Bazen hiç aklımızda olmayan bir konuyu, sıradan bir olay vesilesiyle düşünmeye başlarız.
Geçen hafta başından bu yana tadilat gören evimizdeyiz. Bir yandan temizlikle uğraşıyor, bir yandan da gözden kaçan eksikleri tamamlamaya çalışıyoruz.
Buraya her gelişimizde yanı başımızda biten sırnaşık bir ziyaretçimiz var.
Bahçede bizi görür görmez bir yerlerden çıkıp geliyor.
Biz ona “Korsan” adını verdik.
Komşulardan birine ait bu güzel kedinin bir gözü doğuştan kapalıymış.
Küçük torunum onu ilk gördüğünde şaşkınlıkla, “Dede, bu kedi korsan mı?” diye sormuştu.
O günden sonra ona başka bir isim yakıştıramadık.
Geçen yıl devamlı yanımıza gelirdi. Bu yıl da sık sık misafirimiz oluyor.
Her sabah neredeyse aynı saatte geliyor. Bir kenarda bekleyip sanki bizim kahvaltımıza eşlik ediyor.
Bizimle işi bitince de yavaşça karşıdaki çim alana doğru yürüyor. Çevrede su bulabileceği pek çok yer olmasına rağmen oralara uğramıyor. Doğruca çimlerin arasındaki sulama fıskiyesine gidiyor.
Önce etrafı dikkatlice kolaçan ediyor. Sağına soluna baktıktan sonra fıskiyeden damlayan birkaç damla suyu içiyor. Ardından da sessizce uzaklaşıyor.
Birkaç gündür oturduğum yerden aynı manzarayı izliyorum.

Korsan’ın kendine göre bir düzeni var.
Geliş saati belli…
Yürüdüğü yol belli…
Su içeceği yer belli…
Bu düzenin dışına pek çıkmıyor.
En ufak bir hareket, beklenmedik bir ses ya da yaklaşan bir insan görünce fırlayıp hemen oradan uzaklaşıyor.
Onu izlerken ister istemez insanlardaki bazı alışkanlık hâllerini düşündüm.
Zaten biz de birçok davranışımızı nedenini pek düşünmeden, alışkanlık olduğu için sürdürüyoruz.
Bazı düşüncelerimizi yıllarca değiştirmiyoruz.
Bazı kırgınlıklarımızı içimizde taşıyoruz.
Kimi zaman da yanlış olduğunu bildiğimiz hâlde alıştığımız şeylerden vazgeçemiyoruz.
Bir süre sonra alışkanlık hâline gelen davranışlarımızı sorgulamayı bırakıyoruz.
Belki de asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü insan alıştığı şeyin doğru olup olmadığına bakmıyor; sadece alıştığı için devam ediyor.
Bazı davranışlarımızı o kadar içimize işliyoruz ki onların sadece bir alışkanlık olduğunun bile farkına varamıyoruz.
Öfkemizi mizacımız sanıyoruz.
İnadımızı kararlılık zannediyoruz.
Önyargılarımızı tecrübe diye kabul ediyoruz.
Oysa insanın diğer canlılardan önemli bir farkı var.
Dönüp kendine bakabilmesi…
Yanlışını görebilmesi…
“Ben burada hata yapmışım.” diyebilmesi…
Korsan her sabah aynı yere geliyor.
Aynı fıskiyeden birkaç damla su içip yoluna devam ediyor.
Onun düzeni bu.
Belki de tabiatı gereği başka türlüsünü yapamıyor.
Ama insanın böyle bir mazereti yok.
Yarın burada olmayacağım.
Muhtemelen o yine aynı saatte gelecek.
Aynı fıskiyenin başında birkaç damla su içecek.
Sonra sessizce uzaklaşıp gidecek.
Ama benim aklımda şimdi şu soru var:
Hayatımı gerçekten ben mi yönetiyorum?
Yoksa beni alışkanlıklarım mı yönlendiriyor?
Sağlık ve esenlik dileklerimle…
İyi haftalar.