TCMB’nin açıkladığı verilere göre Ağustos ayında cari işlemler dengesi 4,1 milyar dolarlık fazla verdiği görülüyor. Ağustos ayına ilişkin cari fazla, özellikle yaz aylarında turizm gelirlerinin katkısıyla beklenen bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte hizmetler dengesinin 9,7 milyar dolarlık katkısı cari dengedeki olumlu görünümü destekliyor. Ancak 12 aylık yıllıklandırılmış cari açığın 42,1 milyar dolara ulaşarak son üç yılın en yüksek seviyesine yükseldiği görülüyor. Ağustos ayında ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının, bir önceki ayda kaydedilen 5,6 milyar dolar seviyesinden 3,7 milyar dolara gerilediği görülüyor. İç talepteki zayıflama ham madde ve tüketim mallarına yönelik ithalat artışını sınırlandırarak cari dengeyi destekliyor. Verilerde öne çıkan bir diğer konu ise altın ithalatı ve ihracatındaki değişme. Ağustos ayında altın ihracatının 1,1 milyar dolar ulaşması, uzun süredir devam eden altın ithalatçısı konumundaki değişimi ortaya koyuyor. Bu görünüm son dönemde altın fiyatlarındaki gerilemenin, yerli yatırımcıların altına olan talebini azalttığı şeklinde yorumlanabilir. Net hata noksan ve sermaye tarafındaki rakamlar ise Ağustos ayında jeopolitik gerilimlerin kısmen hafiflemesi ve küresel piyasalarda risk iştahının artması, sermaye hareketlerini desteklediğine işaret ediyor. CDS priminde son dönemde gözlenen gerileme risk algısında kısmi bir iyileşme sağlıyor ancak küresel faizlerin yüksek seyretmesi ve gelişmiş ülkelerde bütçe açıklarına ilişkin kaygılar, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını sınırlandırdığı görülüyor. Sonuç olarak, cari dengede aylık fazla verilmesi olumlu bir gelişme olsa da yıllıklandırılmış açığın yüksek seyretmesi, dış dengede kalıcı bir iyileşmeden söz etmek için henüz erken olduğunu gösteriyor. Bu dönemde enerji maliyetlerinin yüksek seyretmesi ve bölgesel jeopolitik belirsizliklerin varlığı cari denge üzerindeki riskleri canlı tutuyor. Ancak mevcut görünüm belirsizliklere rağmen cari dengenin kontrollü ilerlediğini gösteriyor.

IMF’nin son raporunda küresel ekonomik büyümeye ilişkin beklentilerini yukarı yönde revize ederken Türkiye ekonomisine yönelik büyümenin sınırlı kalacağı, büyümenin bu yıl yüzde 2,7, gelecek yıl yüzde 3,6 olarak gerçekleşeceği öngörülüyor. Küresel ölçekte teknolojik gelişmelerin sağladığı verimlilik artışları ve kamu harcamalarındaki artış eğilimi ekonomik büyümeyi destekliyor.

Türkiye’de Temmuz ve Ağustos verileri, sanayi üretimindeki düşüşün belirginleştiğini ve bu düşüşün özellikle imalat sanayisinde yoğunlaştığını gösteriyor. Buna karşın toplam ciro ve perakende satış hacminin dirençli kaldığı görülüyor. TÜİK’in açıkladığı sanayi üretim endeksinin alt kalemlerinde yüksek teknolojili alanlarda olumlu performans görülüyor ancak sektörlerin geneline yayılan güçlü ve dengeli bir toparlanmadan söz etmek güç. Sanayi üretimdeki bu daralmada sıkı para politikasının iç talep ve finansman koşulları üzerindeki etkisi olmakla birlikte üreticilerin artan maliyetleri, ihracat pazarlarındaki talep koşulları ve küresel rekabetin farklılaşan dinamikleri sanayi üretiminde belirleyici rol oynuyor.

Son yıllarda küresel ekonomi büyümeye devam ederken, büyümenin kaynaklarında da değişimler olduğu görülüyor. Teknoloji ve verimlilik odaklı yatırımlar yeni büyüme alanları yaratırken Türkiye’nin bu alanlardan yeterince yararlanamaması rekabet gücünü sınırlandırıyor. Dolayısıyla mevcut tabloyu Türkiye’nin küresel büyümeden pay alabilmesi için teknoloji ve verimlilik odaklı yatırımlarını artırması gerektiği şeklinde okumamız gerekiyor.

Merkezi yönetim bütçesi Eylül’de 532,2 milyar lira açıkla yılın en yüksek aylık açığını verdiği görülüyor. Eylül ayında bütçenin gider tarafındaki harcama baskısı özellikle cari transferler ve faiz giderlerinde hissedilirken, mal ve hizmet alımları da enflasyonun kamu harcamalarına yansıdığı kalemler arasında yer alıyor. Bütçe açığının oluşumunda harcamalardaki artışa karşın vergi gelirlerinin aynı ivmeyi yakalayamamasının belirleyici etkisi olduğu görülüyor. Bütçenin gelirler tarafında ise uzun süredir talepteki yavaşlamanın tüketim üzerinden ÖTV ve KDV gelirlerinde azalmaya yol açarak bütçe gelirlerini etkilediği görülüyor.