Financial Times, “Kıyamet ertelendi ama şimdilik” başlığını atmış. Trump ve Netanyahu, İran'da öldürdükleri çocukların, insanların, yıkımların hesabını vermeli; mahkemelere çıkarılıp yargılanmalı. ABD ve İran barış görüşmeleri için masaya oturdular. Ellerindeki kâğıtlara göre oynayan poker oyuncularına benzetiyorum onları. Görünürde İran'ın eli güçlü ama Trump hâlâ blöf yapıp rest çekmeye hazırlanıyor, yenildiğini kabullenemiyor. Dileyelim yeni hatalar yapmasınlar.

Geçen çarşambadan beri çok güzel ve hareketli günler yaşadım; hatta salı gününü de içine alabilirim bugünlerin.

7 Nisan Salı günü

Karşıyaka'da Devlet Demiryolları Kafe'de Şerif Kutludağ, Musa Küçük, Ural Üre, Aygün Eroğlu ve Ahmet Buhari arkadaşlarımla şiirden konuşurken Fatma Nişancı hanımefendi geldi, söyleşimize katıldı.

Screen Shot 2026 04 15 At 09.59.03

İkinci baskısı yapılan “Gül Diktim Ateşe” kitabını imzalayıp verdi bana. İzmir'deki Dünya Şiir Günü kutlamasında okuduğu “Ortadoğulu Kızım” şiirini çok beğenmiştim. Kitaptan birkaç şiirini okuduk. “Ortadoğulu Kızım” şiirinden bir bölümü paylaşmak isterim:

ORTADOĞULU KIZIM

Ortadoğulu kızım, değişmez kaderim

her doğanla doğar, göbeğimi kendim

bağlarım

yazgımda siyah eller

kimi saçlarımdan tutar, kimi eteğimden

yüreğim çaput yüklü dilek ağacı

her gidenle gider kalanla ağlarım

saçlarımda alev gecelerim yıldızsız

kırkikindi yağmurları gözlerimdeki kızıllık

lav olan yaşamlardan iz

çağın gerisinde

çaresizliği muskalayıp astılar boynuma

huzur tüyden cılız keder an be an

gergef kısır döngü dokur

yer etti kara bulut laldir zaman

Dd05Afea Aeac 497A 947F 31C5B9712575

8 Nisan Çarşamba günü

Çok eski arkadaşım Halit Özboyacı ile Bostanlı Sanat Kafe'de buluştuk. Bana istediğim 'Üvercinka' dergisini getirmiş. Eskilere, Bursa Eğitim Enstitüsü günlerine gittik; Seyit Nezir’i, Mücahit Gültekin’i, Münir Şimşek’i konuştuk. Boykot bahane edilerek yönetici sol kadro sürgün edilmişti... Karşıyaka'da iki arkadaşı bekliyormuş, onlara katıldık. Oğuz Tümbaş ve Atilla Er sıcakkanlı ve arkadaş canlısı şairler. Bu iki arkadaşın söyleşi ve imza günü varmış Baligo Kafe'de. Şair-yazar Hakkı Gümüştaş mekanı sanata ve sanatçılara adamış, her gün bir etkinliğe imza atıyormuş. Elif Fulya Çırak yönlendiriciliği ile başladı söyleşi ve şiirler. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadım. Bana kitaplarını imzalamışlardı zaten önceden. Oğuz Tümbaş “Küşüm Çınlaması” kitabını armağan etti. “Şiirle Öpüşen Dizeler” bölümünden bir şiiri çok sevdim.

Screen Shot 2026 04 15 At 09.59.17

ida'da şiir şenliği

duydum İda'da şenlik var

Ahmet Uysal'dan aldım haberi

şiir attım hazır

giyindim lirik sözümle

imbat vaktinde

yaseminler topladım güneşli

bahçelerden

cumbalardan fesleğen

kumrulardan selam aldım,

serçelerden telâş

İyonlu Homeros dedem

meles suyunu döker ardımdan

kadifekale perileri gülüş tutar

içimde bir incelik

geçerken Bergama'yı

sunağın yeri üzgün

Allianoi'de gönlüm kırgın

ah bu şiir

bilir içimizdeki aşkı

doğularda yakar türküyü

dolaşır Anadolu'yu

ida dağında özgür

Atilla Er de esprisi bol, söyleşisi tatlı bir şair arkadaşımız. PAÜ'de iki kez etkinliklere katılmış, Mehmet Ali Çeliker'le de arkadaşmış. Bütün şiirleri güzel ama birisi çok daha güzel geldi bana. Armağan ettiği “Balkıyan Bir Gecenin Sabahında” kitabında “Buralardan Gidelim” diyor:

BURALARDAN GİDELİM

geceyi boca etti üstüme dolunay

karanlıklar içinde kaldı yalnızlığım

ruhum bedenimden sıyrılıp usulca

masal anlatmaya gitti çocuk yıldızlara

birden kendi çocukluğum düştü aklıma

sahi ne çok incitmişti hayat beni, ne çok

acıtmıştı canımı, çoban ateşleri yandıkça

uzak tepelerde. bak, yine acıyor kalbim

yine boynu bükük gökyüzünün. yamaçlar

koyaklara bırakmış kendini; düpedüz

intihar bu

ağaçlar yorgun, tedirgin uyuyor toprak

bulutların dönüşü çok uzak bir ihtimal

ne çare, bu yıl da kurak geçecek mevsim

iyisi mi, yıldızları toplayıp buralardan

gidelim

Baligo Kafe'den çıkıp sahilde yürümeye başladık. Güzel bir mekan görüp daldık içeri. Hepimizde güzel geçen bir günün sevinci. Halit sessiz kalsa da Oğuz ve Atilla şairler geldi diye anons ettiler sanki. Ortam güzel, neşemiz yerinde. Derken iki arkadaş daha katıldı bize. Akşam ne de çabuk indirdi karasını. Halit tiyatroya gidecek, beni de “nerede kaldın” mesajları sıkıştırıyor. Vedalaşıp kalktık.

