Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanı şöyle başlar: “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.”

İnsan bazen bir roman okumaz; bir tokat yer.
Knut Hamsun’un “Açlık”ı ve John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” bana bunu yaptı.
Hayatım değişti mi bilmem… Ama ekmeğe, yoksula ve açlığa bakışım değişti.

Tüm kitapseverlere hatta kitap sevmezlere bile tavsiyemdir: Bu romanları okumakta gecikmeyin. Sonra benim gibi pişman olursunuz.

Önce “Açlık…”

Norveç’li yazar’ın dünyaca ünlü bu romanında; gazete ve dergilerde, kendini kıt kanaat geçindirmeye bile yetmeyen köşe yazıları yazan bir gencin yaşadığı açlık ve bunun doğurduğu psikolojik ve fizyolojik sonuçlarıyla mücadelesi anlatılır.

Roman kahramanı bazen;

Yazı satarak para kazanmaya çalışır,

Eşyalarını kiraya verir,

Günlerce aç gezer,

Bazen küçük borçlar ister,

Açlığını bastırmak için bazen parmaklarını emer, bazen ağzında tahta parçaları çiğner, bazen de durmadan yürüyerek midesini kandırmaya çalışır.

İşte “Açlık” romanından iki alıntı:

“Sefaletim beni canımdan öyle bezdirmişti ki, artık bu hayatı savaşmaya değer görmüyordum. Bahtsızlık baskın çıkmış fena yüklenmişti. Öylesine bitmiştim ki, şimdi eski halimin bir gölgesiydim ancak…”

“Hırsımdan hıçkırmaya başladım; ruhumun derinlerinde dermansızlığımla boğuşuyor, yere devrilmemek için mertçe dayanıyordum; yıkılmak istemiyor, ayakta ölmek istiyordum.”

Bu kadar çaresizliğine rağmen asla dilencilik yapmayacak kadar gururludur.

Fakat midesi açlıktan zil çalarken cebindeki 1 kronu köşedeki dilenciye verecek kadar da cömert…

Açlık sadece romanların meselesi değildir.
İnsanlık tarihinin en eski imtihanlarından biridir.
Tam burada İslam tarihinden bir sahne geliyor insanın aklına…

Hendek Savaşı sırasında sahabeden Cabir Bin Abdullah, Hz. Muhammed’in çok aç olduğunu fark eder. Peygamber Efendimiz açlığını bastırmak için karnına taş bağlamış ve bu taş üç günden beri orada durmaktadır. Cabir eve gidip hanımına az miktarda arpa ekmeği ve bir de oğlak hazırlatır; sonra da gizlice Peygamberi birkaç kişiyle yemeğe çağırmak ister. Efendimiz ise Hendek’te çalışan herkesi o yemeğe davet eder. Çünkü bilmektedir ki, hepsi açtır. Sonradan anlatıldığına göre o yiyecekler bereketlenmiş ve herkesin açlığını gidermesini sağlamıştır.

Şimdi biraz da “Gazap Üzümleri”…

Ünlü Amerikalı yazar John Steinbeck’in bu romanı ABD' deki açlık ve sefalet yıllarını çok çarpıcı bir dille anlatır.

Oklahoma’dan kalkıp Kaliforniya’ya sürüklenen insanlar, gün boyu çalışıp akşam bir somun ekmeğe bile zor ulaşmaktadır.

Oradaki tarla ve bahçe sahiplerinin gaddarlıklarıyla, işçilerin günlük hayatta bazen içecek su bile bulamayışlarının hazin öyküsüdür anlatılan…

Romanın finali ise insanın tüylerini ürpertecek cinstendir:
Ailenin gelini, o sefaletin ortasında bebeğini ölü doğurur.
Sonra da göğsünde biriken süt boşa gitmesin diye, açlıktan ölmek üzere olan yaşlı adama memesini verir.
Böylece Steinbeck, bazen tek bir sahneyle koca bir çağın sefaletini anlatır.

Peki bu iki roman benim hayatımda neyi değiştirdi?

Onu da gelecek hafta anlatalım.

Hoşça kalın.

