"Bugün 23 Nisan. Neşe doluyor insan" diye başlar çocuk şiirleri. Ben bunu değiştirip “neşe dolmalı insan” diyorum. Gerçekten bayramın getirdiği neşeye gereksinimimiz var; hem çocukların hem bizim. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü çocuklara bayram olarak armağan eden sevgili Ata’mız Mustafa Kemal’i saygıyla ve gururla anıyoruz. Meclis’in açılışını ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı gururla kutluyoruz. Bugünün çocukları yarının büyükleri olacak ve ülkeyi yönetecek. Onları sağlıklı ve nitelikli yetiştirmek de hepimizin görevi. Bir şiir gönderelim 23 Nisan çocuklarına, günlerini kutlayarak.

Screen Shot 2026 04 22 At 10.23.32

***

TUZ DA KOKTU TUZLA DA

Tuz, deniz suyundan ve yeraltı kaynaklarından elde edilen vazgeçilmez bir maddedir. Vücuttaki elektrolit dengesi, kas ve sinir fonksiyonları için gereklidir. Genellikle suda çözünür; gıdaları saklama, yemekleri tatlandırma, endüstriyel süreçler ve kışın yollardaki buzlanmayı önlemek için kullanılır. Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinler için günlük tuz tüketimini 5 gram ile sınırlandırmayı önermektedir. Tuz üretimi ve satışı devletin tekelindeyken özel sektöre geçmiştir. Aslında devletin en çok vergi kazandığı bir maddedir.

Gelelim başlığımıza:

Tuzun kokması ne demek?

Bir işin, durumun ve sistemin artık tahammül edilemez derecede bozulduğunu, çürüdüğünü ve güvenilecek son çarenin (yargı, hukuk, ahlak) bile işlevini yitirdiğini ifade eden bir deyimdir.

Tuzla; deniz ve göl sularından güneş enerjisi ile tuz üretilen havuzlara verilen isimdir. "Tuz koktuysa tuzlada kokmayanı vardır" diye düşünebiliriz. Tuzla da koktuysa durum çok vahim demektir. Ülkemizdeki son duruma baktığımızda ne kadar çıkmazda olduğumuzu görebiliyoruz. Umut her zaman vardır, derim.

Tüm ülkeyi yasa boğan olayları gördük son günlerde. İki kentte okullara, okulluların yaptıkları baskınlar hepimizi çok çok üzdü. Bu kötü durumların sebepleri ve çözümleri uzmanlarca öneriliyor. “Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz” demiş atalarımız. Şimdi tam oradayız; kabahati kimse üzerine almıyor. Okulların en yetkilisi bile birkaç önlemle savuşturmak istiyor olanları. Laikliği, Atatürk devrimlerini hedef alıp cemaatlere “STK” diyerek okullara sokan, çocuklara ve öğretmenlere bir takım şeyleri dayatan tekinsiz bir adam… Okullara güvenlik görevlisi almayan, temizlik görevlisi almayan, yeterli rehber öğretmen ataması yapmayan o etkili ve yetkililer, dindar ve kindar nesilleri yetiştirme telaşındalar. Cumhuriyet ile yenilenen Türkiye’yi “eski” diye etiketleyip eskiye dönüş özlemlerini “yeni” diye yutturmaya çalışıyorlar cahil ya da yarar düşkünü yandaşlarına.

Bataklık yoğunlaştı, derinleşti. Sinekleri öldürmek yerine bataklığı kurutmak önemli. Tabii istenirse.

Sevmeyi öğretelim çocuklara: insanları sevmeyi, hayvanları sevmeyi, ağaçları sevmeyi, doğayı sevmeyi öğretelim. Anneler babalar çocuklarına sevgi versinler ki sevgi alabilsinler. Sadece sözleriyle değil, davranışlarıyla da göstermeliler sevgilerini. Çocukları sevgi şımartmaz. Evdeki sevgisizlik, kavgalar çocuklara olumsuz olarak yansır. Sorunlu çocuk yoktur, sorunlu aile vardır. Çocukların eline oyuncak olarak silah verilmemeli; akranları, yakınları, komşuları kötü gösterilip onlara öfkelendirilmemeli. Çocukların izledikleri, oynadıkları oyunlarda düşmanlık, dövüş, yaralama, öldürme olmamalı ki bunlar onlara normal gelmesin. Oyunlarda şiddet var, filmlerde şiddet var, dizilerde şiddet var. Dizilerde şiddetin yanı sıra mafya var, gözünü kırpmadan adam öldürme var, kadın dövme var, kadın öldürme var, ahlaksız ilişkiler var. Üstelik bu diziler bütün dünya ülkelerinde gösteriliyor. Türk insanı kötü gösteriliyor. Alkolü, sigarayı buğulayıp gösteren RTÜK, her türlü kötülüğün yer aldığı bu dizilere izin veriyor. Yemek programlarında terbiye sınırları aşılıyor; başkasına kaçan kadınlar, cinayetler, her türlü kötülük boy gösteriyor televizyonlarda.

