Yarın arefe…

Ertesi gün Kurban Bayramı…

Bayramlar; paylaşmanın, yakınlaşmanın ve gönül almanın güzel vesileleridir.

Özellikle Kurban Bayramı; çocuklar için tatlı bir sevinç, büyükler için biraz da telaş ve yorgunluk demektir.

Eskiden, “Yorgunluğun adını bayram koymuşlar.” diye takılanlar da olurdu.

Bayram günleri yaklaşınca evlerimizde ayrı bir heyecan yaşanırdı.

Bir taraftan temizlik yapılır, eksikler tamamlanır, özellikle çocukların içinde tatlı bir bayram sevinci oluşurdu.

Büyükler yorulurdu ama kimse bundan şikâyet etmezdi.

Çünkü o yorgunluğun içinde sevgi vardı, muhabbet vardı.

Annemli, babamlı yaşadığımız Kurban Bayramları'nı hatırlıyorum.

Kalabalık ailemiz bir aradaydı.

Bayram namazıyla birlikte evde ayrı bir hareketlilik başlardı.

Bir yanda kurban hazırlığı…

Gelen gidenlerin telaşı…

Çocukların mutluluğu…

Büyüklerin tatlı yorgunluğu…

Ama en güzeli şuydu:

Herkes sevgide, saygıda yarışırdı.

Kim önce büyüklerin elini öpecek…

Kim daha çok gönül alacak…

Kim daha fazla hizmet edecek…

Bayram sabahları başkaydı.

Erken kalkılır, en temiz kıyafetler giyilir, bayram namazından sonra büyüklerin eli öpülür, kapılar çalınır, hâl hatır sorulurdu.

Şimdi dönüp bakınca anlıyorum ki bayram, içimizdeki samimiyetten besleniyormuş.

Şehir hayatında bayramlar artık eskisi kadar içten yaşanamıyor.

Belki de bu yüzden aynı sofrada oturup birbirine yabancı kalan insanlar çoğalıyor.

Bayramdan bayrama hatırlanan yakınlar var.

Bir mesajla geçiştirilen eski dostlar var.

Maalesef bazen küçük kırgınlıklar, bayramın sıcaklığını bile soğutabiliyor.

Oysa bu kırgınlıkların çoğu büyük sebeplerden doğmuyor.

Eskilerin tabiriyle “incir çekirdeğini doldurmayacak” meseleler…

Bazen küçük bir söz…

Bazen sert bir tavır…

Bazen de insanın kendisini fazla önemsemesi…

Kibirden mi, gururdan mı?

Bilemiyorum.

İnsan değişiyor…

Konuşması değişiyor, bakışı değişiyor.

Bir bakıyorsunuz, eskiden gönül verdiği insanlara bile yukarıdan bakabiliyor.

Düşünüyorum…

Dünya Sultan Süleyman’a kalmamış, bize mi kalacak!

Sözün özü:

Araya kibir ya da gurur girince insanlar arasında sevgi de muhabbet de kalmıyor.

Yunus Emre’nin şu sözü ne kadar yerinde:

“Bir kez gönül yıktın ise,

Bu kıldığın namaz değil.”

Bazı kırgınlıklar kolay kolay unutulmuyor.

Özellikle kırıcı sözler…

Şu söz hep aklımdadır:

“İnsanın çektiği dili belasınadır.”

Bayramlar, toplum hayatımız için kıymetli zamanlardır…

Arayamadıklarımızı aramak, kırdığımız gönülleri onarmak için güzel bir vesiledir.

Kırgınlıkları büyütmeden, muhabbeti eksiltmeden yaşayabilmek gerekir.

Sevgi ve muhabbetle…

İyi bayramlar diliyorum.

Son sözümüz şu dizeler olsun.

ARAYI SOĞUTMA GÖNÜL

Arayı soğutma gönül

Sen de katıl muhabbete!

Geçer zaman biter ömür

Yol görünür kıyamete!

Bahar olur açar çiçek

Kanatlanır uçar böcek

Konanlar mutlak göçecek

Ne gerek var husumete!

Su olmasa ağaç kurur

Meyvesi dalında durur

Yaradan kulunu korur

El açalım ol Rahmet’e!

Her sabah güneş doğuyor

Dünya her daim dönüyor

Ağlayanlar da gülüyor

Sakın varma şikâyete!

Bitmez ki aşkın tılsımı

Olmasın gönül yıkımı

Karıştırma gel aklımı

Kavuşalım selamete!

Yusuf Kabukçu