AÇLIK VE GAZAP ÜZÜMLERİ

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanı şöyle başlar: “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.”

İnsan bazen bir roman okumaz; bir tokat yer.
Knut Hamsun’un “Açlık”ı ve John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” bana bunu yaptı.
Hayatım değişti mi bilmem… Ama ekmeğe, yoksula ve açlığa bakışım değişti.

Tüm kitapseverlere hatta kitap sevmezlere bile tavsiyemdir: Bu romanları okumakta gecikmeyin. Sonra benim gibi pişman olursunuz.

Önce “Açlık…”

Norveç’li yazar’ın dünyaca ünlü bu romanında; gazete ve dergilerde, kendini kıt kanaat geçindirmeye bile yetmeyen köşe yazıları yazan bir gencin yaşadığı açlık ve bunun doğurduğu psikolojik ve fizyolojik sonuçlarıyla mücadelesi anlatılır.

Roman kahramanı bazen;

Yazı satarak para kazanmaya çalışır,

Eşyalarını kiraya verir,

Günlerce aç gezer,

Bazen küçük borçlar ister,

Açlığını bastırmak için bazen parmaklarını emer, bazen ağzında tahta parçaları çiğner, bazen de durmadan yürüyerek midesini kandırmaya çalışır.

İşte “Açlık” romanından iki alıntı:

“Sefaletim beni canımdan öyle bezdirmişti ki, artık bu hayatı savaşmaya değer görmüyordum. Bahtsızlık baskın çıkmış fena yüklenmişti. Öylesine bitmiştim ki, şimdi eski halimin bir gölgesiydim ancak…”

“Hırsımdan hıçkırmaya başladım; ruhumun derinlerinde dermansızlığımla boğuşuyor, yere devrilmemek için mertçe dayanıyordum; yıkılmak istemiyor, ayakta ölmek istiyordum.”

Bu kadar çaresizliğine rağmen asla dilencilik yapmayacak kadar gururludur.

Fakat midesi açlıktan zil çalarken cebindeki 1 kronu köşedeki dilenciye verecek kadar da cömert…

Açlık sadece romanların meselesi değildir.
İnsanlık tarihinin en eski imtihanlarından biridir.
Tam burada İslam tarihinden bir sahne geliyor insanın aklına…

Hendek Savaşı sırasında sahabeden Cabir Bin Abdullah, Hz. Muhammed’in çok aç olduğunu fark eder. Peygamber Efendimiz açlığını bastırmak için karnına taş bağlamış ve bu taş üç günden beri orada durmaktadır. Cabir eve gidip hanımına az miktarda arpa ekmeği ve bir de oğlak hazırlatır; sonra da gizlice Peygamberi birkaç kişiyle yemeğe çağırmak ister. Efendimiz ise Hendek’te çalışan herkesi o yemeğe davet eder. Çünkü bilmektedir ki, hepsi açtır. Sonradan anlatıldığına göre o yiyecekler bereketlenmiş ve herkesin açlığını gidermesini sağlamıştır.

Şimdi biraz da “Gazap Üzümleri”…

Ünlü Amerikalı yazar John Steinbeck’in bu romanı ABD' deki açlık ve sefalet yıllarını çok çarpıcı bir dille anlatır.

Oklahoma’dan kalkıp Kaliforniya’ya sürüklenen insanlar, gün boyu çalışıp akşam bir somun ekmeğe bile zor ulaşmaktadır.

Oradaki tarla ve bahçe sahiplerinin gaddarlıklarıyla, işçilerin günlük hayatta bazen içecek su bile bulamayışlarının hazin öyküsüdür anlatılan…

Romanın finali ise insanın tüylerini ürpertecek cinstendir:
Ailenin gelini, o sefaletin ortasında bebeğini ölü doğurur.
Sonra da göğsünde biriken süt boşa gitmesin diye, açlıktan ölmek üzere olan yaşlı adama memesini verir.
Böylece Steinbeck, bazen tek bir sahneyle koca bir çağın sefaletini anlatır.

Peki bu iki roman benim hayatımda neyi değiştirdi?

Onu da gelecek hafta anlatalım.

Hoşça kalın.