Financial Times, “Kıyamet ertelendi ama şimdilik” başlığını atmış. Trump ve Netanyahu, İran'da öldürdükleri çocukların, insanların, yıkımların hesabını vermeli; mahkemelere çıkarılıp yargılanmalı. ABD ve İran barış görüşmeleri için masaya oturdular. Ellerindeki kâğıtlara göre oynayan poker oyuncularına benzetiyorum onları. Görünürde İran'ın eli güçlü ama Trump hâlâ blöf yapıp rest çekmeye hazırlanıyor, yenildiğini kabullenemiyor. Dileyelim yeni hatalar yapmasınlar.
Geçen çarşambadan beri çok güzel ve hareketli günler yaşadım; hatta salı gününü de içine alabilirim bugünlerin.
7 Nisan Salı günü
Karşıyaka'da Devlet Demiryolları Kafe'de Şerif Kutludağ, Musa Küçük, Ural Üre, Aygün Eroğlu ve Ahmet Buhari arkadaşlarımla şiirden konuşurken Fatma Nişancı hanımefendi geldi, söyleşimize katıldı.

İkinci baskısı yapılan “Gül Diktim Ateşe” kitabını imzalayıp verdi bana. İzmir'deki Dünya Şiir Günü kutlamasında okuduğu “Ortadoğulu Kızım” şiirini çok beğenmiştim. Kitaptan birkaç şiirini okuduk. “Ortadoğulu Kızım” şiirinden bir bölümü paylaşmak isterim:
ORTADOĞULU KIZIM
Ortadoğulu kızım, değişmez kaderim
her doğanla doğar, göbeğimi kendim
bağlarım
yazgımda siyah eller
kimi saçlarımdan tutar, kimi eteğimden
yüreğim çaput yüklü dilek ağacı
her gidenle gider kalanla ağlarım
saçlarımda alev gecelerim yıldızsız
kırkikindi yağmurları gözlerimdeki kızıllık
lav olan yaşamlardan iz
çağın gerisinde
çaresizliği muskalayıp astılar boynuma
huzur tüyden cılız keder an be an
gergef kısır döngü dokur
yer etti kara bulut laldir zaman

8 Nisan Çarşamba günü
Çok eski arkadaşım Halit Özboyacı ile Bostanlı Sanat Kafe'de buluştuk. Bana istediğim 'Üvercinka' dergisini getirmiş. Eskilere, Bursa Eğitim Enstitüsü günlerine gittik; Seyit Nezir’i, Mücahit Gültekin’i, Münir Şimşek’i konuştuk. Boykot bahane edilerek yönetici sol kadro sürgün edilmişti... Karşıyaka'da iki arkadaşı bekliyormuş, onlara katıldık. Oğuz Tümbaş ve Atilla Er sıcakkanlı ve arkadaş canlısı şairler. Bu iki arkadaşın söyleşi ve imza günü varmış Baligo Kafe'de. Şair-yazar Hakkı Gümüştaş mekanı sanata ve sanatçılara adamış, her gün bir etkinliğe imza atıyormuş. Elif Fulya Çırak yönlendiriciliği ile başladı söyleşi ve şiirler. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadım. Bana kitaplarını imzalamışlardı zaten önceden. Oğuz Tümbaş “Küşüm Çınlaması” kitabını armağan etti. “Şiirle Öpüşen Dizeler” bölümünden bir şiiri çok sevdim.

ida'da şiir şenliği
duydum İda'da şenlik var
Ahmet Uysal'dan aldım haberi
şiir attım hazır
giyindim lirik sözümle
imbat vaktinde
yaseminler topladım güneşli
bahçelerden
cumbalardan fesleğen
kumrulardan selam aldım,
serçelerden telâş
İyonlu Homeros dedem
meles suyunu döker ardımdan
kadifekale perileri gülüş tutar
içimde bir incelik
geçerken Bergama'yı
sunağın yeri üzgün
Allianoi'de gönlüm kırgın
ah bu şiir
bilir içimizdeki aşkı
doğularda yakar türküyü
dolaşır Anadolu'yu
ida dağında özgür
Atilla Er de esprisi bol, söyleşisi tatlı bir şair arkadaşımız. PAÜ'de iki kez etkinliklere katılmış, Mehmet Ali Çeliker'le de arkadaşmış. Bütün şiirleri güzel ama birisi çok daha güzel geldi bana. Armağan ettiği “Balkıyan Bir Gecenin Sabahında” kitabında “Buralardan Gidelim” diyor:
BURALARDAN GİDELİM
geceyi boca etti üstüme dolunay
karanlıklar içinde kaldı yalnızlığım
ruhum bedenimden sıyrılıp usulca
masal anlatmaya gitti çocuk yıldızlara
birden kendi çocukluğum düştü aklıma
sahi ne çok incitmişti hayat beni, ne çok
acıtmıştı canımı, çoban ateşleri yandıkça
uzak tepelerde. bak, yine acıyor kalbim
yine boynu bükük gökyüzünün. yamaçlar
koyaklara bırakmış kendini; düpedüz
intihar bu
ağaçlar yorgun, tedirgin uyuyor toprak
bulutların dönüşü çok uzak bir ihtimal
ne çare, bu yıl da kurak geçecek mevsim
iyisi mi, yıldızları toplayıp buralardan
gidelim
Baligo Kafe'den çıkıp sahilde yürümeye başladık. Güzel bir mekan görüp daldık içeri. Hepimizde güzel geçen bir günün sevinci. Halit sessiz kalsa da Oğuz ve Atilla şairler geldi diye anons ettiler sanki. Ortam güzel, neşemiz yerinde. Derken iki arkadaş daha katıldı bize. Akşam ne de çabuk indirdi karasını. Halit tiyatroya gidecek, beni de “nerede kaldın” mesajları sıkıştırıyor. Vedalaşıp kalktık.
9 Nisan 2026 Perşembe günü
Şerif Bey telefon etti, “Etkinliğe geliyor musun?” diye. “Tabii gelirim” deyip çıktım evden. Buluşup Alsancak'taki Sanat Fabrikası'na gittik. Eski tütün fabrikasını sanat fabrikasına dönüştürmüş Kültür Bakanlığı. İzmir Resim ve Heykel Müzesi de burada. Müzenin zemin katında bir sunum varmış.

