Kaliteyi hakkıyla benimseyenler bilir: İşlerini tanımlanmış, sistematik yollarla planlar, yürütür, izler ve iyileştirirler. Bir işin başarısı büyük ölçüde doğru planlamaya bağlıdır. Yaklaşık 50 yıldır dünyada ve Türkiye’de kalitenin gelişimini izliyorum. Bu deneyim bana, kaliteyi gerçekten benimseyen kurumların dijital çağda da başarılı olacağını düşündürüyor.
ISO yönetim sistemi standartlarını belge almak için değil, kurumu daha iyi yönetmek amacıyla uygulamak kalitenin benimsendiği göstergelerinden biridir. Risk envanteri hazırlamak, günlük olayları kaydetmek, bunları risklerle karşılaştırmak ve sürekli iyileştirme sistemini işletmek de kaliteyi hakkıyla yürütmenin gereği.
Hazır olma durumunun ölçülmesi de kalite araçlarından birisi. Kuruma yapay zekâ kullanımında yol haritasını çizmesi açısından yön sağlıyor. Aşağıda açıklanan yapay zekâya hazır olma göstergeleri kaliteyi benimsemiş kişilerce daha kolay anlaşılabilir.
Kurum hangi problemi çözmek istiyor?
İlk soru “Hangi yapay zekâ sistemini kullanalım?” değil, “Hangi problemi çözmeye çalışıyoruz?” olmalıdır. Problem ve ilgili süreç ayrıntılı olarak bilinmeden teknolojiye yatırım yapılması, gerçek ihtiyacı karşılamayan ve mevcut sorunlara yenilerini ekleyen bir sistemle sonuçlanabilir. Öncelikle problemin neden ortaya çıktığı, kimleri etkilediği ve yapay zekâ kullanılmadan çözülüp çözülemeyeceği araştırılmalı.
Süreçler tanımlı mı?
Yapay zekâ, iyi yönetilmeyen bir süreci kendiliğinden iyileştirmez; belirsizlikleri ve hataları daha hızlı çoğaltabilir. Bu nedenle kullanılacağı sürecin girdileri, çıktıları, sorumluları, darboğazları ve riskleri bilinmelidir. Aksi hâlde verimsiz bir işleyiş dijital ortama taşınmış olur.
Veriler kullanıma uygun mu?
Çok fazla veriye sahip olmak, iyi veriye sahip olmak demek değildir. Veriler doğru, eksiksiz, güncel, tutarlı ve kullanım amacına uygun olmalı. Eksik kayıtlar, yanlış kodlamalar ve bazı grupların yeterince temsil edilmemesi sonuçların güvenilirliğini azaltır. Kişisel verilerin korunması ve bilgi güvenliği de sağlanmalı.
Çalışanlar değişime hazır mı?
Yapay zekâ dönüşümü yalnız bilgi işlem biriminin sorumluluğunda değildir. Sistemi kullanacak çalışanların, yapay zekânın yapabildiklerini ve sınırlarını anlamaları gerekir. Alan bilgisinin yanında yapay zekâ okuryazarlığı ve eleştirel değerlendirme becerisi geliştirilmeli. Çalışanlar uygulamanın seçimine ve süreçlerin yeniden düzenlenmesine katılmalı.
Sorumluluklar belirlenmiş mi?
Sistemin sahibi, teknik sorumlusu, kullanıcıları ve çıktılarını onaylayacak kişiler tanımlanmalı. Özellikle insan yaşamını ve haklarını etkileyen alanlarda son karar bütünüyle sisteme bırakılmamalı; insan gözetiminin nerede devreye gireceği belirlenmeli. Kurum, hatayı fark edecek, bildirecek ve tekrarını önleyecek bir düzen kurmalı.
Sistem izlenebiliyor mu?
Kullanıma alma sürecin sonu değildir. Veriler, hizmet verilen gruplar ve çalışma koşulları değişebileceği için sistemin doğruluğu, güvenilirliği, yanlılığı ve beklenmeyen sonuçları düzenli olarak izlenmelidir. Tedarikçinin yeterliliği, güncellemeler, verilerin kullanım koşulları ve dışa bağımlılık riski de değerlendirilmelidir.
Hazır olma değerlendirmesinin amacı, kurumu “hazır” veya “hazır değil” diye sınıflandırmak değildir. Amaç, yapay zekânın güvenli ve yararlı biçimde kullanılabilmesi için yapılması gerekenleri eksiksiz olarak belirlemek, mevcut eksikleri görmek ve bunların giderilmesine yönelik bir gelişim planı hazırlamaktır. Bu hazırlıkların ardından; amacı, başarı ölçütleri, sorumluları ve gerektiğinde durdurma koşulları açıkça belirlenmiş küçük bir pilot uygulamayla başlanabilir.
Sonuç olarak kurumsal hazır olma, teknoloji satın alma kapasitesinden çok daha geniştir. Kurumlara sorulması gereken asıl soru şudur:
“Yapay zekâ kullanmaya hazır mıyız?” değil, “Yapay zekâyı yarar sağlayacak ve risklerini yönetebilecek biçimde kullanmaya hazır mıyız?”
Bu soruya dürüst bir yanıt verilmeden başlatılan uygulamalar, dijital dönüşüm sağlamaktan çok mevcut sorunların teknoloji aracılığıyla büyümesine yol açabilir.