Otobüse binen sarhoş başlamış bağırmaya. Öndekiler demiş, bir küfür sallamış; ortadakiler demiş, bir küfür sallamış; arkadakiler demiş, bir küfür sallamış. Şoför öfkeyle basmış frene, gelmiş yakasına yapışmış. İri yarı bir adam olan şoför, “Ne diyorsun, bir daha söyle bakayım.” deyince sarhoş korkuyla, “Abi, öyle bir fren yaptın ki her şey birbirine karıştı” demiş.

Ülkemizde de frene mi basılıyor, gaza mı basılıyor bilmiyoruz. Ama her şey birbirine karışmış durumda. Her sabah yeni bir şeylere uyanıyoruz. İyi ki cezası var sosyal medyada küfürün. Yoksa küfürden zigguratlar yapılırdı.

(Ziggurat: Antik Mezopotamya (Sümer, Babil ve Asur) ile İran vadilerinde inşa edilen, kat kat teraslardan oluşan piramit benzeri anıtsal tapınak kuleleridir.)

En enteresanı sosyal linçler. Biri bir şey demeye görsün, linçler başlıyor. Bir de trollere hedef oldun mu yandın.

(Troll: Teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen, huni biçiminde, geniş ağızlı balık ağı.)

Troll

Sosyal medyada trol: İnternet ortamında insanları kasten kışkırtmak, öfkelendirmek, yanlış yönlendirmek veya tartışma çıkarmak amacıyla alaycı, provokatif ya da sahte içerikler üreten kişidir. Çoğu zaman gerçek kimliklerini gizleyerek sahte profiller veya bot hesaplar üzerinden hareket ederler. Menfaat karşılığı çalıştıkları biliniyor.

İskandinav mitolojisinde ve folklorunda adı geçen, genellikle dağlarda, mağaralarda veya ıssız doğada yaşayan devasa, çirkin ve kötü yaratıklardır troller. Sosyal medya trollerinin ismi mitolojiden alınmış anlaşılan. Çok kötü yaratıklar, onlar da. Düzgün, onurlu insanları hedef alıp onları kötülemek ancak mitolojik trollere yakışır.

Kendinizle ilgili bir bilgi mi almak istiyorsunuz? Yakınınızdaki en dedikoducu biri hakkında hafif bir eleştiri yapın. Bilinmedik yönlerinizi bir çırpıda öğrenirsiniz. Ya da eşinizin bir yakınını eleştirin. O, size yedi sülalenizi ayrıntılarıyla anlatacaktır.

Bir gün öğrencilerin yanından geçerken bir öğrencimin, “Gıcık oluyorum bu adama” dediğini duydum. Önce üzüldüm, sonra kendimi sorguladım:

Bir yanlışım mı oldu acaba! diye. Bir yanlışımı bulamadım.

“Demek ki olumsuz bir tavrım olmuş” deyip geçtim.

“Kimse kusursuz değildir” dedim kendi kendime.

Öğrenciler öğretmenlerine isim takarlar. Bana takılan bir isim olmadı ya da olduysa ben duymadım. Ama öğretmen arkadaşlarımın taktığı ismi yıllar sonra içlerinden biri söyledi. “Ceyar” demişler bana, yıllar önceki "Dallas" dizisinin kötü adamı.

“Ne yaptım ben onlara?” sorusunun yanıtı da çok kolaydı. Temel Eğitim Okulları uygulaması başlayınca hem ilkokulun hem ortaokulun yöneticisi olmuştum. İkili öğretim yapılıyordu önce. Olanaklarımız uygun olduğundan tekli öğretime geçiş kararı almış ve uygulamıştım. Böylelikle arkadaşların yarım gününü, eğitimin ve öğretimin yararlı olması için çalmıştım. Kendilerince haklılarmış, diye düşünüyorum zaman zaman.

Okullar açıldı. Çift öğretimden kurtulamadığımız okul sayısı çok. Hani, “Okullar olmasaydı Millî Eğitim'i yönetmek çok kolay olurdu” demiş bir Millî Eğitim Bakanı.

Durum yine aynı. Okullar var, öğrenciler var, öğretmenler var, birçok problem var. Ülkenin başında problemli ve takıntılı, cemaatleri sivil toplum kuruluşu sayan bir bakan var. Okullara aç giden, aç dönen öğrenciler var... Say say bitmez problemlerimiz. Yapay zekâya başvursak beyni yanar.

Yeni eğitim-öğretim döneminde öğrencilere, öğretmenlere ve velilere kolaylıklar diliyorum.

Beyin yanmasından söz ettik ya, insanın beyni yanar mı?

(Beyni yanmak: aşırı zihinsel çaba harcama, karmaşık bir sorunu çözmeye çalışırken veya çok fazla bilgiye maruz kalındığında sersemlemek, düşünemez hâle gelmek ve zihnen tükenmek anlamına geliyor.)

