Zevk; hoşa giden bir şeyin düşünülmesinden veya elde edilmesinden doğan hoş duygu, haz ve keyif anlamına gelir.
Bireyin fiziksel ve ruhsal olarak tatmin olması, eğlenmesi, güzeli çirkinden ayırt etme kabiliyeti; zevk sahibi olmak veya estetik beğeni olarak tanımlanır.
Bu konuda çeşitli tanımlara da rastlanıyor. Biz burada zevk sahibi olmak ile ilgileneceğiz.

Oksijen Gazetesi'nin moda sayfasında Ece Sükan'ın "Zevk Meselesi" başlıklı yazısı dikkatimi çekti. Size kısaca bilgi vereyim Ece Sükan ile ilgili olarak; “İstanbul ve New Yorkta çalışan Türk aktris ve stilist, yaratıcı yönetmen ve moda editörüdür. O bir "Türk sokak stili yıldızı" olarak anılmıştır.”
“Zevk, zaman içinde oluşan kişisel ve kolayca tarif edilemeyen bir yapı. Gerçek zevk biriktikçe netleşir. Bir parçayı seçmek kadar, onu neden seçtiğini anlayabilmek önemli. Moda, sanat ya da edebiyat fark etmeksizin bir şeyi gerçekten tanımak; onun bağlamını, geçmişini ve inceliklerini kavramayı gerektirir. Aksi hâlde her şey aynı görünür. Bu anlamda zevk, içgüdü ile başlayıp sonrasında bağlantıları kurabilen zihinsel araçlara sahip olmakla da ilgili. Yani emek verilerek elde edilen bir süreç.”
Giyim zevki, damak zevki, edebiyat zevki diye sıralamalar yapabiliriz. Bazı insanlar vardır, modayı izlemez; moda onu izler. Örneğin Neslihan Yargıcı, modayı değil, moda onu izler olmuştu siyah çizgisiyle. Çevremizde de tercihleriyle farklılaşan bireyler vardır. Taşıdıkları renkler, takılar hemen göze çarpar ve beğeni toplar. Bu kişiler, çevrelerinde giyim zevkiyle dikkat çeker ve beğeni toplarlar. Bir de yalnızca örtünmek için giyinenler vardır. Değişik takım elbiselerin pantolonunu ve ceketini giyip tarz oluşturmaya çalışanlara bakıp hafifçe gülümseriz bazen.

