Geçen ay Rodos yolculuğum oldu. Yabancı bir ülkeye gideceğimde turizm acentesi ile yola çıkmayı tercih ediyorum. Ulaşım, bilet, otel sağlanıyor ve rehber ile gezi daha kaliteli oluyor. Acente bizleri Denizli’den minibüsler ile evlerimizden aldı.
Çameli’de kahvaltı molası verdik ve Fethiye’ye geldik. Fethiye’den hızlı feribotlar ile bir buçuk saatte Rodos’a geçtik. Yeşil pasaport yoksa kapı vizesi ile giriş mümkün. Rodos yolculuğunun Denizli ile ilgili tarihsel bağları da var.
1522 yılında Rodos seferi için ordu İstanbul’dan yola çıktı. Anadolu’nun kalbinden geçerek Ege’nin mavi sularına ulaştı. Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın bizzat komuta ettiği Rodos Seferi, sadece bir adanın fethi değil; Denizli’den Muğla’ya uzanan devasa bir imar ve lojistik destanıydı.
O dönemde Rodos, sadece bir kara parçası değil, Akdeniz’in kilidiydi. St. Jean Şövalyeleri’nin kontrolündeki ada, Osmanlı’nın kalbi İstanbul ile can damarı olan Mısır arasındaki deniz trafiğini felç ediyordu. Hac yollarını kesen, ticaret gemilerini yağmalayan şövalyeler, Anadolu’nun yanı başında Hristiyan dünyasının aşılmaz bir kalesi gibi duruyordu. İslam dünyasının beklediği huzur ve Akdeniz’in bir Türk gölüne dönüşmesi için Rodos’un fethi kaçınılmaz bir zorunluluktu.
Denizli: Fetih Yolunun Stratejik Kavşağı
Ordu-yu Hümayun, Temmuz 1522’de Denizli (Lâdik) topraklarına girdiğinde, bölge tarihin en büyük askeri sevkiyatına ev sahipliği yaptı. Kanuni, ordusunun geçişini kolaylaştırmak için bu güzergâhta kalıcı eserler bırakılmasını emretti.
Tavas’ın Kubbeli Sarnıçları:
Tavas-Muğla hattı, ordunun ve binlerce binek hayvanının susuzlukla imtihan edildiği bir noktaydı. Padişahın talimatıyla inşa edilen ve bugün hala yol kenarlarında beyaz kubbeleriyle selam veren Tavas Sarnıçları, o dönem ordunun can suyu oldu. Mimar Sinan’ın henüz bir yeniçeri olarak ordu istihkamında görev aldığı bu seferde, sarnıçların tasarımı askeri dehanın su mühendisliğiyle buluştuğu noktadır.
Fetih Köprüleri de hala duruyor. Özellikle dağ geçitlerinde ve dere yataklarında ağır topların taşınabilmesi için taş köprüler inşa edildi. Denizli-Tavas-Muğla arasındaki bu eski geçit yollarında, Sultan’ın ordusu için genişletilen güzergâhlar bugün bile yerel halk tarafından "Sultan Yolu" olarak anılır.
Bir de fetihte saltanatla ilgili bir acı hikaye var.
Fethin en dramatik noktası ise kale düştüğünde yaşandı. Rodos, sadece şövalyelerin kalesi değil, Cem Sultan’ın oğlu Şehzade Murad ve ailesinin sığındığı bir yerdi. Şövalyeler, bu hanedan üyelerini Osmanlı’ya karşı birer siyasi koz olarak saklıyordu. Kanuni, 213 günlük çetin kuşatmanın ardından zaferle kaleye girdiğinde, devletin bekası için Cem Sultan’ın soyundan gelen erkek torunların idamına karar verdi. Bu hamle, Osmanlı hanedanında yeni bir fetret devri riskini ebediyen sona erdirdi.
Rodos’un Büyüsü: Tarih ve Estetiğin Buluşması
Bugün Rodos, sadece o çetin savaşın izlerini değil, aynı zamanda büyüleyici bir güzelliği barındırıyor. Şövalyeler döneminden kalan heybetli surlar, Orta Çağ mimarisinin en iyi korunmuş örneklerinden olan Eski Şehir (Old Town) ve Osmanlı döneminde adaya eklenen zarif camiler, hamamlar ve kütüphanelerle Rodos, adeta bir açık hava müzesidir.

Denizli’nin tozlu yollarından yükselen sarnıç kubbeleri, aslında Rodos’un o meşhur surları önünde kazanılacak zaferin sessiz müjdecileriydi. Bugün Tavas’tan geçerken durup o sarnıçlara bakmak, 500 yıl önce Akdeniz’in kaderini değiştiren o büyük yürüyüşün ruhuna dokunmaktır.
Not: Rodos’u gezerken, onunla ilgili 5 bölüm gezi belgesel program çekmeyi de ihmal etmedim. “Rodos Seferinin İzinde” adlı programı youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.