İzmir dönüşü otobüsün ön koltuklarında, sürücünün arkasında geldik. Yola bakıp gelmek oldukça keyifli geliyor bize. Sürücülerin sohbetlerini de dinliyoruz. Yardımcısıyla konuşurken otobüsün son model olduğunu söyledi. Hemen önünde kamera var.
“Bak şimdi başımı kaşısam uyarı gelecek” dedi ve elini başına götürdü. Hemen bir bip sesi ve arkasından “yola odaklanın” yazısı göründü ekranda. Telefonu eline alıp baktığında da aynı uyarı geldi. "Harika bir yenilik" dedik eşimle aramızda.
Teknoloji her geçen günde yenilikler sürüyor önümüze. Dronlar piyasaya çıktığında fotoğraf sistemine ve kamera sistemine şaşırmıştık. Bir de baktık ki silahlı hale de gelmiş, hatta askerleri uçurup indiriyor istenilen yere. Biz zamanın ruhunu anlayıncaya kadar teknolojiler eskiyor, yerine yenileri geliyor.

“Zamanın ruhu” dedik ya, İzmirli arkadaşımız, Sanat Değirmeni Kültür Edebiyat Sanat Platformu kurucu ve yöneticisi Aygün Eroğlu’nun 'fortuna.com' dergisinde yazdığı “Zamanın Ruhu/İhtiyacı” başlıklı bir yazısı var. Yazı çok güzel. Bir bölümünü ve özünü paylaşmak istedim.
ZAMANIN RUHU
"Bir sanat eseri ya da edebi metin ortaya konulduğu dönemde beğenilmeyebilir ve eser sahibi için hiçbir itibar sebebi olmayabilir. Bazı eser sahibi ve eserlerin beğenilip dikkat çekip değer görmesi için uzun yıllar geçmesi gerekebilir. Aradan geçen uzun yıllar hatta eser sahibinin ölümünden yıllar sonra birden eserin ve eser sahibinin keşfedilip, büyük ilgi görmesinin elbette birçok sebebi vardır. Bazı sanatçıların eserleri zamanın çok ilerisinde olabilir. Toplumun ve sanat anlayışının değişmesi, eserin alışılmış kalıpların dışında olması gibi sebepleri sıralayabiliriz."
Yazar, bilimde de sanatta da toplumun yeni olana güvenmeyip temkinli yaklaşabileceğini söylüyor. “Eser, döneminde karşı çıkılırken yıllar sonra durumun değiştiğini, değişenin yorumlayanlar olduğunu” vurguluyor. Vincent’in sağlığında anlaşılmadığını, bir süre sonra eserlerinin milyon dolarlara satıldığını söylüyor. Kafka’nın, Herman Melville’in döneminde anlaşılmadığını yazarken yerli örnekler de veriyor: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" ve Oğuz Atay’ın "Tutunamayanlar"ını örnek gösteriyor.
Nazım Hikmet’in yasaklanması, hapse atılması, yurdundan uzaklaşması da toplumun aruza alışıp serbest şiiri kanıksamasına bağlıyor. Yazar, oluşturulan eserlerin oluşum sürecinden çok ileri tarihlerde bu esere ihtiyaç duyulmasını “zeitgeist”, yani "zamanın ruhu" kavramı ile açıklıyor. “Bir eserin değeri yalnızca kendi zamanıyla değil, o eserin ihtiyaç olduğu zamanla da doğru orantılıdır. Kısaca zaten sanat ihtiyaçtır demiyor muyuz?” diyerek bitiriyor yazısını.
O hâlde bugün ihtiyaç olmayabilir; yaptığımız sanatın yarınlarda ihtiyaç olabileceğini düşünerek sanat yapmalıyız. Kalemine sağlık sevgili Aygün Eroğlu.
****
Onu ilk kez İzmir’de Dünya Şiir Günü kutlamasında sunuculuk yaparken gördüm. Sonra Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği’nin İzmir Kitap Fuarı’ndaki sergiliğinde gördüm. Kitabını imzalatıp aldım. Kitabı okumaya başlayınca yüzünde gördüğüm hüznün sebebini anladım. Yakın zamanda eşini kaybetmiş. Giden sevgilinin arkasında bıraktığı acıdan doğmuş kitap. Aşk, özlem, hüzün kucaklaşmış gözyaşlarıyla. Öyle içten, öyle duygulu... Canan Sanlı ve Yorgun Günün İlahisi’nden söz ediyorum. Bir şiirini sunuyorum:

