Bir dostumuzla, bir arkadaşımızla ya da uzun zamandır görmediğimiz bir yakınımızla karşılaştığımızda ilk sorduğumuz soru bellidir:

“Nasılsın?”

Bu soruya verilen cevaplar kişiden kişiye değişir.

Ama ben en çok şu cevabı severim:

“Gördüğün gibiyim.”

Bu söz bana hep samimi gelmiştir.

Çünkü içinde ne kendini olduğundan büyük gösterme çabası vardır ne de uzun uzun açıklama yapma ihtiyacı…

Sadece olduğu gibi olmanın verdiği bir rahatlık vardır.

İnsan, sadece söyledikleriyle değil; yaşayışıyla, duruşuyla ve insanlara davranışıyla tanınır.

Keşke herkes gönül rahatlığıyla “Gördüğün gibiyim.” diyebilse…

Keşke dilimizin söylediğini davranışlarımız da doğrulayabilse…

Mevlana’ya atfedilen şu söz, bu düşünceyi ne güzel anlatıyor:

“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

Ziya Paşa’nın şu meşhur beyti de aynı düşünceyi dile getirir:

“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz;

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”

İnsanın merhameti, sevgisi ve sabrı kadar; öfkesi, kibri ve tedirginliği de yüzüne yansır. İç dünyasını ne kadar gizlemeye çalışsa da görüntüsü onu bir yerde ele verir.

Yapmacık davranışlar insana yakışmaz. Üstünde eğreti bir elbise gibi durur. Samimi bir duruş ise güven ve huzur verir. Asıl önemli olan da bunu her şartta koruyabilmektir.

Geçenlerde bir dost meclisinde laf lafı açarken, bir arkadaşımızın kurduğu şu cümle takıldı aklıma:

“O, rüzgâra göre yön değiştiren biridir.”

Sohbet değişik konularla akıp gitti ama ben bu sözün üzerinde düşünmeden edemedim.

İnsan zaman içinde elbette değişecektir. Yeni şeyler öğrenerek yanlışlarını düzeltecektir.

Hayatı yaşadıkça düşünceler değişir, olgunlaşır. Bunda yadırganacak bir şey yoktur.

Ama esen rüzgâra göre devamlı yön değiştirmek bambaşka bir şeydir.

Duruşunu bozmak, kişiliğinden ödün vermektir.

Dün söylediğini bugün inkâr etmek…

Bugün övdüğünü yarın yermek…

Kimin sözü geçiyorsa ona yaklaşmak…

Rüzgâra göre yön değiştirmekten ben bunu anlıyorum.

Sert bir rüzgâr estiğinde kimi rüzgâra karşı yürümeye çalışır, kimi rüzgârı arkasına alır, yoluna devam eder.

Kimi de rüzgârın dinmesini bekler.

Ama bir de rüzgâra göre bir o yana bir bu yana olduğu yerde dönüp duranlar vardır.

Rüzgâr hangi taraftan eserse o tarafa çevrilirler.

Her renge girerler, bukalemun gibidirler.

Halkımızın böyle insanlara yakıştırdığı bu isim çok dikkat çekicidir:

“Fırıldak…”

Biraz ağır bir söz.

Ama neden söylendiğini anlamak da zor değil.

Çünkü rüzgâr kesildiğinde fırıldak da durur.

Yeni bir rüzgâr esince yeniden dönmeye başlar.

İnsanın kendine özgü bir duruşu olmalı. Sözüyle özü bir olmalı.

Menfaati değiştiğinde düşüncesi, tavrı ve dostluğu değişmemeli.

Samimi görünen değil, samimi olan insanlara ihtiyacımız var.

Duruşunu menfaatine göre değiştirmeyen…

Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan insanlara…

Belki de “Gördüğün gibiyim.” sözünün asıl güzelliği burada.

İnsanın olduğu gibi yaşayabilmesinde…

Sözüyle özü arasında bir fark olmamasında…

Bu söz benim için sadece dürüst bir duruşun değil; bazen de hayatın karmaşası ve yükü karşısındaki samimi hâlimizin ifadesidir.

Bugünkü yazımı, bu duygularla kaleme aldığım şiirimle tamamlamak istiyorum.

Sağlık ve esenlik dileklerimle…

İyi haftalar.

GÖRDÜĞÜN GİBİYİM

Kelimeler bitti, tutuldu dilim

Anlatması çok zor, işte ahvalim

Söylenir meydanda, görünür hâlim

Çözülmez bilmece, kördüğüm gibi!

Gördüğün gibiyim, gördüğün gibi!

Birazcık dinlesen anlarsın beni

Bir bir anlatırdım olup biteni

Dilim döndüğünce söyler aleni

Dünya bir değirmen öğütür gibi!

Gördüğün gibiyim, gördüğün gibi!

Dördümü beş olsun diye uğraştım

Kendi hayalimle kendim yarıştım

Olur olmaz bin bir işe karıştım

Bir kazanda pişip kaynıyor gibi!

Gördüğün gibiyim, gördüğün gibi!

İşine gelir mi hazıra konmak

Boşa kürek çekip ömrünü yormak

Hep kendine yontar, bir keser olmak

Yollara sürülmüş sürünür gibi!

Gördüğün gibiyim, gördüğün gibi!

Her güler yüzlüyü dost bilip kanma

Dünyayı keyfince dönecek sanma

Kendi ateşinde tutuşup yanma

Ocağımdan külüm uçuyor gibi!

Gördüğün gibiyim, gördüğün gibi!

Ha bugün ha yarın kalkacak tren

Mutlak ayrılacak bu hana giren

Var mı istediğin alıp götüren

Issız bir adada yaşıyor gibi!

Gördüğün gibiyim, gördüğün gibi!

(Pınarcık Çeşmesi, 2024, s. 69)