Geçtiğimiz ay Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı, büyükler ulusal egemenliğin gerekliliğini düşünüp bayram ederken, çocuklar da 23 Nisan'ı keyifle, oyunlarla, neşeyle kutladılar. 23 Nisan, andımızın bayramıdır. Andımızı 1933 yılında, zamanın Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip yazmış ve okumuştur. Ant içmek, bir şeyi yapmaya yemin etmek demektir. Andımızın okunması okullarda kaldırılmadan önce çocuklar yürekten inanarak okurlardı ve antlarına sadık kalırlardı. Okullarda okutulmasa da her aile çocuğuna andımızı ezberletip sık sık okutmalıdır. Andımız erdemli kuşaklar yetiştirdi; andımızı okuyan çocukların erdemli olacağından kuşku duymuyorum.

ANDIMIZ

Türküm, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Ey Büyük Atatürk!

Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Ne mutlu Türküm diyene!

*****

77Ea9641 327D 46Ef B78F C87Df46A8D4E

19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı'nı geride bıraktık. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının çoğalmasından dolayı Gençlik ve Spor Bayramı iken adı, Atatürk'ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı olmuştur. Yine aynı sebepten Atatürkçü Düşünce Derneği kurulmuş ve yurt düzeyinde şubeleri oluşmuştur. Yüce Atatürk geleceği gördüğü için, kurduğu Cumhuriyeti gençliğe emanet etmiştir; söylevinin sonunda Gençliğe Hitabe'yi koymuştur. Bu hitabe de ülkeyi vatan hainlerinden gençliğin koruyacağına inanarak yazılmıştır. İşte Gençliğe Hitabe’miz:

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Gençliğe Hitabe'yi gençler ve yetişkinler sürekli okumalı ve Atatürk ilkelerine uymayanları kınamalı, ilkelere sahip çıkmalıdır.

Temel ilkeler: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, İnkılapçılık (Devrimcilik).

Atatürk'ün 4 temel ilkesi nelerdir?

Atatürkçü çağdaşlaşmanın temelinde devlet olarak tam bağımsızlık, millet olarak egemenlik, birey olarak hak ve hürriyetler söz konusudur.

Buraya bir Atatürk şiiri yakışır:

1B8Bb1D8 B41E 4A90 Bb6D 69056F646E09

ATATÜRK OLMAK

Atatürk'ü bulmak her iyi işte,

Her yaşta, her başta Atatürk olmak.

Gece düşte, gündüz alışverişte

Barışta, savaşta Atatürk olmak..

Yedide okulun ilk sırasında,

Yetmişte safların en arkasında,

Devlet kapısında, yurt yapısında,

Her harçta, her taşta Atatürk olmak..

Tarlada en sarı, en olgun buğday,

Şehirde en güzel, en ulu saray,

Seferde, zaferle taçlanmış alay,

Her güçlü yarışta Atatürk olmak..

Atatürkle olmak her yeni hızda,

Okuyan, çalışan erkekte, kızda.

Uygarlık yolunda, yaşantımızda

Her soluk alışta Atatürk olmak...

Tarık ORHAN

Günümüzde bu ilkelerin çiğnendiğini görüyoruz. Bize de düşen görev, ilkelerimizi korumaktır. Devleti yönetenlerin içinde bu ilkeleri çiğneyerek koltuk kapma erdemsizliği kol geziyor. Liyakatlı yöneticiler yerine, verilen işle hiç bilgisi olmayanlar atanıyor; güreşçiden banka yönetim kurulu üyesi, savcıdan bakan oluyor. Bakan kendini savcının yerine koyuyor. Dürüst başkanlar tutuklanıyor, adalet önüne çıkarılmıyor; geciken adalet, adaletsizlik oluyor. Mülkiye müfettişlerinin denetimlerinde suç bulunmazken, başkanları asılsız iftiralarla damlara tıkıyor suçsuz insanları. Milletin oylarıyla seçilenlerin koltukları gasp ediliyor, "kayyum" denen kişiler oturuyor koltuklara. Gereksiz aflar çıkarılarak suçlular cezalarını çekmeden salıveriliyor. "Nasılsa af çıkar" düşüncesiyle kadınları, çocukları, hasımlarını öldürüyorlar; çocuklar suç işleme makinesine dönüşüyor. Gerçek dindarlarla sahte dindarlar ayırt edilemez hale geliyor. "Ahlak, ahlak!" diye bağıranların ahlaksızlıkları gazetelere, televizyonlara haber oluyor. Mecliste görev yapan vekilin, eşine fakirlik belgesi aldığını duyunca parmağımızı ısırıyoruz, "Bu da olur mu?" diye. Bir Kızılay yöneticisi kadınlara hakaret ediyor, eve kapatmaya kalkışıyor. Yine bir Kızılay yöneticisi, "Evcil hayvanları paylaşmayın, Kızılay'ın itibarı zedelenir" diye emir yayınlıyor çalışanlarına... Kızılay'ın itibarı çadır satmakla zedelenmiyor sanki!

*****

8627F7Fa Ec9C 4385 899C 07Cc587D5504

Montaigne'i bilirsiniz; 1533-1592 yılları arasında yaşamış "Kendini tanı.", "Ne biliyorum?" gibi temel sorularla yola çıkarak bir insanda insanlığın bütün hallerini yakalayan, deneme türünün isim babasıdır. 1571'de kitaplarıyla birlikte çiftliğine çekilmesi ile başlayan süreç Montaigne'i önce okudukları ile ilgili notlar almaya götürmüş, aynı notlar zamanla denemeleri oluşturmuştur. Sabahattin Eyüboğlu çevirileri de 1940'taki ilk baskısından 1970'teki halini alana dek her defasında yeni parçalar eklenerek, bir anlamda yapıtla benzer bir yol izlemiştir. Montaigne'in denemeleri benim başucu kitabım olmuştur. Bir keresinde: "Hakim suçluyu 'Niye suç işledin?' diye dövmüyorsa, doktor hastasını 'Niye hasta oldun?' diye dövmüyorsa, öğretmen de öğrencisini 'Niye bilemedin?' diye dönemez, dövmemelidir" satırlarını okuyunca çok etkilenmiştim.

Montaigne'nin denemelerinden ilginç bulduğum bir alıntı yapalım:

MUTLULUK

"Büyük iskender'in dalkavukları onu, Zeus'un oğlu olduğuna inandırmışlar. Bir gün yaralanıp da yarasından kan aktığını görünce: "Buna ne diyeceksiniz bakalım?" demiş; “kıpkızıl, mis gibi insan kanı değil mi bu? Homeros'un destanlarında Tanrıların yarasından akan kan hiç de böyle de-ğildir." Şair Hermodoros, Antigonos'u öven şiirlerinde, ona güneşin oğlu diyormuş. Antigonos: "Oturağımı döken adam benim güneşin oğlu olmadığım' çok iyi bilir" demiş. İnsan her yerde hep o insandır ve bir insanın özünde soyluluk olmadı mı, dünyanın tacını giyse yine çıplak kalır."

*****

Yine bir çizginin sonuna geldik. Birazcık geç olsa da 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mızı kutluyorum. Hoşça kalın, dostça kalın, umutsuz kalmayın.