyorum.
Akçaova Ortaokulu'nda çalışırken öğle aralarında turuncu bir Volkswagen görürdüm zaman zaman. Kime ait olduğunu merak ederdim. Kahveciye, “Kimdir bu turuncu Volkswagen'in sahibi?” diye sordum. Aldığım cevap beni çok şaşırttı. Muzaffer İzgü'ymüş; zaman zaman Akçaova'ya gelen kişi. Ne kadar istediysem de rastlaşamadık. Yıllar sonra Denizli'ye geldiğimde tanışabildik. Şair dostumuz Hüseyin Yurttaş tanıştırdı bizi. Birkaç kez bir araya gelip uzunca sohbet edip bir şeyler yedik. Yanımızda Süleyman Boz ve Kemal Gürcan da vardı. İnanın, şairlerin ve yazarların sohbeti bir başka oluyor.
Birkaç kez söyleşilerine katıldım. Ağzından bal damlıyordu. Kitap fuarlarına geldiğinde ya da okullara söyleşi için geldiğinde görüşürdük. Güney ilçesinde yaptığı söyleşide hayat öyküsünü dinledik. Çok acı verici bir çocukluk geçirmiş. Yoksul bir ailenin çocuğuymuş.

Akçaovalı şair yazar Ahmet Zeki Muslu, onu iyi tanıyanlardan. Akçaova'da sık sık görüşürmüş. Dere kenarında kurduğu bir sistemle evinin elektriğini temin edermiş Muzaffer İzgü. Bisikletle gezermiş. Bisikletle Çine'den gazete alır gelirmiş. Ahmet Zeki'yle, “Kolayca Muzaffer İzgü olunmuyor.” dedik aramızda.
26 Ağustos onun ölüm yıldönümüydü. Bu sebeple hem anmak hem de ondan söz etmek istedim. 1933'te Adana'da doğmuş.
“Gülmecenin asıl görevi olaya parmak basmaktır ve basılan parmak iyi bir yere basılmalıdır.” diyerek, gülme öğesinin amaç değil, araç olduğu bilinciyle gülmeceyi seçen bir yazarımızdır. Severek yazdığı için edebiyatımızın hiç yorulmayan çocuğu Muzaffer İzgü, 1959'dan başlayarak gülmecenin kozasını ören ve Nasrettin Hoca geleneğinin günümüzdeki usta sürdürücüsü bir yazardı. Toplumumuzda yaşananlardan süzdüklerini aktarırken eleştirel gerçekçi yöntemiyle insanlardaki ruhsal çarpıklıklara ve ezikliklere güldürü öğesini başarıyla kattı. Onun gülmece yazınımıza armağan ettiği kitaplarında toplumsal, siyasal yaşamımızın çarpıklıklarını, insanının durumlarını okuduk.” diyor Öner Yağcı, Cumhuriyet Kitap ekinde.
İlyas Efendi, Zıkkımın Kökü, Halo Dayı ve İki Öküz, Kaçak Kız, Orta Direği Yıkan Ayı, Anamı da Aldım Geldim, Devletin Malı Deniz; hemen aklımıza gelen kitapları.
Alsancak'ta Kıbrıs Şehitler Caddesi'nde Muzaffer İzgü Sokağı, Bostanlı'da Hilltown önünde Muzaffer İzgü Parkı var. Atilla İlhan Vapuru var İzmir'de. Karşıyaka Çarşı'da Salah Birsel Sokağı var.

Görüyoruz ki başka şehirlerde olanlar bizde ya çok az ya hiç yok. Hatırımda sadece Cevdet Ahmet Şemsioğlu Sokağı, İbrahim Çallı Evi var. Demek ki sanatçılar için parklar yapmalı, cadde ve sokak isimleri verilmeli. Geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Nihat Kömürcüoğlu'nun adı bir parka, bir caddeye verilmeli. Resim ve özellikle heykel sanatına katkılarından dolayı onun da bir heykeli dikilmeli şehrin güzel bir yerine.
Eylül geldi, hoş geldi. Temmuz ve ağustos, yaktı bizi fena halde. Eylül güzellikler getirsin. Eylül, hüzün ayı değil, hazan ayı olsun; dökülenler sadece yapraklar olsun.
Hoşça kalın, dostça kalın. Umudunuzu kaybetmeyin.

