Geçtiğimiz Salı akşamı Pamukkale Kültür Merkezi Özay Gönlüm Salonu’nda son yıllarda izlediğim en güzel folklor gösterilerinden birine tanık oldum.
Denizli PEV Okulları’nın hazırladığı yıl sonu gösterisi, salonu dolduran yüzlerce veliye ve davetliye unutulmaz bir gece yaşattı.
Bir veli olarak salona girerken elbette kendi torunumu izleme heyecanını taşıyordum. Ancak perde açılıp ilk ezgiler yükselmeye başladığında sahnede yalnızca çocukları değil, bu toprakların yaşayan hafızasını gördüm.
O gece Anadolu’nun bütün renklerini bir arada aynı sahnede görmek bizim için gerçekten büyük bir mutluluk ve ayrıcalıktı.
Halaydaki birlik, Kafkas oyunlarındaki asalet, Teke yöresindeki neşe, Karadeniz folklorundaki kıvraklık, Efelerin ağırlığı, Artvin ezgilerindeki coşku…
Hepsi sırayla sahneye taşındı.
Semahta paylaşmanın güzelliğini, semazende gönle yapılan manevi yolculuğu hissederken, şamanın “kam davulu”na her vuruşunda Orta Asya’dan günümüze uzanan kültürel izleri gördük.

Hepimizin bildiğini düşündüğüm Kerimoğlu zeybeği oynanırken ayrı bir keyif aldım. Dizler yere değdiğinde, kollar yana açıldığında salondaki herkes pürdikkat öğrencileri izliyordu.
Gösteri, Genel Müdür Pınar Kaya’nın açılış konuşmasının ardından başladı ve yaklaşık doksan dakika sürdü; bu süre boyunca zamanın nasıl geçtiğini pek fark edemedik.
Çünkü sahnede sadece bir folklor gösterisi yoktu; yaklaşık iki yüz öğrencinin bir yıllık emeğinin yanında, öğretmenlerin sabrı ve ailelerin desteği de aynı sahnede buluşuyordu.
Gecenin en etkileyici yanlarından biri çocukların yüzlerindeki mutluluktu. Bu mutluluk çocukların bütün yorgunluklarını alıp götürmüştür diye düşündüm. Kimi zaman heyecanlandılar, kimi zaman küçük telaşlar yaşadılar; ama her biri sahnede büyük bir özgüvenle yer aldı.
Roman oyunları oynanırken öğrencilerin seyirciyle kurduğu sıcak bağ büyük beğeni topladı. Sahneden inip ellerindeki çiçekleri davetlilere vermeleri gecenin hoş ayrıntılarından biri oldu.

Bir süre sonra ışıklar kısıldı, müzik yavaşladı. Salonda derin bir sessizlik oluştu. Kırmızı kostümüyle sahneye çıkan semazen dönmeye başladığında herkes nefesini tuttu. Her dönüşte kostümü bir çiçek gibi açılıyor, müzikle birlikte yeniden şekilleniyordu. Bu bir öğrenci gösterisiydi, ama sahnedeki duruşu bunun çok ötesinde bir olgunluk taşıyordu.
O anda bunun sadece bir gösteri olmadığını hissettik; semazenin kendine güvenini, öğrencilerle kurduğu uyumu ve birlikte ortaya çıkan emeği gördük.
Programın sonunda bütün gruplar sırayla yeniden sahneye çıkarken, salonda herkesin bildiği o anlamlı şarkı yankılanıyordu:
“Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim, ezilir yanar içim
Bir başkadır benim memleketim”
Sahneye yeniden giren folklor grupları, ezginin ritmine uygun figürlerle yerini alırken, salondaki davetliler de bu şarkıya hep birlikte eşlik ediyordu.
Genel Müdür Sayın Pınar Kaya’nın açılış konuşmasında söylediği bir cümleyi aklımın bir köşesine not etmiştim:
“Sanatın olduğu yerde her zaman umut vardır.”
Anadolu’nun zengin kültürünü temsil eden kıyafetleriyle yan yana duran onlarca öğrenciyi izlerken yalnızca bir gösterinin finalini değil, kültürünü öğrenen, geçmişini tanıyan ve geleceğe taşıyacak bir nesli gördüm.
O öğrencilerin içinde torunumun da bulunması benim için gecenin en anlamlı ayrıntısıydı.

Bu güzel geceyi hazırlayan PEV Okulları’na, emeği geçen öğretmenlere, yöneticilere, velilere ve sahnede yer alan yaklaşık 200 öğrencimize gönülden tebrik ediyorum.
Biliyorum ki kültürünü yaşatan toplumlar geleceğe daha güvenle yürür. Bu çocuklar da o geleceğin en güzel teminatıdır.
Sözün özü: Bu çocuklar olduğu sürece gelecekle ilgili umutlar hiç tükenmez.
Sağlık ve esenlik dileklerimle…
İyi haftalar.
Yusuf Kabukçu