İnsanoğlu var olduğun günden itibaren tartışılır. Dış güzellik mi? Yoksa ruh güzelliği mi önemli diye. Bugün tüm dünya toplumlarına baktığımızda ağırlıklı dış güzellik ön plandadır.

Bu sebeple giyimler, kuşamlar, makyajlar ve fiziki olarak yapılan değişimlerde genellikle bu yüzden değil midir ?

Ancak bir de ruh güzelliği var.

Önemli olan insanın kendi güzelliği yanında ruh güzelliği olsa çok daha muteber olmaz mı?

Öyleyse bu ruh dediğimiz olgu, soyut düşünen, bilen ve özü oluşturan kaç gram gelmektedir ki bu derece önemli olsun?

ABD'de yıllar önce yapılan bir araştırmaya göre insan ruhu takriben 5 gram civarında gelmektedir. Yıllarca hasta olan kişilerin ruhunu teslim etmeden önce yapılan araştırmalar ve vefatından sonra yapılan ölçümler sonucu ortaya rakamlardan ortaya çıkmış durumdadır.

Ben bu yazıyı yıllar önce okuyunca şok geçirdim.

İnsan vücudunun ortalama kilogramı kadınlarda 60 kg, erkeklerde 75-80 kg. civarında desek çok cüzzi bir rakam değil mi?

Bu verdiğim bilgiden ziyade önemli olan bizler ruhumuzu beslemek için ya da ruhumuzu tamamlamak için neler yapıyoruz?

Mütevazi olup herkese saygılı mıyız?

İnsanlığa faydalı olmak için neler yapıyoruz?

Çocukları, kadınları genç kızları koruyor muyuz?

Doğayı, hayvanları ve toprağı koruyor muyuz?

Denizlerimize ve denizlerde bulunan deniz çayırlarına sahip çıkıyor muyuz?

Bir konu söylendiğinde bilimsel mi yaklaşıyoruz, yoksa yok canım böyle şey olur mu diyoruz?

Gelenek ve göreneklerimize sahip çıkıyor muyuz?

Büyüklerimize saygı, küçüklerimize sevgi ile yaklaşıyor muyuz?

Kitap, dergi, gazete okuyup okuduklarımızı toplumla paylaşıyor muyuz?

Dostunun ardından konuşuyor ve ya ona sahip mi çıkıyoruz?

Yaşadığın yer-şehir neresi olursa olsun, o şehirde bastığın toprağa, aldığın havaya sahip çıkıyor muyuz?

Etik kurallara ve ya mevcut örf-adetlere ne derece sahip çıkıyoruz?

Tüm bunların yanında manevi değerlere sahip çıkıyor muyuz?

Bu açılımlar çoğaltılabilir.

Yukarıdaki hususlar toplumun geneline yayılırsa o toplumun bireysel bazda değil, toplum olarak da insanların ruhunun olumlu etkileneceğini düşünüyorum.

Burada amacımız hiç kimseyi eleştirmek olmayıp, nelere sahip çıktığımızı ve neler yapabileceğimizi yazmaya çalışmaktan ibarettir.

Günümüzde genelde maddiyat ön planda olup, insanoğlu ruhunu güzelleştirmek için ve ya ruhunun kapasitesini arttırmak için genellikle pek fazla bir şey yapmamaktadır.

Öyle olmasa bu dünya daha yaşanır bir halde olmaz mıydı?

Dünyaya bakıyorsunuz, Birleşmiş Milletler’in nereye hizmet ettiği gayet açık ve net.

Parayı basan bir şekilde düdüğü çalıyor.

Peki bu derece etkili bir kurum böyle ise bunun tüm insanlığa olumlu yansıması mümkün mü? Elbette değil. Bu yansıma piramitin yukarıdan aşağıya doğru yansıması olumsuz olmaktadır.

Afrika’ya yansımasına baktığımızda, sömürülmüş ülkeler, katledilen kadın ve genç kızlar, fakirliğin yoksulluğun kol gezmesi, savaşlar vb. hat safhada.

Gazze’de 65.000 kişinin katledilmesinden sorumlu olanların gayet rahat dolaşabilmesi ve seçimleri kazanacak düzeyde oy olması.

Ülkemize geldiğimizde ise, gençler geleceğimiz olması rağmen gençlerimize çok önem veriyor gibi görünüp, onların geleceği için çok az şeyler yapmamız.

Bir tost için bile gençlerin, çocukların zorlanıyor olması. Geçmiş yazılarda "Askıda Vicdan" adlı köşe yazısını paylaşmıştım. Bu durum gerçekten insanın vicdanını yaralamaktadır.

Dünya'da 100'den fazla ülke ücretsiz okul yemeğini eğitim hakkının bir parçası sayarken, bizim gibi güçlü bir ülke niçin eğitimin bir parçası olarak görmez? Bir soruda çocuğu doyurmak mı pahalı, yoksa aç bırakmak mı? Bu olumsuz durumun çocuğun ve gençlerin her türlü gelişimine olumsuz etkileri mevcut değil mi?

Geçmiş on yılda ülkemiz ciddi kuraklık çekti, bunun çözümü daha çok ağaçlandırmak, daha çok toprağa sahip çıkmak, daha az maden çıkarmak değil mi?

Açıkçası bu anlamda Orman Bölge Müdürlükleri ağaçlandırma için canla başla çalışıyorlar.

Diğer yandan en önemli konu, bir çok konuda maddiyat ön planda olduğu için toplumun genel anlamda olumsuz etkilenmesinin ve bunun toplumun bakış açısını olumsuz etkilemesinin önüne geçilemiyor.

Önemli olan insanın baktığını mı görmek değil, gördüğünü bakış açısına göre yorumlaması değil midir?

Göz, kalp, beyin ve insan ruhu.

Göz görür, beyin yorumlar, kalp sevecenliğini ortaya koyar. Ruh ise tüm bunları konsalide eden, insan olmamızı sağlayan en önemli olgudur.

Gelin öyleyse bunun için gerekenleri yapalım.

Önce evimizin önünü bir güzel temizleyelim. Sonra hem kendimize hem de insanlığa örnek olalım. Mevcut kapasitemizi en maksimum şekilde kullanalım. Ben değil biz ruhunu oluşturalım. Birbirimizi anlayalım veya anlamaya çalışalım.

Böyle olunca gözle gördüğümüzü sever, kalbimizle yorumlar ruhumuzla sonsuza kadar taşıyıp saklayabiliriz.

Sizinle Mevlana’nın bir sözünü ve bir yorumunu paylaşmak isterim.

Mevlânâ, bedeni bir çaba veya köpük, ruhu ise okyanus veya akıp giden su olarak tanımlar; canın beden tuzağında bir kuş gibi olduğunu ve ruhun yüceliğinin bedene yansıdığını belirtir.

"Kendine değer ver gönlünü olgunlaştır. Çünkü sen bedeninle değil ruhunla insansın."

İyi okumalar dileriz.

Saygı ile kalınız.