Yakinen tanıdığım rahmetli biri bazen şöyle söylermiş: “Eskiden yaptıklarımdan dolayı çok pişmanım. Adına ne derseniz deyin yanlıştı. Biliyorduk ama ciddiye almadık, utanıyorum. Ahirette yüzleştiğimiz zaman nasıl yüzlerine bakacağım.”

Bu vicdani davranış bir gerçeği hatırlamama vesile oldu. Kuran’da şöyle bir dua var “Ey Rabbimiz! Bize, elçilerin vasıtasıyla vaat ettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil, mahcup etme! Şüphesiz ki sen sözünden dönmezsin.” Ali İmran 193

Kıyamet suresinin 20 ve 24 arasında insanların aslında hem dünya hayatını hem ahireti sevmesi gerekirken bazıları yalnız dünyayı tercih ettikleri bildirilmiş. Sonuç nasıl ahireti esas alanların yüzü mutlu ışıl-ışıl olacak. Bazılarını yüzleri ise asık olacağı bildirilmiş. Mahcup kelime olarak sözlükte “utanma, çekinme; tövbe, vazgeçiş” vb. anlamlara gelen hayâ kelimesi, ahlâk terimi olarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi” (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât,“Hayâ bütünüyle hayırdır” (Müsned, IV, 426,“Eğer utanmıyorsan istediğini yapabilirsin” hadisi de (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 54,

“Kaynaklarda bu hadis iki şekilde yorumlanmış olup İbnü’l-Esîr bunları şöyle açıklar: a) Ayıplanmaktan kaygı duymuyor, utanmıyorsan artık seni kötülükten alıkoyacak bir güç kalmamış demektir; içinden ne geçiyorsa yapabilirsin. Buna göre hadis bir tenkit ve tehdit anlamı taşımakta, hayânın kötülükten alıkoyan ahlâkî işlevinin önemine işaret etmektedir. b) Hayâ duygusunu kaybetmediğinden, yapacağın işin doğruluğundan ve utanılacak bir şey olmadığından emin isen bu ölçüler içinde dilediğini yapabilirsin. Bu yoruma göre hadiste utanç duyulmayan işlerin iyi ve yapılabilir olduğuna dair bir işaret ve izin vardır (en-Nihâye

Hayânın Allah’tan utanma ve insanlardan utanma şeklinde iki çeşidinden söz edilir; bazı eserlerde buna bir de insanın kendi kişiliğinden hayâ etmesi eklenir (et-Taʿrîfât,

Cürcânî bunlardan ilkini psikolojik (nefsânî), ikincisini de imânî hayâ diye anar. “Allah’tan hakkıyla hayâ ediniz” buyruğu ile başlayan bir hadiste bunun için insanın duyu organlarını, aklını ve bedenini günahlardan koruması, ahireti isteyerek dünyanın geçici ziynetlerini terk etmesi gerektiği ifade edilir (Müsned, I, 387;

Keşke diyorum bizi doğru ve yerinde bilgi verseler olmaz mıydı? Ya da biz akıl etseydik ah ederim hep. Kıtlık dönemine yaşadık dersem yanlış olmaz. Nedir olmasını istediğin diye soranlara aşk ile bir şahadet yerine ne demek istediğini öğretseler ne iyi olurdu. İslam’ın girişi kelim-i tevhit veya şahadettir. Neden çünkü “her peygamberin ana gündeminin tevhit olması tevhidin hayatı birebir ilgilendirmesinden dolayı idi… Zira tevhit hayatın ilk düğmesidir ve bu düğme yanlış iliklendiğinde diğer tüm düğmeler yanlış iliklenecektir… Tevhid, hayatın merkezine Allah’ı koymak ve ona göre hareket etmek demektir… Hayatın her alanına duygu ve düşüncelerinin merkezine Allah’ı koymayan tevhidin gereğini yapmış olamaz… Zira Allah’tan başka ilahın olmaması hayatın ana merkezinde Allah’ın olması ve hayata yön vermesi demektir…”

Allah insana güveniyor, seviyor şereflendiriyor. Bu güveni boşa çıkarmak ahde vefasızlıktır. İmanın bir şubesi olan hayâ utanma duygusunu Allah boşuna vermemiş. Bu duygu insanı korumaktadır.