Hafta içi Avrupa kupalarında sahaya çıkan temsilcilerimizin karnesi, Türk futbolunun yıllardır içine düştüğü acı gerçekliği bir kez daha yüzümüze çarptı. Beşiktaş ve Trabzonspor’un ayakta kalma çabalarını bir kenara bırakırsak; Fenerbahçe ve Galatasaray’ın aldığı hazin sonuçlar, sadece skor tablosuna kazınan birer yenilgi değil, yönetim zihniyetimize vurulmuş ağır bir neşterdir.
Bizim liglerimizde şampiyonluk yarışı veren kulüplerimiz, milyon euroları, astronomik bonservis ve imza paralarını havaya saçarak başarıya ulaşacaklarını sanıyorlar. Kâğıt üzerinde şaşaalı, isimleri büyük fakat sahaya ruhunu koyamayan kadrolarla ancak kendi iç pazarlarımızda göz boyuyoruz. Sınırlarımızın dışına çıktığımız an ise o çok güvendiğimiz dev bütçeler, sistemli ve disiplinli futbolun karşısında adeta eriyip gidiyor.
MESELE PARADA DEĞİL, SİSTEMDE!
Asıl başarı, hesapsızca harcanan paralarda değil; sağlam bir altyapıda, doğru yapılanmada ve sabırla işlenen sistemli çalışmalardadır.
Bakın bugün dünya futbolunu kasıp kavuran Barcelona örneğine… Altyapısından yetiştirdiği genç yeteneklerle, kulüp kültürüne sadık kalıp sahada yarattığı sistemle her türlü zorluğun üstesinden nasıl geliniyor? Bugün futbol otoritesi olan herkesin birleştiği ortak nokta açık: Avrupa’nın ve dünyanın en iyi futbolunu Barcelona oynuyor. Ve bunu milyonluk hazır transferlerle değil, inandıkları sistem ve yetenekli gençlerle yapıyorlar.
GÜNÜ DEĞİL, GELECEĞİ KURTARMAK
Peki, aynı başarı hikâyesi bizde yazılamaz mı? Elbette yazılır. Bizim coğrafyamızın insanı, gencimiz, yeteneğimiz en az Avrupa’dakiler kadar cevherle dolu. Ama bizdeki temel sorun çok net: Şampiyonluğa endeksli, panik halinde kurulan kadrolar ve genç yeteneklere gösterilmeyen tahammülsüzlük.
Bizler maalesef skora, tabelaya ve günlük başarılara o kadar bağımlı hale geldik ki; genç bir futbolcunun hatasına, gelişme sürecine asla sabrımız yok. Bir maçta aksayan genci anında kulübeye gömüyor, sonra da "neden genç yetenek çıkaramıyoruz" diye dövünüyoruz. Altyapıyı bir yük, geleceğe yatırımı ise bir "zaman kaybı" olarak gören zihniyetle Avrupa sahnesinde figüran olmaktan öteye geçemeyiz.
Artık gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi de geçiyor. Kulüplerimizin borç batağında boğulduğu, transfer şovlarının sadece günü kurtardığı bu düzen sürdürülemez. Eğer Avrupa’da sürekli ve kalıcı başarılar elde etmek istiyorsak; önce bakış açımızı değiştireceğiz.
Günü kurtaran şovları bırakıp, geleceği inşa eden sağlam altyapılara ve sistemli çalışmalara sarılmak zorundayız. Çare transfer şovlarında değil; öz kaynakta, planda ve sabırdadır.