Gencecik bir hanımefendi, Dr. Göksel Zeynep Güzey. Halk şairlerini konu aldığı bir dizi sunum yapıyormuş. Bugünün sunumu Dadaloğlu'ymuş. Bizi çok iyi karşıladı. Güzel slaytlar hazırlamış. Dadaloğlu Avşar boyu göçebelerindenmiş. 'Dadalı' diye bilinirlermiş. Zorla iskâna geçirildikleri için kavga şiirleri yazmış. Dadaloğlu'nun Kayseri'de ve Adana'da yaşadığı biliniyor şiirlerinden. Sevda şiirleri, taşlamaları, ağıtları var. Sunum çok güzeldi. Üniversiteden öğrencileri Eylül ve Zeynep Dadaloğlu şiirleri okudular. Çok yetenekli Ümit Bey de sazıyla Dadaloğlu türküleri söyledi. Buraya Dadaloğlu'nun iki dörtlüğünü alalım:
Şu yalan dünyaya geldim geleli
Severim kır atı, bir de güzeli
Değip 15'ime kendim bileli
Severim kır atı, bir de güzeli
Atın beli kısa, boynu uzunu
Kuru suratlısı, elma gözünü
Kızın iplik iplik süt beyazını
Severim kır atı, bir de güzeli
Etkinlik sonunda üst katlara çıkıp Resim ve Heykel Müzesi'ni keyifle gezdik. Fotoğraflar çektik. Müze çok zengin geldi bana. İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Nurullah Berk, Şevket Dağ, Aliye Berger, Şeref Akdik, Nuri İyem ve daha birçok sanatçının resimleri vardı.
Şerif Bey'in önerisiyle, etkinlikte birlikte olduğumuz Havva Keskin ve Ahmet Buhari ile Konak'ta bir arkadaşı ziyarete gittik. İş hanının 1. katında ışıl ışıl, rengarenk bir odaya girdik. Burası kolonya müzesiymiş. Her yer kolonya şişeleri ile dolu. Ünal Çınar'la daha önce karşılaştığımızı hatırladım. Hikâyesini anlattı, telefonla çekip ölümsüzleştirdim o anları.

10 Nisan Cuma günü
Şerif Bey ve Karşıyaka Sevgi Şairleri Topluluğu hamisi Ömer Bey'le buluşup Hatay'da aldık soluğu. Tabii İzmir Hatay'dan söz ediyorum. Dilek Kafe'de bir gün önce bize yoldaşlık eden Havva Keskin arkadaşımızın son kitabının imza günü varmış. Sokağın başında bir karşılayacımız vardı, hayretimi gizleyemedim:

Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın büstü. O şaşkınlıkla yanlış bir adım atınca paldır küldür düşmez miyim; neyse ki hasarsız atlattım. Sokağın içindeki Merhaba Apartmanı'nda oturmuş Cevat Şakir Kabaağaçlı. Kapıya orada oturduğu yazılmış, rengarenk desenle birlikte. Dilek Kafe'nin işletmecisi Ramazan Bey de bir şiir sevdalısıymış. Kafe doldu taştı Havva Hanım'ın dostlarıyla. Sunumu yapan arkadaşlar harikaydı. Okunan şiirler genel olarak Havva Keskin'in “Yedi İklimden Şiirler” kitabından seçilmişti. Sazıyla gelen dostları halk müziğinden ve Türk sanat müziğinden çok güzel eserler seslendirdiler. Bana da “Deseler de İnanma” şiirini okumak düştü:
DESELER DE İNANMA
Kim demiş aşk yarası kapanırmış zamanla
Yalan yalan, deseler de inanma
İster görme yüzünü, ister adını anma
Yalan yalan, unutursun deseler de inanma
İçinde umutları yarına bağlasan da
Yürekte sızıları tuz ile dağlasan da
Artık her gece değil, ayda bir ağlasan da
Yalan yalan, unutursun deseler de inanma
***
Şiirin üç dörtlüğü daha vardı ama zamanın değerini bildiğim için bu kadarıyla yetindim.
Kafanızı şişirdim değil mi? “Bana ne senin gezmelerinden, şiirlerinden” diyen olduysa affetsin. Bu kadar anlatı da yetsin.
Hoşça kalın, dostça kalın, şiirsiz kalmayın. Umutlarınız bitmesin. Barış çiçekleri süslesin dünyamızı.