MOR HALKA
Kalbimin sesini duymayınca rüzgar
Buhar olup havaya karıştım
Begonyanın toprağından ayrıldım
Çiçekler söyleşmiyor artık
Ayrılık durağında beklediğim otobüs gelmiyor
Büyüyor sevdan, büyüyor içimdeki karanfil
Güneş mor halkanın içinde dalgalanıyor
Işığım nerede diye soruyorum sürekli...
Karanlığın yıldızından bir işaret bekliyorum
Göğün salıncağına asılarak...
Beni bıraktığın acıya sarılıyor kollarım
Hüzün çöken kalbimin neleri yorgun
Bıçağının ucu kanırtıyor yarayı.
Yaşamın çelişkilerinden bir yumak
Durmadan örüyorum ilmek ilmek
Düğümleniyor iplik her ilmekte
Çilekeş yaşamın her bitişi
Yeniden doğuruyor mor halkalı güneşi.
Unuttun mu verdiğin sözü
Yanımdan hiç ayrılma demiştin
O gece bir nefeste tüm ışıkları söndü evin
Buhar olup bulutlara karıştın
İmgeler rüyalarıma girmiyor artık.
Sen yeniden doğurdun yaşamı
Rüyamda gördüm seni dün gece
Yaşamı ikiye bölen bir kapının arkasından
Çıkageldin sesimi duyarak
Özlemin sarmalında dudağında öpücük
Yine eskisi gibi sanki hiç gitmemişsin gibi.
Balkonda gözlerimle buluşan bir çift göz kaldı
Yalnızlığımın kıyısından derinden bakan.
****
Denizli’ye gelir gelmez, ayağımın tozuyla davetli olduğum resim sergisine gittim. Serginin adı “Buluşma”. Eve Sanat Galerisi kurucusu ve öğretmeni Arife Yılmaz’ın her yıl bu dönemde açtığı sergilerin devamı. Her yıl daha güzel resimler ortaya çıkarıyor Arife Hanım ve arkadaşları.

Sergide Arife Hanım’ın ve 21 arkadaşının resimleri var: Ayşe Koçer, Aygül Özkan, Canan Aykon, Cemile E. Yazıcı, Cemile Y. Dündar, Demet Süpcin, Ece Yıldırımoğlu, Ertuğrul Baykara, Esma Öztürk, Gülseren Şener, Hafize Koçer, Hatice Özfidan, Helin Y. Demirörs, Hürzet Boztekin, Meral Girgin, Nazife Oral, Sadık Yıldırımoğlu, Seher Koçak, Sevil D. Ateş, Türkcan Güleç, Ülfet Kuloğlu güzel resimleri ile katılmışlar. Ayrıca 17 yeni yetişen minik ressamımız var. Tümünü kutluyor, nicelerine diyorum.
*****
Elsa’nın gözlerini bilir misiniz?
Fransız yazar Louis Aragon’un eşi Elsa Triolet’ye yazdığı şiir kitabıdır Les Yeux d’Elsa.
1942 tarihli, Nazi işgaline karşı aşk ve direnişi konu alan bir şiir kitabıdır.
****

Denizlililerin çok yakından tanıdığı Sadık Aslankara ve Halim Yazıcı onur ödülleri aldı. 2. Kadıköy Cumhuriyet Öykü ve Roman Günleri’nde düzenlenen törende Prof. Dr. Aysu Erdem, Aslankara’yı anlattı. Cumhuriyet Gazetesi yazarı Sadık Aslankara ve Işıl Özgentürk’e onur ödülleri verildi.
Sadık Aslankara Denizlilidir ve Denizli’de tiyatroya emek ve hizmetleri yadsınamaz. Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmaya devam ediyor. Kendisini yürekten kutluyorum.
Halim Yazıcı, Denizli Belediyesi Kültür Müdürlüğü yapmış şair ve sanat insanı arkadaşımız. 15 Nisan 2026’da 5. İzmir Dünya Şiir Günü buluşması yapıldı. Elhamra Sahnesi’nde yapılan törende onur konuğu İsveç’ten gelen Özkan Mert olmuş, onur ödülü Halim Yazıcı’ya verilmiştir. Emek ödülleri Bilsen Başaran ve Avram Ventura’ya verilmiştir. Özkan Mert’i, Halim Yazıcı’yı ve emek ödülü kazanan arkadaşları yürekten kutluyorum.
Hoşça kalın, dostça kalın, sanatsız ve umutsuz kalmayın.