Sahada yalnız bırakılan hakemler, yarın düdük çalacak insan bulamayabilir!

Futbolda yeni sezon başladı. Profesyonel liglerde henüz ilk haftalar oynanırken hakem kararları yine gündemin ilk sıralarına yerleşti. Kazanan seviniyor, kaybeden üzülüyor; ancak mağlubiyetin ardından faturanın kesildiği ilk adres çoğu zaman hakemler oluyor. Bir penaltı kararı, bir ofsayt pozisyonu, gösterilmeyen bir kart… Derken bütün tartışmaların merkezine hakemler yerleştiriliyor.

Peki, hiç kendimize şu soruyu soruyor muyuz: Biz hakemlerimizi ne kadar koruyoruz? Onlardan kusursuz olmalarını beklerken onlara nasıl bir çalışma ortamı sunuyoruz?

Futbol yalnızca futbolculardan, teknik direktörlerden ve kulüp yöneticilerinden ibaret değildir. Bu oyunun vazgeçilmez unsurlarından biri de hakemlerdir. Hakem olmadan maç oynanmaz, kurallar uygulanmaz, rekabetin adil bir şekilde sürdürülmesi mümkün olmaz. Buna rağmen özellikle mağlubiyet yaşayan takımların bir bölümü, sahadaki başarısızlığın nedenlerini kendi oyunlarında aramak yerine hakem kararlarının arkasına sığınmayı tercih ediyor.

Elbette hakemler eleştirilebilir. Yanlış kararlar tartışılabilir, pozisyonlar değerlendirilebilir, hakem performansları sorgulanabilir. Ancak eleştiriyle hakaretin, itirazla tehdidin, tepkiyle fiziksel saldırının arasındaki çizgiyi artık çok daha net çizmek zorundayız.

Çünkü mesele yalnızca bir maçın sonucu değil, futbolun geleceğidir!

AMATÖRDE HAKEM OLMAK DAHA DA ZOR

Profesyonel liglerde hakemlerin kararlarını tekrar tekrar izleyen VAR sistemi var. Tartışmalı pozisyonlar farklı açılardan incelenebiliyor. Buna rağmen profesyonel futbolun en üst seviyesinde bile hakem hataları yaşanabiliyor.

Peki ya amatör ligler?

Bu hafta sonu Denizli'de 1'inci Amatör Lig heyecanı başlıyor. Süper Amatör Lig ise gelecek hafta sahne alacak. Futbolseverleri yeni bir sezonun heyecanı beklerken bu heyecanın sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesi için en önemli görevlerden biri de hakemlerimize düşüyor.

Ancak amatör futbolun hakemleri çoğu zaman çok daha zor şartlar altında görev yapıyor. VAR yok, teknolojik destek sınırlı, pozisyonları yeniden izleme imkânı yok. Hakem, saniyeler içinde karar vermek zorunda. Üstelik tribünlerden, saha kenarından ve zaman zaman oyunculardan gelen yoğun baskının altında!

Bir pozisyonu yanlış değerlendirebilir. Bir faulü kaçırabilir. Bir kartta hata yapabilir. İnsan olmanın doğal sonucu olan bu ihtimal, hakemler için de geçerlidir.

Peki, futbolcu hata yapmıyor mu?

Kaleci topu elinden kaçırıyor, forvet karşı karşıya pozisyonda golü atamıyor, savunma oyuncusu rakibine geçiliyor. Teknik direktör yanlış oyuncu değişikliği yapabiliyor, yanlış taktikle sahaya çıkabiliyor. Bütün bunlar futbolun içinde kabul edilirken hakemin yaptığı her hatanın neden bazen büyük bir öfkeye dönüştüğünü anlamak gerçekten zor.

Futbolcunun hatası oyunun bir parçasıysa hakemin hatası neden yalnızca suçlama konusu oluyor?

BİR DÜDÜĞÜN ARDINDA BİR İNSAN VAR

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şu: Hakemler de insan!

Onların da aileleri, çocukları, işleri, sorumlulukları ve duyguları var. Hafta boyunca günlük hayatlarının mücadelesini veriyor, ardından sahaya çıkıp maç yönetiyorlar. Üstelik verdikleri kararlar nedeniyle hakaretlere uğrayabileceklerini, tehdit edilebileceklerini veya fiziksel saldırıyla karşılaşabileceklerini bilerek görev yapıyorlar.

