Hayatın içindeki bazı karakterleri tanımak için uzun gözlemlere ihtiyaç yoktur. Bir yanda iyi niyetli, onurlu, dürüst insanlar; öte yanda çıkarı için duygularını susturmuş, aklını yalanlarına alet eden kişiler...
Toplum, inandıcılığını yitirmiş bu yüzsüzlere şu soruyu yöneltir: “Kalbin ağlarken aklın yalan söylüyorsa sana kim inanır tanturalı?"
Buna karşılık iyi niyetli insan; duruluğu, temizliği ve dürüstlüğüyle çoğu zaman bir aynaya benzer. Ancak içten pazarlıkçı, küstah ve egoist tipler o aynaya bakmaktan hoşlanmazlar; çünkü orada kendi çarpıklıklarını görürler. Bu yüzden dürüst insanları bir tehdit olarak algılarlar.
Çünkü temiz ve güvenilir insanların varlığı, menfaatçilerin gizli hesaplarını bozar; yalanları, sahte dostlukları, maskeleri bir bir düşürür. Çıkarcı zihniyetin namuslu, güvenilir ve yetenekli insanlarla arası hiçbir zaman iyi olmamıştır. Onlar için önemli olan liyakat değil; itaattir. Sorgulayanı istemezler, alkışlayanı severler. Bu yüzden yanlarında dürüst insanlara değil; her söylenene başını sallayan, her hatayı görmezden gelen dalkavuklara yer açarlar.
Nalıncı keseri gibi hep kendine yontan biri, açıktan mücadele eder mi? Etmez. O ister ki savaşı başkaları versin, nimeti ise kendisi toplasın. Hakkındaki ağır suçlamalar karşısında üç maymunu oynar; duymamış gibi yapar, bilmiyormuş gibi davranır. Ortalık karıştığında ise geri çekilir. Belli ki birileri ona, “Sen şimdilik ortalıkta görünme" demiştir; o da kablumbağa misali başını içeri çekmiştir.
Çünkü kenardan izlemek, risk almadan kazanç sağlamanın en güvenli yoludur. Dürüstlük cesaret ister; suskunluk ise çoğu zaman hesaplı bir tercihtir.
Siz onun ortalıkta görünmediğine bakmayın; saman altında su yürütmeyi pek sever. İstemediği kişiler hakkında kuşku uyandırır, başarılarını küçümser, itibar suikastı yapar, insanları birbirine düşürür ve karar vericileri kendi lehine yönlendirmeyi başarır. Sonunda ise “Ben sadece gerçekleri söyledim” diyerek sıyrılmaya çalışır.
Arka plan oyunlarını bilmeyen iyi niyetli insanlar ise çoğu zaman hedefe konduklarını bile fark etmezler. Çıkarcının gücü, kendi yeteneğinden değil, onu besleyen çevrelerden gelir. Bu çevrelere boyun eğdikçe destek görür; destek gördükçe de kendini değerli ve önemli sanır. Ancak bu destek dürüstlüğe ya da yeteneğe değil; kapıkulluğuna, sadakate ve yalakalığa verilir. Dalkavuklar, bu gerçeği ne kendileri görmek ister ne de başkalarının görmesine izin verirler.
Gerçeklikten kopuk, abartılı bir özgüvenle şişirilmiş bu sahte kahramanların etrafında onlardan ulufe bekleyen küçük çıkar grupları vardır. Toplumun “Selamsızlar” diye nitelediği bu güruh, doğruyu eğip büken, küçük hesaplara “strateji” diyen, iyi niyetle alay eden bir topluluktur. Kantarın topu neredeyse onlar oradadır. Memleket yanmış, yıkılmış; fakir fukara aç kalmış, umurlarında değildir. Yeter ki devr-i saltanatları sürsün, adamlıkları (!) devam etsin…
Bu dalkavuklar, egosu yüksek tanturalı zat-ı muhteremin (!) kendini haklı görmesine yetecek bir alkış korosu oluştururlar. Bu alkışlar, menfaat birlikteliği sürdükçe devam eder. Egosu şişirilmiş bu adamlar, geçmişteki yanlışlarını lüksle, makamla ve parayla örtmeye çalışırlar. Fakat gün ışığı nasıl gölgeleri saklamazsa hayat da saklananları uzun süre gizlemez. Örtbas edilen hatalar, açıklanamayan ayak oyunları, izah edilemeyen tutarsızlıklar ve kaynağı belli olmayan mâli tablolar zamanla görünür hâle gelir.
Ne yazık ki vicdanın sustuğu yerde gözler gerçeğe kapalıdır. Bu yüzden manipülasyonun ömrü sınırlıdır. Gün gelir, hesaplar ortaya dökülür; destekler çekilir. Bir bakarsınız, güven duvarı yıkılıvermiştir. İşte o an “cam kırığı adamlarda” korkunç bir panik başlar: Suçu başkalarına atarlar, iyi niyetlileri suçlarlar, şartları bahane ederler ve kendilerini temize çıkarmaya çalışırlar.
Görünüşte güçlü gibi duran bu çıkar grupları, aslında içi çürümüş, köhne bir yapıya benzerler. İyi niyetli, dürüst insanları engel görür; gizli hamlelerle tuzaklar kurar, sahte bir özgüvenle büyüdüklerine ve güçlü olduklarına inanırlar. Fakat hakikat er ya da geç ortaya çıkar. Bu hikâyede kaybedenler iyi niyetli insanlar gibi görünse de aslında asıl kaybedenler, her şeyi kazandığını zanneden çıkarcılardır. Çünkü dürüst insanların kaybı dışarıdandır ve geçicidir. Çıkarcının kaybı ise karakterinin derinlerine işlenmiş bir çöküştür. Ziya Paşa ne güzel söylemiş: “Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten!”
Anonim bir söyleyişle bitirelim: “Ah”lı kaftan dikiş tutmaz, sökülür. “Ah”lı bina mekân tutmaz, yıkılır. Görelim Mevlam neyler; neylerse güzel eyler.
Kalın sağlıcakla.