Oksijen gazetesinin son sayısında Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, güzel bir yazı yazmış beyni korumak adına. “Beyninizi Emekli Etmeyin” başlıklı yazıda:

“İşinizden emekli olabilirsiniz ama öğrenmeyi, öğretmeyi ve şaşırmayı asla bırakmayın. Her sabah aynı saatte kalk, aynı kahvaltıyı yap, aynı gazeteyi oku, aynı arkadaşlarla aynı konuyu konuş, aynı televizyon programını izle, aynı yoldan eve dön; sonra da ‘Hocam, hafızam neden eskisi gibi değil?’ Beyin biraz nazlıdır; şaşırtılmak ister, yeni bilgi ister, yeni insan ister. Çünkü öğrenirken bilginiz yeni sinir uçlarını yeniden organize eder.”

Osman Müftüoğlu, bulmaca ve sudoku çözmenin beyni çalıştırmadığını söylüyor. "Seviyorsanız devam edin", "Dil öğrenin, enstrüman çalmayı öğrenin, yeni teknolojileri öğrenin", "Yeni bir semte navigasyon kullanmadan gidin, akıllı telefonla çözmeye çalışmayın her sorunu" ve "Sosyalleşin" diyor. Bunların beyninize yatırım olduğunu söylüyor.

Mu ̈ftu ̈log ̆Lu

Osman Müftüoğlu, 10 kritik uyarı yapıyor:

* Her gün okuyun.

* Her gün yürüyün.

* Haftada birkaç kez kaslarımızı çalıştırın.

* Yeni bir şey öğrenin.

* İnsanlarla görüşün.

* İşitmenizi ve görmenizi koruyun.

* Tansiyonunuzu, şekerinizi ve kolesterolünüzü yönetin.

* Uykunuzu küçümsemeyin.

* Her şeyi Google'a, yapay zekâya ve navigasyona bırakmayın.

* Hayatınızdan merakı hiçbir zaman çıkarmayın.

Çünkü beynin gerçek gençlik iksirlerinden biri meraktır.

Merak, bilimin körüğü olmuştur yüzyıllar boyunca. Bütün keşiflerin, icatların arkasında insanoğlunun merak duygusu vardır. Okuma merakı, yazma merakı da edebiyatı ileriye götürmüştür. Okuyorsunuz, okuyorsunuz, biriktiriyorsunuz. Bunları, birikimi boşaltmak için yazmak gerek; yazdığını okutmak için kitap gerek.

Kitaplar yetmemiş zamanla. İmece ile yazmak için dergiler çıkmış ortaya. Attila İlhan, İzmir'de Demokrat İzmir Gazetesi'nde şiir sayfası oluşturmuş. Kapı açmış genç şairlere. İzmir'den gidişiyle yine boşluk oluşmuş.

İzmirli şairler Ali Rıza Ertan, Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Kadri Sümer bir dergi çıkarmaya karar verip uygulamışlar. Dönemeç çıkmış ortaya. Dönemeç, İstanbul'da kendilerinden başkasını tanımayıp yer vermeyenlere başkaldırı olmuş. Aralıklarla uzun süre yayınlanmış ve Türk edebiyatına yeni şairler, yazarlar kazandırmış.

Sarmal

"Sarmal Çevrim" dergisi son sayısında "Dönemeç" dosyası yapmış. Dönemeç yazar ve şairlerinin düşüncelerini yazmış. Dönemeç'in kurucusu ve isim babası, edebiyat öğretmeni şair Ali Rıza Ertan'ın erken kaybı, tüm sevenlerinde derin üzüntü yaratmış.

Ahmet Zeki Muslu'nun hazırladığı dosyada; Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Hidayet Karakuş, Eftal Sevinçli, Ahmet Zeki Muslu, Necati Yıldırım ve Mehmet Şakir Örs'ün duyguları ve anıları var.

Dönemeç dergisinin yazar ve şairleri, toplumcu gerçekçi çizgide yürümüşler ve o çizgiyi sürdürüyorlar. Erken yitirdiğimiz Ali Rıza Ertan'a rahmet, diğer arkadaşlara güzel bir yaşam diliyorum

.Ali Rä±Za Ertan

Ali Rıza Ertan'dan bir şiirle bitirelim.

SEN Kİ

Sen ki acıyı böğrüne,

İnce bir hançer gibi saplayıp

Nefretin kapısında durdun;

Vurmadan gir içeri,

Nasılsa ölümün adresini biliyorsun...

Sen ki kuşkuyu gözüne,

Puslu bir öfke gibi kestirerek

Cinnetin evindesin;

Bakmadan dal içeri,

Nasılsa zulmeti beyaz görüyorsun

Sen ki soygunu diline,

Kirli bir çarşaf gibi dolayıp

Hesap sormadasın;

Nerdedir bilinmez fakat,

Gerçeğin göğsü, iffetin ateşi.

Sen ki umudusun

Kanayan bir halkın da;

Fetretin eşiğindesin,

Duruşun nasıl yorumlanacak,

"Ey gölü yaz olan, Baharı kış, kış açan."

Hoşça kalın, dostça kalın, umudunuzu yitirmeyin.