Bahar aylarının serinliğinde Kanuni'nin Rodos seferinin izindeydim. Rodos seferinin Denizli'den de geçtiğini ilk yazımda anlatmıştım. Şimdi gelin biraz Rodos'u gezelim.

4-48Rodos’un dar sokaklarında yürürken, kendinizi bir an için Muğla’nın bir mahallesinde ya da Antalya’nın Kaleiçi semtinde hissediyorsunuz. Bunun sebebi sadece coğrafi yakınlık değil, yüzyıllar boyu süregelen mimari bir dil. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın fethiyle başlayan bu serüven, adada bugün bile ayakta duran muazzam eserler bırakmış. Her yerde bu izlerle karşılaşılıyor.

3-70Rodos’ta adeta bir Türk Mührü vurulmuş.

​Gezide bizi ilk selamlayan, pembe kubbeleriyle Süleymaniye Camii oldu. Mimari açıdan klasik Osmanlı çizgilerini taşıyan bu yapı, adanın fethinin sembolüdür. Ancak Rodos’taki Türk varlığı sadece birkaç büyük cami ile sınırlı değildir; ada adeta bir Osmanlı açık hava müzesi gibidir.

Sırasıyla sayayım.

​İbrahim Paşa ve Mustafa Paşa Camileri: Çarşının ve sosyal hayatın kalbinde yer alan bu yapılar, adadaki Türk mahallelerinin ruhunu yansıtıyor.

Ekstra2

​Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi: 1793 yılında kurulan bu kütüphane, sadece bir bina değil, içindeki nadide el yazmalarıyla bir kültür hazinesidir.

​Sultan Mustafa Hamamı: Osmanlı’nın temizlik ve su kültürünü adada yaşatan, mimarisiyle göz dolduran en önemli sosyal yapılardan biridir.

Ekstra

​Fethi Paşa Saat Kulesi: Hem bir zaman göstergesi hem de şehrin panoramik izleme noktası olarak, sivil mimarinin en güzel örneklerinden biridir.

​Bu anıtsal yapıların yanı sıra, Kırım hanlarından devlet adamlarına kadar pek çok önemli ismin ebedi istirahatgâhı olan Murad Reis Külliyesi ve adanın manevi dünyasının izlerini taşıyan Sadi Tekkesi, Rodos’taki Türk varlığının derinliğini göstermektedir.

10-7

Sokak aralarındaki şadırvanlar, çeşmeler ve Türkçe konuşulan tarihi kahvehaneler, bu mührü bugüne taşıyan canlı unsurlardır.

​Şövalyelerin Anadolu mirasına da bakalım. Bodrum Kalesi, Rodos şovalyelerinin yapısı.

2-108​Rodos’un Osmanlı öncesi sahipleri olan St. Jean Şövalyeleri, adayı devasa bir savunma üssüne çevirirken Anadolu kıyılarını da unutmamışlar. Bunun en görkemli kanıtı olan Bodrum Kalesi, aslında Rodos’taki büyük kalenin Anadolu’daki ikizi gibidir.

Kalede yükselen Fransız, İngiliz ve İtalyan kuleleri, şövalyelerin kozmopolit yapısını Rodos’tan alıp doğrudan Bodrum kıyılarına taşımıştır.

14-1​Rodoslu ustaların bize en yakın Anadolu imzası ise Arpaz Kulesi'dir.

​Mimarideki bu etkileşim sadece sahil şeridinde kalmamış, Anadolu’nun içlerine kadar sızmıştır. Aydın Nazilli’deki Arpaz Kulesi, bu alışverişin en özgün meyvesidir. 19. yüzyıl başında Arpazlı Hacı Hasan Bey, kulesini yaptırmak için Rodoslu ustaları özel olarak getirtmiştir. Kulenin asma köprüyle geçilen güvenli yapısı ve taş işçiliği, Rodos’taki şövalye kalelerinin savunma mantığının Anadolu’da nasıl bir sanat eserine dönüştüğünün en somut örneğidir.

Ben Rodos çarşıda yürürken kendimi Anadolunun bir sahil kentinde Side'de, Antalya'da ​yürüyor gibi hissettim. Bunun nedeni iki yakanın ortak estetiği, mimari benzerliğiydi.

11​Mimarideki bu akrabalık, bugün iki kıyıda da aynı detaylarda gizli. Rodos avlularında ayaklarınızın altına serilen siyah-beyaz deniz çakılı mozaikler (Chochlakia), Muğla ve Fethiye evlerinin bahçelerinde "Podima" ya da "Elmalı" adıyla karşımıza çıkıyor. Rodos’un dar sokaklarındaki ahşap cumbalı evlerin pencere düzeni ile Muğla’nın tarihi konakları veya Antalya Kaleiçi evleri arasındaki benzerlik, yüzyıllar boyu aynı ustaların iki yakada da ter döktüğünü adeta kanıtlıyor.

9-8​Rodos’taki o meşhur Türk mührü; Anadolu’daki Arpaz Kulesi ve Bodrum Kalesi ile birleşince devasa bir tarih tablosu tamamlanıyor. Siyasi sınırlar değişse de, taşın taşa değdiği her noktada bu ortak estetik ruh yaşamaya devam ediyor. Ege, üzerinde ortak bir tarihin yükseldiği, denizin ayırmak yerine birleştirdiği eşsiz bir kültür havzasıdır. Her ne kadar Rodos şu an Yunanistana bağlı olsa da oradaki Türkleri veTürk eserlerini unutmamamız gerekiyor.