Olmaz denilenler oluyor.

“Ya bize katıl ya mapusa atıl!”

Sıra Denizli'ye geldi.

A W760647 01

Geçtiğimiz günlerde Merkezefendi Belediye Başkanımız sevgili Şeniz Doğan da bir şafak baskınıyla gözaltına alındı. Uzun sorgulamaların ardından tutuklandı.

Sorgulama sırasında ne gibi tehditlerde bulunulduğuna veya teklifler yapıldığına dair bir bilgimiz yok. Bildiğimiz, onun omurgalı duruşundan vazgeçmeyip korkusuzca direnmesi.

Kendisinden beklediğim de bu tutarlı duruştu.

Denizli halkının çok büyük bir kesiminin sevgisini kazanan Şeniz Doğan'a belediye başkanları, il ve ilçe yöneticileri ile halk sahip çıkıyor.

Tam da Sabahattin Ali'nin dediği gibi:

ALDIRMA GÖNÜL

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar

Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi

Yukarıya çevir gözü

Deniz dibidir gökyüzü

Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah'a

Görecek günler var daha

Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter

Yollar gide gide biter

Ceza yata yata biter

Aldırma gönül, aldırma

Biz de “Aldırma gönül, aldırma!” yerine;

“Aldırma Şeniz Hanım, aldırma!” diyelim.

Bu kadar gönül kazanmanın, bu kadar hizmetin cezası biçildi Şeniz Doğan'a.

Bu kez aklımıza sözlerini Çiğdem Talu'nun yazdığı, Füsun Önal'ın seslendirdiği bir şarkı geliyor:

BUNLAR DA GEÇER

...

geçer geçer geçer bunlarda geçer

üzme tatlı canını bunlarda geçer

neler neler neler gördük biz

neler çektik biz

ne derlerse desinler bunlarda geçer

...

geçer geçer geçer bunlarda geçer

üzme tatlı canını bunlarda geçer

neler neler neler gördük biz

neler çektik biz

ne derlerse desinler bunlarda geçer.

Bunlar da geçecek tabii!

Halk bunu unutmayacak.

Şeniz Başkan'ın arkasında duran il ve ilçe yöneticilerine, Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu'na, ilçe başkanlarına ve halkımıza binlerce teşekkür!

Umudunuzu yitirmeyin.

*******

Dede Korkut2

“Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı. Onlar da bu dünyaya geldi geçti, kervan gibi kondu göçtü. Onları da ecel aldı, yer gizledi. Fâni dünya bize kaldı.”

Orhan Şaik Gökyay'ın "Dede Korkut Masalları" adıyla yayımlanan derlemesinden "Deli Dumrul"u okul sıralarında okumuştuk. Daha sonra hikâyelerin tamamını da okuduk.

Bu konuya nereden mi geldim?

Geçen hafta İnziva Sahaf'ta Diskur Akademi etkinliklerinden biri daha gerçekleştirildi. Afyon Kocatepe Üniversitesi akademisyenlerinden Yavuz Özer, “Dede Korkut'un Dünyasında Liyakat ve Erdem” başlıklı bir söyleşi yaptı.

Sinema ve senaryo eğitimi veren Yavuz Özer, konuşmasına şu soruyla başladı:

“Yunan destanlarını, Fin destanını, Hint destanını, Çin destanını biliyoruz. Peki, Türk destanını biliyor muyuz?”

Özer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Destanlar, sözlü hikâyelerin yazıya geçirilmiş hâlidir. Bir kişiye değil, birçok kişiye aittir ancak zamanla bir kişiye mal edilir. İlyada ve Odysseia, Homeros'a mal edilmiştir. Dede Korkut hikâyeleri de Türklerin destanıdır. İlyada ve Odysseia'dan çok önce söylendiği ifade edilir. Oğuzların destanıdır ve çok sonra yazıya geçirilmiştir. Odysseus ve eşi Penelope'nin karşılığı, Oğuzlarda Bamsı Beyrek ve Banu Çiçek'tir.

Dedekorkut

Türkçemiz; Anadolu'da, Karadeniz'in kuzeyinde ve Orta Asya'da konuşulan çok zengin bir dildir. Ali Şir Nevai, Türkçenin güzelliğini keşfetmiş, onun bir sanat ve felsefe dili olduğunu söylemiştir.