Bir hakemin verdiği kararı beğenmeyebilirsiniz. Mağlubiyete üzülüp öfkelenebilirsiniz. Ancak hiçbir karar, bir insana fiziki saldırıda bulunmanın gerekçesi olamaz.

Sahada yaşanan bir tartışma, maç bittikten sonra da devam eden bir tehdide dönüşüyorsa burada yalnızca hakemlik değil, spor kültürü de sorgulanmalıdır.

Amatör futbolun en büyük tehlikelerinden biri, hakemlerin sahada kendilerini güvende hissetmemesidir. Bir hakem, düdüğünü çalmadan önce vereceği kararın doğruluğunu düşünmek yerine başına gelebilecekleri düşünüyorsa orada futbolun ruhu yara almış demektir.

Hakemler korkuyla değil, özgürce ve kurallar çerçevesinde karar verebilmelidir. Sahadaki otoriteyi korumak, hakemlerin her kararını sorgulanamaz hâle getirmek değildir. Asıl amaç, kararların baskı ve tehditle değil, futbolun kurallarıyla verilmesini sağlamaktır.

HAKEMLİĞE İLGİ AZALIYORSA DURUP DÜŞÜNMELİYİZ

Bir başka önemli konu da hakemliğe olan ilginin azalmasıdır.

Aday hakem başvurularının yetersiz kalması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir işarettir. Hakemliğe girişte yaş sınırının 45'ten 46'ya çıkarılması da yeni aday bulma konusunda yaşanan sıkıntıların gündeme geldiğini gösteriyor.

Elbette hakemliğe ilginin azalmasının tek bir nedeni olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak düşük ücretler, yoğun maç trafiği, saha içi ve saha dışındaki baskılar, hakaretler ve saldırı endişesi bu mesleği tercih etmeyi zorlaştıran önemli etkenler arasında yer alıyor.

Şimdi düşünelim…

Bir insan, hafta sonunu ailesiyle geçirmek yerine sahaya çıkacak. Saatlerce maç yönetecek, sorumluluk alacak, fiziksel ve zihinsel olarak yorulacak. Bunun karşılığında aldığı ücretin emeğini ne ölçüde karşıladığı da ayrı bir tartışma konusu. Üstelik bütün bunlara rağmen hakaretle, tehditle veya saldırıyla karşılaşma ihtimali var.

Böyle bir ortamda gençlerin hakemliğe yönelmesini nasıl bekleyeceğiz?

Hakemlik, yalnızca futbol sevgisiyle sürdürülebilecek bir görev değildir. Emek, eğitim, disiplin, güvenlik ve ekonomik açıdan da desteklenmesi gerekir.

Eğer bugün hakemlerimizi korumaz, sorunlarını görmezden gelirsek yarın amatör maçlara hakem bulmakta daha büyük sıkıntılar yaşayabiliriz. Çünkü hakem yetiştirmek zaman alır; kaybedilen güveni yeniden kazanmak ise çok daha zordur.

BİR HAKEM GÜNDE ÜÇ MAÇ YÖNETİRSE…

Amatör futbolun bir diğer önemli meselesi de yoğun maç programıdır.

Profesyonel ligler, amatör ligler ve altyapı karşılaşmaları derken hakemlerin iş yükü giderek artabiliyor. Bazı hakemler aynı gün iki, hatta üç karşılaşmada görev alabiliyor.

Elbette her maçın koşulları aynı değildir. Ancak bir insanın gün içerisinde art arda üç maç yönettiğini düşündüğümüzde şu soruyu sormamız gerekiyor: Bu kadar yoğun bir program, hakemlerin fiziksel ve zihinsel performansını nasıl etkiler?

Hakemlik; dikkat, konsantrasyon, fiziksel dayanıklılık ve hızlı karar verme becerisi gerektirir. Her maçta onlarca kritik pozisyonla karşılaşılabilir. Yorgunluk arttıkça konsantrasyonu korumak zorlaşabilir.

Burada amaç hakemleri suçlamak değil, onların daha verimli görev yapabileceği şartları oluşturmaktır.

Hakem sayısının artırılması, aday hakem kurslarının desteklenmesi, maç programlarının daha dengeli hazırlanması ve görev dağılımının insan gücü dikkate alınarak yapılması artık daha fazla önem taşıyor.

Çünkü yeterli sayıda hakem olmadan sağlıklı bir lig organizasyonu yürütmek kolay değildir. Bugün altyapı maçlarına hakem yetiştirmekte zorlanıyorsak yarının amatör ve profesyonel futbolunu da düşünmek zorundayız.

