Ülkemize baktığımızda mevcut işletmelerin %99,1'nin kobi olduğunu görmekteyiz.

Kobi tanımına göre işletmeler mikro, küçük ve orta işletme olarak ayrılmakta olup, kalan işletmelerin 0,9’u ise büyük iletme olarak tanımlanmaktadır. Büyük işletme tanımında firmaların çalışan sayısı 500'ü geçen, ciro ve bilanço toplamı 1 milyar TL'i geçen firmalar olarak tanımlanmıştır.

Son yıllarda ülkemizde ve dünyada artan maliyetler ve aşırı rekabetten dolayı kar oranları düşme eğilimindedir. Bu sebeple işletmeler kar oranlarını arttırmanın ve öz kaynakları güçlendirmenin çalışmalarını yapmaktadırlar.

Peki güçlü şirketler güçlü ve dayanıklı devletleri yaratır mı?

Esasen ülkemizde bu konunun ilk temelleri İzmir İktisat Kongresi'nde atılmıştır. 17 Şubat - 4 Mart 2023 tarihleri arasında yapılan kongre ekonomik bağımsızlık mesajı ile çalışmaları içermektedir. Kazım Karabekir başkanlığında toplanan kongre, yeni Türk devletinin ekonomik bağımsızlığını (Misak-ı İktisadi) sağlamak ve yerli üretimi teşvik edecek kararları almak amacıyla 1135 delege ile gerçekleşmiştir. Esasen iş yasasının ilk temelleri de bu kongrede atılmıştır.

Söylem şudur; "Ekonomik bağımsızlık olmaz ise, tam bağımsız olunamaz"

Kongre ile Misak-ı İktisadi çalışmaları tüm ülkede hız kazanmıştır.

Günümüze baktığımızda ise özellikle özel sektör kazanacak ve vergi toplanacak ki devlet hizmetleri aksamadan devam edebilsin.

Bunun için neler gerekir?

Kanaatimce öncelikle devlet aklı ve kolektif zeka ön planda olmalıdır. Genellikle ortak akıl denir ama bana göre bu söylem ortak zeka ya da kolektif zeka olarak uygulanmalıdır. Devlet aklı, devlet gücü her zaman dayanıklı olmak durumundadır. Şirketlerde de kolektif zeka ön planda tutulmalı ve şirketlerin kurumsal dayanıklılığı arttırılmalıdır.

Şirketlerde tek adam ya da tek kadın ortak her şeye karar vermemeli, kararları tabana yaymalıdır. Hal böyle olunca, özellikle üst, orta kademe yöneticileri karar süreçlerinde etkin olduklarında, sorumluluk aldıkları gibi farklı sesler ve görüşler hayata geçmeye başarıya ortak olmaya başlarlar. Bu durum yalnızca tasdik mekanizması değil uygulama tarafında da işin içinde olduklarını ortaya çıkarmaktadır.

Bugün devlet tarafında yaklaşık çalışan sayısı 5-5,3 milyon kişi tarafındadır. Nüfusu 300 binin altındaki şehirlerde kamu istihdam oranı %30'u aşmış durumdadır. Toplam kamu kurumlarında çalışan memnuniyeti ve çalışan verimliliğinin de ölçülmesi gerekir. Hal böyle olunca çalışan başına iş verimliliğinin artması ve çalışan memnuniyeti ile daha mutlu insanlar yaratılabilir.

Şirketlere baktığımızda son zamanlarda şirket karları genellikle azalmakta olup bu durum öz kaynakları olumsuz etkilemektedir. Kaynak arayışı ve nakit akışını olumlu yöne çevirecek arayışlar hız kazanmıştır. Ayrıca dış kaynak arayışları başta kredi olmak üzere, kitle fonlama, yeni ortak arayışları ve hisse satma gayretleri hız kazanmıştır.

Bu durum özellikle ABD-İRAN-İSRAİL savaşından sonra daha artmış olup, şirketler tek ayak üstünde yakalanmamak için büyük gayret göstermektedirler. Yeni Pazar arayışları, maliyetleri kısma çabaları, yeni ürün geliştirme faaliyetleri hız kazanmıştır.

Bu durum ülkemizin CDS risk primi ile de doğru orantılı devam etmektedir. Bu gün itibariyle Türkiye'nin 5 yıllık kredi temerrüt takas oranı 230 baz puan seviyesindedir. Bu oran Almanya için yazacak olursak 8-9 baz puan seviyesindedir. Bu sebeple ülkemizin hızla yapısal reformlar yaparak CDS risk primini aşağıya doğru azaltmasında fayda görüyoruz.

Yüksek risk primi demek daha yüksek faizle borçlanmak demek olup, bu durum gerek işletmeleri gerekse hazineyi zorlamakta dayanıklı ve güçlü şirket yapısını olumsuz etkilemektedir. Sanayinin ve işletmelerin son durumunu ISO 500 verilerinde görmekteyiz. İstanbul Sanayi Odası verilerine göre, işletmelerde ciddi bir maliyet baskısı olmaktadır. Enerji fiyatları, kurlarda stabil durum, enflasyon, finansman maliyetleri ana etkenlerdir.

Son yıllarda çeşitli uluslar arası kuruluşlar dayanıklılığı ölçen endeksler geliştirdiler. Bu endekslerde ölçümlerin yapıldığı yöntemler şöyledir;

*Kurumsal kapasite,

*Hukukun üstünlüğü,

*Yönetişim kalitesi,

*Ekonomik çeşitlilik,

*Tüketici ve sanayi güven endeksi,

*Toplumsal güven endeksleri gibi.

Bu konuda örnek olarak, küresel ölçekte referans olarak kullanılan FM Global Resilience Index verilebilir. Bu endeks dayanıklılık, ekonomik yapı, tedarik zinciri güvenliği, altyapı kalitesi, risk ortamı ve kurumsal güven gibi göstergeler üzerinden ölçülüyor. Ülkemiz açısından baktığımızda 120 ülke içinde Türkiye 40-50 bandı arasında bir yerde bulunuyor.

İşletmelere baktığımızda ise, güçlü işletmeler kanaatimizce güçlü devlet yapısını destekler diye düşünüyorum. Bu sebeple önümüzdeki dönemde, gerek mali mevzuatta, gerekse finansal mevzuatta şirketlerin önünü açacak adımlar atılmasında fayda görmekteyiz.

Saygı ile kalınız.