Dede Korkut hikâyelerinin iki önemli yazma nüshasından biri Dresden'de, diğeri Vatikan Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Ankara nüshası ise 2017 yılında Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nde bulunmuştur.”

Yavuz Özer, Dede Korkut hikâyelerinin Türk kültürüne dair önemli bilgiler sunduğuna da değinerek şunları söyledi:

“Oğuz toplumunda kadına ve çocuğa davranış çok önemlidir. Kadın yasaklanmıyor, aksine ona değer veriliyor ve danışılıyor. Çocuklar belli bir başarı kazandıklarında kendilerine ad veriliyor ve tören yapılıyor.

Türkçe var oldukça Türkler de var olacaktır. Dil, bir millet için çok önemlidir. Dil yok olmadıkça millet de yok olmaz. Atatürk de bunu bildiğinden dile büyük önem vermiştir.

Dede Korkut, tüm Türk illerine giden, insanları onurlandıran ve onlara akıl veren bir bilgedir. Dede Korkut'un 210 yıl yaşadığı söylenir. Ölümsüz olduğuna inanılır.”

Yavuz Özer, Türklerin liyakate ve erdeme verdiği önemi, korkusuzluklarını ve pervasızlıklarını örneklerle anlattıktan sonra Duha Koca Oğlu Deli Dumrul hikâyesini özetledi.

Türkçenin ve Türk topluluklarının daha iyi tanınması için herkesin Dede Korkut'u ve hikâyelerini okuması gerektiğini söyledi.

Kalabalık bir topluluk tarafından ilgiyle izlenen söyleşi, oldukça yararlı oldu. İnziva Sahaf'ın sahibi Ahmet Avşar'a ve Türk kültürüne, Türkçeye verdiği önemle bizlere Dede Korkut'u yeniden tanıtan Yavuz Özer'e teşekkür ediyorum.

Türkçenin güzelliğine bakar mısınız?

“Hanım hey!

Bir gün Ulaş oğlı Kazan Beg yerinden turmışıdı. Kara yerin üzerine otakların tiktirmişidi. Tokuz yerde badyalar kırılmışıdı, altın ayak sürahiler dizilmişidi. Tokuz kara gözli, örme saçlı, elleri bileğinden kınalı, parmakları nigârlı, boğazları birer karış kâfir kızları, al şarabı altın ayağıla kalın Oğuz beglerine gezdürürleridi...”

*******

Cumhuriyet aydınlanmasının yıldızları, Köy Enstitülü öğretmenlerimiz bir bir kayıp gidiyor.

Bir yıldızımız daha kaydı.

Yücel Son

Cumhuriyet aydınımız Yücel Güngör, Cumhuriyet Bayramı'nda öte dünya yolculuğuna çıktı.

“Öğretmenlikten emekli olunmaz.” sözünü doğrularcasına yıllarca öğrenmeyi ve öğretmeyi sürdürüp çevresine ışık oldu.

Bilge kişiliği ve güler yüzüyle aramızdan ayrılan Yücel Ağabey'i özleyeceğiz. Özenle yetiştirdiği çocukları da aynı ışığı yaymaya devam ediyor.

Çocukluğunda Anneannem Gülsüm'ün elinden ekmek yediğini anlatan Mustafa Dingil öğretmenimizin ve yakın akrabam Fahrettin Öz ağabeyimin ardından aramızda iki enstitülümüz kaldı.

TÖS kurucularından Avni Aytan öğretmenimize ve Şükrü Uysal öğretmenimize sağlıklı, uzun ömürler diliyorum.

Yücel Güngör ağabeyimiz, ekimin son gününde memleketi Çivril'de, tüm sevenlerinin eşliğinde, eşinin yanına defnedildi.

Ruhu şad olsun.

Sevenlerine sabır ve övünç diliyorum.

Köy Enstitülerinin yetiştirdiği öğretmenlerin Dede Korkut bilgeliğinde olduklarını düşünürüm her zaman.

İyi ki var oldular!

Köy Enstitülerinin mimarları Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'u saygıyla anıyorum.

Enstitülerin kaldırılmasına sebep olanlar...

Hoşça kalın, dostça kalın.