"Yaşamak için yemeli, yemek için yaşamamalı" sözünü Moliere, Montaigne, Çiçero ve Sokrates'in söylediğini yazan kaynaklar var. Yaşamı sürdürmek için yemeli, yemek için yaşamamalı; israftan kaçınmalı anlamıyla. Zenginleri kınamak da var bu özlü sözde. Yaşamak için yiyenler ve yemek için yaşayanlar yanında, yemeği keyif hâline getirenler de var. Biz ona yemek keyfi, damak keyfi, damak zevki diyoruz. Damak zevki olanlara, tadıcılara gurme deniyor günümüzde. Vedat Milor, Ayhan Sicimoğlu, Mehmet Yaşin ilk akla gelen gurmeler.
Edebiyat ve sanat zevki çok derin bir konu. Gazetemizin tam sayfası ancak yeter. Atlarsak iyi olur.
Sözün özü, zevk sahibi olmak niteliktir.
****
5G’yi konuşalım ister misiniz?
Kesin olan şu: "Ben 5G istemiyorum, 4'te kalayım" deme şansınız yok. Kurallar kondu, 5G telefonunuzun baş köşesine kuruldu. Biraz geç olsa da yeni gelen teknolojiyi kabullenmemiz gerek. Bir kere hızımız arttı. Bu da yaşamımızı kolaylaştıracak.
"Kansere sebep olur mu?" sorusunun yanıtını da verdi bilim insanları. Kesinlikle sıkıntı yokmuş. Gizlilik konusu biraz can sıkıcı. Mağaranın dibine girseniz, durumunuzu saptayacak bir teknoloji. Evde hangi odada olduğunuzu bile görebiliyormuş. Boşuna değil İran'da nokta atışlarıyla ulaştılar başkana ve diğerlerine.
Ancak 5G altyapısı henüz tamamlanmamış her yerde. 4G altyapısı üzerine konulmuş. O da pek sıkıntılı değil sanırım.
****
Şehir içi dolmuşlarında duymaya alışık olduğumuz bir cümle var. Haydi düşünün bakalım nedir? Doğru, bildiniz: "Uygun bir yerde inebilir miyim?" Uygun yerine "müsait" sözcüğü kullanılıyor genelde ama biz uygun sözcüğünden yanayız. İnmek istiyorsunuz ama kararı sürücüye bırakıyorsunuz. Bu seçenek yalnızca dolmuşlarda var. Büyük şehirlerde durak dışında indiremiyorlar bile. Uçakta kokpite gidip "Uygun bir yerde inebilir miyim?" diyemezsiniz. Derseniz size gülerler. Bay Başkan Trump sanki bu cümleyi kullandı gibi. Savaşı başlattı, keyfi oldukça yerindeydi. İşler yolunda gitmez olunca "Durdurun uçağı, ben ineceğim" demeye başladı. Ne dediğini, ne istediğini kendi de bilmez oldu.
Donan nehirler vardır, göller vardır. Üzerinde gezinirsiniz, arabalar, kızaklar gezer. Kışın doğaldır hepsi. Baharın geldiğini fark etmeyip yürümeye devam ederseniz, kala kalırsınız ortada. Trump da geç fark etti baharı; buzlar çatırdıyor. Gölün dibine gitmesi an meselesi gibi geliyor bana. Ama burası dünya, her şey olabilir; şaşırmamak gerek. Yazının yazıldığı saatlerde durum buydu. Yani "benim teknolojim, senin teknolojini yener" durumu var.
****
İzmir günlerinde Karşıyaka Çarşı'da Pan Kitabevi'ne uğrarım. Bazen de Alsancak'ta Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ndeki Penguen Kitabevi'ne uğrarım. Kitaplara, dergilere bakarım. Pan'dan Varlık Dergisi'nin Nisan sayısını aldım. Varlık'ın yeri bambaşkadır Türk edebiyatında. Anılar, söyleşiler, öyküler, günlükler, şiirler… Oku oku bitiremezsiniz. Varlık'ta Yasemin Y. Erdoğan'ın bir şiirini beğendim, belki siz de beğenirsiniz.
KADINLAR
Kadınlar okusun benim şiirlerimi
Ojeli ve ojesiz kadınlar
Bağıra bağıra ve gülerek
Ve ağlayarak okusunlar
Beklerken masada kirli bulaşıklar.
Genç kızlar okusun benim şiirlerimi
Pembe yanaklı, dişleri telli
Utangaç kızlar.
Sutyenlerini çıkarsınlar okurken
Çoraplarını da.
Ve kikirdesinler
Şargoz içsinler
Ve sarhoş olsunlar.
Annem okusun benim şiirlerimi.
Desin "şair doğurdum ben"
Öyle sansın anacım.
Bilmez ki doğuştan değil bu illet
Sonradan giriyor insanın kanına
Sonradan insanlar zerk ediyor damarına.
Kadınlar okusun benim şiirlerimi
Sadece birbirlerine
Ve sadece kızlarına.

Söz İzmir'den ve şiirden açılmışken sevgili Hüseyin Yurttaş'tan da söz etmek isterim. Dostluğumuz yetmişli yıllara dayanır. Yurttaş'ın her Denizli'ye gelişinde mutlaka bir araya gelir, söyleşiriz; edebiyattan, şiirden, şiir dostlarından. Ben İzmir'e geldiğimde de yolumuz Latife Hanım Kafe'de kesişir mutlaka. Bu kez henüz görüşemedik ama mutlaka buluşuruz önümüzdeki günlerde. Son kitabı "Susuyor Şimdi Zaman" harika bir kitap olmuş. Kitaba adını veren şiirini paylaşmak isterim.
SUSUYOR ŞİMDİ ZAMAN
güz kanlı kınalarını yakmak üzere,
aldanma ömrüm,
bir masalı yaşayarak geldin,
doyulmaz derler,
kanma ömrüm.
ne söyledi sana,
görünüp yiten eski çağlar,
susuyor şimdi zaman,
çürümüş kökler gibi toprağın altında,
ne geldiğin yer belli,
ne gideceğin,
bu böyle sürecek,
sanma ömrüm.
,
hiçbir şey sonsuz değil,
sözdür, söylersin,
uçar,
göklere karışır,
güvenme varlığına,
gün gelir, adın silinir,
yoklara karışır,
hiçliğine yanma ömrüm.
Bugünlük bu kadar yetsin dilerseniz.
Hoşça kalın, dostça kalın, kendinize göre zevkiniz olsun. Şiirsiz kalmayın. "Yurtta barış, dünyada barış" dileyelim.