9 Nisan 2026 Perşembe günü

Şerif Bey telefon etti, “Etkinliğe geliyor musun?” diye. “Tabii gelirim” deyip çıktım evden. Buluşup Alsancak'taki Sanat Fabrikası'na gittik. Eski tütün fabrikasını sanat fabrikasına dönüştürmüş Kültür Bakanlığı. İzmir Resim ve Heykel Müzesi de burada. Müzenin zemin katında bir sunum varmış.

Screen Shot 2026 04 15 At 09.59.26

Gencecik bir hanımefendi, Dr. Göksel Zeynep Güzey. Halk şairlerini konu aldığı bir dizi sunum yapıyormuş. Bugünün sunumu Dadaloğlu'ymuş. Bizi çok iyi karşıladı. Güzel slaytlar hazırlamış. Dadaloğlu Avşar boyu göçebelerindenmiş. 'Dadalı' diye bilinirlermiş. Zorla iskâna geçirildikleri için kavga şiirleri yazmış. Dadaloğlu'nun Kayseri'de ve Adana'da yaşadığı biliniyor şiirlerinden. Sevda şiirleri, taşlamaları, ağıtları var. Sunum çok güzeldi. Üniversiteden öğrencileri Eylül ve Zeynep Dadaloğlu şiirleri okudular. Çok yetenekli Ümit Bey de sazıyla Dadaloğlu türküleri söyledi. Buraya Dadaloğlu'nun iki dörtlüğünü alalım:

Şu yalan dünyaya geldim geleli

Severim kır atı, bir de güzeli

Değip 15'ime kendim bileli

Severim kır atı, bir de güzeli

Atın beli kısa, boynu uzunu

Kuru suratlısı, elma gözünü

Kızın iplik iplik süt beyazını

Severim kır atı, bir de güzeli

Etkinlik sonunda üst katlara çıkıp Resim ve Heykel Müzesi'ni keyifle gezdik. Fotoğraflar çektik. Müze çok zengin geldi bana. İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Nurullah Berk, Şevket Dağ, Aliye Berger, Şeref Akdik, Nuri İyem ve daha birçok sanatçının resimleri vardı.

Şerif Bey'in önerisiyle, etkinlikte birlikte olduğumuz Havva Keskin ve Ahmet Buhari ile Konak'ta bir arkadaşı ziyarete gittik. İş hanının 1. katında ışıl ışıl, rengarenk bir odaya girdik. Burası kolonya müzesiymiş. Her yer kolonya şişeleri ile dolu. Ünal Çınar'la daha önce karşılaştığımızı hatırladım. Hikâyesini anlattı, telefonla çekip ölümsüzleştirdim o anları.

Screen Shot 2026 04 15 At 09.59.39

10 Nisan Cuma günü

Şerif Bey ve Karşıyaka Sevgi Şairleri Topluluğu hamisi Ömer Bey'le buluşup Hatay'da aldık soluğu. Tabii İzmir Hatay'dan söz ediyorum. Dilek Kafe'de bir gün önce bize yoldaşlık eden Havva Keskin arkadaşımızın son kitabının imza günü varmış. Sokağın başında bir karşılayacımız vardı, hayretimi gizleyemedim:

Screen Shot 2026 04 15 At 09.59.32

Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın büstü. O şaşkınlıkla yanlış bir adım atınca paldır küldür düşmez miyim; neyse ki hasarsız atlattım. Sokağın içindeki Merhaba Apartmanı'nda oturmuş Cevat Şakir Kabaağaçlı. Kapıya orada oturduğu yazılmış, rengarenk desenle birlikte. Dilek Kafe'nin işletmecisi Ramazan Bey de bir şiir sevdalısıymış. Kafe doldu taştı Havva Hanım'ın dostlarıyla. Sunumu yapan arkadaşlar harikaydı. Okunan şiirler genel olarak Havva Keskin'in “Yedi İklimden Şiirler” kitabından seçilmişti. Sazıyla gelen dostları halk müziğinden ve Türk sanat müziğinden çok güzel eserler seslendirdiler. Bana da “Deseler de İnanma” şiirini okumak düştü:

DESELER DE İNANMA

Kim demiş aşk yarası kapanırmış zamanla

Yalan yalan, deseler de inanma

İster görme yüzünü, ister adını anma

Yalan yalan, unutursun deseler de inanma

İçinde umutları yarına bağlasan da

Yürekte sızıları tuz ile dağlasan da

Artık her gece değil, ayda bir ağlasan da

Yalan yalan, unutursun deseler de inanma

***

Şiirin üç dörtlüğü daha vardı ama zamanın değerini bildiğim için bu kadarıyla yetindim.

Kafanızı şişirdim değil mi? “Bana ne senin gezmelerinden, şiirlerinden” diyen olduysa affetsin. Bu kadar anlatı da yetsin.

Hoşça kalın, dostça kalın, şiirsiz kalmayın. Umutlarınız bitmesin. Barış çiçekleri süslesin dünyamızı.