Hakemi korumak, yalnızca hakemin değil, futbolun geleceğini korumaktır.

KULÜP YÖNETİCİLERİNE, TEKNİK DİREKTÖRLERE VE TARAFTARLARA ÇAĞRI

Yeni sezon başlarken herkese önemli sorumluluklar düşüyor.

Kulüp başkanları ve yöneticiler, kaybedilen maçların ardından hakemleri hedef göstermek yerine kendi takımlarının eksiklerini değerlendirmeli. Teknik direktörler, oyuncularına itirazın ve tepkinin sınırlarını öğretmeli. Futbolcular, hakemin etrafını sararak baskı kurmanın oyuna katkı sağlamadığını bilmeli. Taraftarlar ise tribünden yükselen öfkenin sahadaki gerilimi büyütebileceğini unutmamalı.

Hakemler de elbette kendilerini geliştirmeli, kararlarının sorumluluğunu taşımalı ve performansları konusunda denetime açık olmalı. Yanlış kararlar gerektiğinde incelenmeli, eğitimlerle eksikler giderilmeli, adil ve şeffaf bir değerlendirme sistemi işletilmeli.

Ancak bütün bunlar yapılırken hakemlerin güvenliği ve insan onuru asla göz ardı edilmemeli.

Futbolun bütün paydaşları şunu anlamalı: Bir hakemin kararına itiraz etmek başka, o hakemi baskı altına almak başkadır. Bir performansı eleştirmek başka, bir insanı hedef hâline getirmek başkadır.

Şiddete ve tehdide karşı tavizsiz bir tutum sergilenmeli; gerekli güvenlik önlemleri alınmalı ve yaşanan olaylarda kurallar herkes için eşit uygulanmalıdır.

SON SÖZ: YARIN DÜDÜK ÇALACAK HAKEM BULAMAYABİLİRİZ!

Denizli'de amatör futbolun yeni sezonu başlıyor. Sahalarda heyecan, rekabet, mücadele ve kazanma arzusu olacak. Her takım şampiyonluk isteyecek, her futbolcu kazanmak için mücadele edecek.

Ama unutmayalım ki futbol yalnızca kazanmak değildir. Futbol; saygıdır, fair play'dir, emeğe değer vermektir.

Hakemler de bu emeğin önemli bir parçasıdır.

Bir hakemin yanlış karar vermesi, ona saldırmayı haklı çıkarmaz. Bir takımın mağlup olması, bütün sorumluluğu hakeme yüklemenin gerekçesi olamaz. Her mağlubiyetin arkasında hakem hatası ararsak futbolun içindeki gerçek sorunları görmezden geliriz.

Bugün hakemlerimizin aldığı ücretleri, çalışma koşullarını, yoğun maç trafiğini, aday hakem sayısındaki düşüşü ve güvenlik sorunlarını konuşmak zorundayız. Çünkü bu sorunlar çözülmediğinde kaybeden yalnızca hakemler olmayacak. Kulüpler, futbolcular, altyapılar ve bütün amatör futbol camiası bundan etkilenecek.

Yarın bir maç için hakem bulunamadığında, bir altyapı karşılaşması hakem yetersizliği nedeniyle sıkıntıya girdiğinde veya genç bir aday hakem gördüğü baskılar yüzünden bu meslekten vazgeçtiğinde iş işten geçmiş olabilir.

O gün geldiğinde kimse şaşırmasın!

Hakemlerimizden kusursuzluk beklemeyelim. Onlardan adaletli, dikkatli ve kurallara uygun bir yönetim bekleyelim; karşılığında da insanca çalışma koşulları, güvenlik ve saygı sunalım.

Çünkü sahada yalnızca futbolcuların değil, hakemlerin de emeği var.

HAKEMLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM!

Onları hedef göstererek değil, destekleyerek futbolu büyütelim. Hakem hatalarını konuşalım ama şiddeti asla normalleştirmeyelim. Bugün hakemlerimizin yanında durmazsak yarın sahada düdük çalacak insan bulmakta zorlanabiliriz.

Unutmayalım: Hakem varsa maç var, maç varsa rekabet var, rekabet varsa futbol var.

Yeni sezonda bütün takımlarımıza başarılar, hakemlerimize ise hatasızlıktan önce güvenli, saygılı ve adil bir futbol ortamı diliyorum.