İnsanları tanıdıkça bazı davranışlarını daha iyi anlıyorsunuz. Bazılarının bir işin ucundan tutması için gözünün içine bakarsınız ama anlamaz. Kimisi de siz daha ağzınızı açmadan neye ihtiyacınız olduğunu, ne söylemek istediğinizi hemen anlar.
Mahallede, akrabalar arasında, iş yerinde… Her yerde böyle insanlarla karşılaşırsınız. Onları bir düğünde sandalye taşırken de görürsünüz, bir cenazede su dağıtırken de…
Komşulardan birinin başı sıkışsa yardıma ilk onlar koşar. Kendi işleri varmış, yorgunlarmış, o gün başka bir plan yapmışlarmış… Bunlar pek önemli değildir; kendi işleri akıllarına bile gelmez. Birisi onlardan bir şey rica etti mi cevapları hazırdır:
“Tamam… Ben hallederim.”
Bizim çalışanlarımız arasında da böyle biri var… Bir süredir dikkatle izliyorum. Gerçekten elinden her iş geliyor. Kendi işini bitiriyor, hemen başkasının yardımına koşuyor. Üstelik yüzündeki o tebessüm de hiç eksik olmuyor. Sanki işletmenin bütün sorumluluğunu üstüne almış!
Bir gün yanına vardım; biraz da takılmak istedim:
- Evladım, biraz da başkalarına iş kalsın. Böyle giderse yakında yorulacaksın, dedim.
Yine gülümsedi.
- Tamam amca, dedi.
Ne diyeceğimi bilemedim. Biraz önce söylediğim söze bile itiraz etmeden “Tamam” demişti. İçimden, “Senin işin gerçekten zor,” diye geçirdim.
Hiç itiraz etmeden “Tamam” deyip işine devam etmesi, aklıma MFÖ’nün “Peki Peki Anladık” şarkısını getirdi… Hani şu “Sen neymişsin be abi!” diye bildiğimiz şarkı.
Gerçekten çevremizde herkesin yardımına koşan böyle insanlar var. Bir işimiz düştüğünde ilk onları arıyoruz; nasıl olsa geri çevirmezler diye düşünüyoruz. Elbette onlar da yorulur, canları bazı şeylere sıkılır. Ama belli etmezler. Belki de kendilerine ayıracak hiç vakitleri kalmıyor. Doğrusu, işin bu yanını pek düşünmüyoruz.
Hangimiz hayatımızın bir döneminde böyle olmadık ki? Birini kırmamak için sustuğumuz, içimizden gelmediği hâlde sırf karşımızdaki kırılmasın diye kabullendiğimiz zamanlar olmadı mı?
Özellikle bizim kuşak, “Uslu ol”, “Büyüklerini kırma”, “Ayıp olur” sözleriyle büyüdüğü için bunu iyi biliyorum. Birinin gönlü kalmasın diye çok şeyi içimize attığımız olmuştur. İnsan, hatır gözetmeyi de zor günde el uzatmayı da bilmeli. Ama bazen başkasını üzmemek uğruna kendisini yıpratmaması gerektiğini de öğrenmeli.
Bu huy insana zamanla yerleşiyor. Birlikte oturuyorsunuz, bir ikramda bulunmak istiyorsunuz. “Ne içersin?” diye sorduğunuzda bile karşınızdaki “Fark etmez” diyor. Bazen kendi isteğini söylemeye bile çekiniyor.
Hep başkaları rahat etsin, yük olmayayım, kimsenin keyfi kaçmasın diye düşünüyor. Böyle düşündüğünde de kendini hep sona bırakıyor.
Oysa her yere yetişeceğiz diye bir zorunluluğumuz yok. Her isteğe “evet” diyeceğiz diye bir anlaşmamız da yok. Bazen yalnızca durmaya, biraz yalnız kalmaya ihtiyacımız olur. Böyle zamanlarda “Bu defa yapamayacağım” diyebilmek de hayatın bir parçası olmalı.
“Hayır” demenin bir gönül kırmak olmadığını bilmeli… Bazen insanın gücü yetmez, zamanı da olmayabilir. Bunun için uzun uzun mazeretler sıralamaya da gerek yoktur.
Bizimle çalışan arkadaşımızı düşünüyorum. Belki bu yazıyı okursa sadece gülümseyecektir. Ona söyleyeceğim şeyler aslında kendime de söylemem gerekenler: Başkalarına gösterdiğin özeni biraz da kendine göster. Senin de kendin için yorulmaya, dinlenmeye, bazen de “Bugün olmaz” demeye hakkın var.
Başkalarına yetişirken kendimizi geride bırakmamayı, ne zaman “evet”, ne zaman “hayır” diyeceğimizi bir öğrenebilsek…
Sağlık ve esenlik dileklerimle.
İyi haftalar.
