Ekonomi işi tuhaf bir iş!
Çok yönlü…
Herkesi yakından etkiliyor…
Ama sokaktaki vatandaşı; ne Adam Smith’in “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”i…
Ne de Karl Marx’ın “toplumun yapısını belirleyen şey, üretim tarzıdır” sözü ilgilendiriyor.
O, cebine ne girdiğinin ve ne çıktığının derdinde.
Herkesin de ayrı bir yorumu var.
Eskiden zam yapanlar şöyle derdi:
“Eee, doları görmüyor musun?”
Son zamanlarda dolar pek eskisi gibi zıplamıyor.
Neden acaba?
“Merkez Bankası baskılıyor” diyen de var, “küresel şartlar” diyen de…
Son bir yılda kabaca %15-20 civarında bir artıştan söz ediliyor.
Ama bizde asıl hikâye yılbaşında başlıyor.
Artık klasikleşti: yılbaşında zam sezonu açılır.
Gerekçe hazırdır: “Asgari ücret arttı.”
Ama asgari ücret yılda bir kere artar…
Bizimkiler o artışı bir hamlede yansıttıktan sonra, zam korosu yıl boyu susmaz.
Gerekçe yine hazırdır:
Nakliye…
“Abi mazota baksana sen!”
Mazot fiyatları son bir yılda kabaca %60-70 bandında artmış durumda. (Ah savaş!)
Asgari ücretteki artış ise %25-30 civarında.
Biri asansör gibi çıkıyor, diğeri merdiven gibi…
Sonra tartışma büyür:
“Asgari ücret de %50 artsın o zaman.”
Olur, artsın da…
Bu kez üretici de fiyatı artırır.
O da %70-80 zam yapar.
O zaman ne olacak?
Ben kendimi bildim bileli aynı tablo:
Üretici az kazanır, tüketici pahalılıktan şikâyet eder.
Arada aracılar suçlanır.
Sanki dokunulmazlığı vardır; bu sistem bir türlü değişmez.
“Abi mazot, mazot!”
Herkes aslında çözümü de bilir:
“Kooperatifleşeceksin.”
“Tarladan sofraya aracısız satış yapacaksın.”
Söylemesi kolay, yapması zor…
Örnekleri yok mu? Var.
Ama çoğu ya yönetim sorunlarından ya da güven eksikliğinden zamanla dağılır.
İyi niyetle başlanır ama sürdürülemez.
Bir başka mesele de hayvancılık…
“Et pahalı” denir.
Evet, gerçekten pahalıdır.
İşin kolayına kaçanlar için bahane hazırdır:
“Yanlış politikalar!”
“Abi girdiler çok yüksek, kâr marjı düşük.”
Doğru… Ama sebep sadece bu mu?
Devlet desteği yok mu? Var.
Hibe, kredi, teşvik…
Ama kaç genç “ben bu işi yapayım” diyor?
İşin bir de tüketim tarafı var:
“Benzin pahalı, mazot pahalı” diyoruz ama…
Motorlu araç sayısı son 25 yılda 4 katını aşmış durumda.
Bu da ayrı bir çelişki olarak karşımıza çıkıyor.
Uzun lafın kısası, şu gerçekler artık ezber:
Üretmeden refah olmuyor.
Enerjide dışa bağımlılık maliyeti büyütüyor.
Gelir dağılımı bozuldukça gerilim artıyor.
Girdi maliyetleri yükseldikçe üretim zorlaşıyor.
Kur ve fiyat dengesi bozuldukça ithalat cazip hale geliyor.
Ve sonuç yine aynı yere çıkıyor:
Üretim zayıflıyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün o sade cümlesi ise hâlâ yerli yerinde duruyor:
“Tek bir şeye ihtiyacımız var: çalışkan olmak.”
Ama görünen o ki biz, üretim yerine daha hızlı kazanç sağlayan alanlara yöneliyoruz.
Durum bu…