Screen Shot 2026 04 22 At 10.23.39

“Türk dizileri dünyayı zehirliyor” diyor ve Türk dizilerini eleştiriyor yabancılar. Gazete haberi şöyle: “Türk dizilerinin dünya genelindeki yaygınlığı tartışılmaya devam ederken Rusya’dan dikkat çeken bir eleştiri geldi. Kazak asıllı Rus psikolog ve sosyolog Raushan Birmagametova, Türk dizilerinin dünyayı zehirlediğini söyledi. Birmagametova’ya göre bu yapımlar eğlence sınırını aşarak psikolojik bir tehdit haline geliyor. Dizilerde tekrar eden bazı anlatıların izleyicinin gerçeklik algısını bozduğunu savunuyor. Zehirli olarak nitelendirdiği başlıca unsurlar şöyle: sürekli entrika ve dedikodu; güven temelli ilişkiler yerine şüphe ve manipülasyonun normalleşmesi; agresiflik ve acımasızlık; sertlik ve şiddetin gündelik hayatın olağan bir parçası gibi sunulması; aldatma ve sadakatsizliğin kurgunun ana itici gücü haline gelmesi.”

Ve ne yazık ki insanlar, gördükleri iyi ve kötü şeyleri modellemek gibi bir alışkanlığa sahipler. Oralardaki kanunsuzların yaşadıkları lüks içindeki hayat tarzı birçok insan için özendirici.

Bataklığı kurutmak için bu tür dizilerin çekilmesine ve yayılmasına izin vermemek gerekir.

SOSYAL ÇÜRÜME İHRACI İDDİASI

Eleştiriler onunla sınırlı kalmadı. Sosyolog, Türkiye’nin son yıllarda sosyal yapısında ciddi bir çözülme yaşadığını öne sürerek bu durumu diziler aracılığıyla küresel pazara sunmasının endişe verici olduğunu iddia etti. Açıklamasında, “Türkiye şu anda her anlamda bir sosyal çürüme süreci yaşıyor ve bunu dünyaya satmakla övünüyor” sözlerine yer verdi.

Bütün bunlar ne kadar endişe verici, değil mi? Toplumumuz şiddetle kötülüğe dalga dalga alıştırılmış. O hâlde bir şey yapmalı, topyekûn bir seferberlik başlatmalı. Ama kim yapacak bunu?

***

FUARLAR

İzmir’de iki etkinliğe gittim. İlki mermer fuarıydı. Her yıl İzmir’de uluslararası Mermer Fuarı düzenleniyor. Denizlili mermerciler bu fuarda yerini alıyor, mermerlerini pazarlıyorlar. Denizli Mermerciler Odası her yıl "Laodikea" adlı bir dergi çıkarıyordu, o dergide ben de yazıyordum. Birkaç yıldır çıkmıyor. Fuarı Şerif Kutludağ arkadaşımla gezdik. Gördük ki mermer demek güzellik demek, mermer demek zenginlik demek. Denizlili mermercileri görmek bizi mutlu etti. Kömürcüoğlu Mermer’in sergiliğinde heykeltıraş Ali Dirier’i görmekten sevinç duyduk; yaptığı mermer araba ile fotoğraf çektirdik. DK Mermer’in sahibi Zekayı Demiray’ın çayını içip kısa bir çekim yaptık.

Screen Shot 2026 04 22 At 10.23.53

17 Nisan’da İzmir Kitap Fuarı açıldı. Açılışa katıldım. Kitap fuarlarını gezmek benim için ayrı bir keyiftir; şair, yazar arkadaşlarla buluşup söyleşmekten keyif alırım. Bu yıl da aynını yaşadım. Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği sergiliğinde Halit Özboyacı, Oğuz Tümbaş, Atila Er, Canan Gürtunca Şanlı ile kitapları konuşup fotoğraf çektirdik. Kitaplar arasında dolaşmak, yazar ve şairlerle buluşmak iyi geliyor bana. 18 Nisan’da bir tarafta İlyas Salman, bir tarafta Serhan Asker kitaplarını imzalıyorlardı. Sanırım yine birkaç kitapla döneceğiz İzmir’den. Şimdiden beşi altıyı buldu. Mahir Ünsal Eriş ve Haruki Murakami’nin son kitaplarını aldım bile. Halit Özboyacı’nın son şiir kitabından bir şiirle bitirelim.

Screen Shot 2026 04 22 At 10.23.46

BİZ ÇOCUKKEN BÜYÜDÜK-1

......

O günlerde

Kaç bahar birikmişti

Kaç kış geçmişti üstümüzden

Hiç birini bilemedim bir daha

Ve

Bizim bahçede mesela

Gerçi bizim avlumuz derdi annem

Zambak çiçekleri olurdu yazın

Taa uzak köylerde bulmuşlar tohumunu

Hiç nergis çiçeği görmeden büyüdük biz

Nedense nergis adını da çok sonra duydum

Nergis gibi kokusu varmış evimizin

Babam söylerken duymuşlar

O da nerden biliyorsa sanki

Sokağın boyu bitmez gibi gelir

Her adımda az kalırdı dağ yarnacına

Varınca nefes nefese kalırdım da

Kır havası çekerdim küçücük göğsüme

İkiye kadar saysam dolardı her yanıma

O taze rayiha ile

Kim gördüyse evden getirdiğim ekmeği

Paylaşalım mı derdirn hemen

Çocuklar dağdan korkmaz

İçinden alev çıktığını söyleseler de

......

Hoşça kalın, dostça kalın. Tuz da, tuzla da mutlaka temizlenir.

Kitapsız kalmayın, umutsuz kalmayın.