Bir önceki yazımızda ‘’ÖLÜ TAKLİDİ YAPAN ATLARI AYAKTA TUTMAK ÇOK ZOR’’ bölümünde Türkiye kısmında , ülkemizden örnek verirken AB için şunları yazmıştık ; AB Türkiye’ye gümrük birliği güncellemesi için verdiği sözleri tutmaması tam bir ölü taklidi değil de nedir ? Bu konuda AB 10 yıl önce tam üyelik için 3 önemli konuda taahhüt vermişti.1-Tam üyelik fasıllarının açılması. 2-Gümrük Birliği’nin güncellenmesi. 3-Vize muafiyetin sağlanması.

Bugün AB yeni bir hamlesi olan , Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasının ülkemizi nasıl zor bir duruma düşüreceğinden bahsedeceğiz.

AB İle Hindistan arasında 27 Ocak 2026 tarihinde imza altına alınan kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması ,Türkiye’nin Avrupa pazarındaki rekabet alanını daraltan zorlu bir döneme işaret etmektedir. Bunun yanında Türkiye’nin Avrupa’nın savunma ve güvenlik mimarisinden de dışlanmaya çalışıldığının bir işaretidir.

Türkiye’nin ihracatta ana pazarı Avrupa pazarıdır. 2000’li yılların başında toplam ihracatımızın %50 ‘i Avrupa pazarına iken ,bugün geldiğimiz noktada Pazar payımız %40 ‘lara gerilemiştir. Ancak Avrupa pazarı ülkemiz sanayisinin halen en büyük müşterisi konumundadır.

Şunu görüyoruz tabi . AB İle Hindistan 20 yıl süren müzakerelerin sonucunda bu noktaya gelmiş görünüyorlar. Peki ülkemizde Tansu ÇİLLER zamanında 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren yürürlüğe giren gümrük birliği uygulaması yaklaşık 30 yıl içinde niçin Hindistan gibi kapsamlı bir anlaşmaya dönmemiştir ? Bu konuda ana fasıllar niçin açılmamıştır ? Bu konuda ülkemiz gerekeni yapmış mıdır ?Bu konuda yapısal reformlar için gerekli düzenlemeler yapılmış mıdır ?

Önce ateş et , sonra nişan al felsefesinin yerine ,önce planla gerekçelerini açıkla ondan sonra nişan alıp ateş et felsefesi hızla hayata geçmesi gerekmez mi ?

Peki Hindistan ile AB’ nin yapmış olduğu bu kapsamlı serbest ticaret anlaşması iki ülkeye neler kazandıracak ?

1-AB İle Hindistan karşılıklı gümrük vergilerini düşürüyorlar.

2-Pazar erişimini kolaylaştırıyorlar.

3-Yatırım ve hizmet ticaretinde yeni alanlar açıyorlar.

Hindistan için bazı veriler şöyledir;

1-Nüfusu 1.470.246.195 kişi,

2-Hindistan'da Aylık Enflasyon Oranı, 2011'den 2025'e kadar ortalama olarak %0,47 olup, Temmuz 2023'te %2,93 ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ve Aralık 2013'te -1,55 ile rekor düşük seviyeye ulaşmıştır. Dolayısı ile enflasyon oranı bizdeki bir aylık orana onların bir yılına eşit.

3- Hindistan'da Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH), 2025'in üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %2 genişledi. Hindistan'da Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) Büyüme Oranı, 1996'dan 2025'e kadar ortalama olarak %1,65 seviyesinde gerçekleşmiştir.

4-Dünyanın Üçüncü Büyük Ekonomisi Hindistan, Forbes dergisinin yaptığı araştırmaya göre de ABD ve Çin'den sonra en çok milyardere sahip ülke. Hindistan ölçek ekonomisine sahip bir ülkedir.

5-Hindistan aynı zamanda G 20 platform üyesidir.

Hal böyle olunca , AB’nin yaptığı bu anlaşma ile düşük maliyetli ,yüksek üretim kapasitesine sahip ve hızla büyüyen bir ekonominin AB pazarına daha avantajlı konumda girmesi ülkemizin rekabet ettiği sektörleri zor duruma sokacaktır. Bu sektörler şöyledir ;1-Tekstil 2- Hazır giyim 3-Deri ürünleri. 4-Bazı kimyasal ürünler 5-Orta teknoloji grubu ürünler olmak üzere.

Esasen AB Bu tür uygulamaları komşu ülkeleri AB Üye yapıp bizi kapıda bekleterek yıllarca yapmaktadır. Yakın zamanda bir çok Balkan ülkesi AB ‘ye tam üye olmuştur. Çok yakın zamanda da Gürcistan için de aynı konu geçerli olup ,belki de Ermenistan’ın da girmesi olasıdır.

AB Yaşadığı ekonomik zorlukları yaptığı ve yapacağı ticari anlaşmalar ile daha ucuz ve daha avantajlı üreticiye yönelmeye çalışıyor. Böylece Çin ,ABD ile yaşadığı rekabet ve küresel ticaret zincirindeki kırılmalarının ağır sonuçlarını bertaraf etmek istiyor. Hatta AB ABD ile güç savaşına girerek ,Avrupa’da ki bazı emeklilik fonlarına ABD hazine tahvillerini azaltması talimatı verdiği biliniyor. Bu pozisyonu İsveç ve Danimarka merkezli fonlarda ,milyarlarca dolarlık ABD tahvillerini portföylerinden çıkararak küresel finans sektöründe yeni bir rota çizdikleri biliniyor.

AB ile Hindistan arasındaki bu anlaşmanın ülkemize yalnızca ticari bir sonucu mu var ?

Elbette hayır.

Bu hamle ile AB Türkiye’yi yalnızca ekonomik olarak sıkıştırmıyor . Aynı zamanda AB’nin güvenlik ve savunma mimarisinin de dışında bırakmaya çalışıyor. Bu savunma konusu ise SAFE çerçevesi gibi yeni savunma sanayi finansmanı ve ortak askeri üretim konusunda yer almamasını istiyor. Bu durum uzun vadede ,ülkemizi AB ‘nin dışında tutarak askeri ve stratejik olarak Avrupa birliğinin dışına itmeyi işaret ediyor.

Peki bu noktada Türkiye neler yapmalı ?

1-Bu konuda ülkemiz hızlı hareket etmeli ve tersine esen rüzgarı lehimize çevirmelidir. Bu konuda hızlı olarak yapısal reformalar yapılmalıdır.

2-2. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye'nin girişimiyle Afganistan, İran, Irak ve Türkiye arasında 8 Temmuz 1937'de Tahran'da imzalanan çok taraflı SADABAT PAKTI türü savunmaya yönelik ve ticari anlaşmalara yönelik anlaşmalar yapılmalıdır. Bu konuda geçen hafta Türkiye , Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 3’lü yapılması planlanan ticari anlaşmayı önemsiyorum. Bu 3’lü gruba ben olsam MISIR’ı da ilave ederim.

3-Malumunuz Mısır’a giden ve gidecek olan yatırımlar var. Hatta 10 Şubat tarihli ekonomi haberlerinde DEİK Başkanının açıklamasına göre Türk sanayicisinin Kuzey Afrika pazarını kaybetmemek için ,bazı yatırımların Fas ve Tunus’a kaymaya başladığı ,hatta Tunus ‘da ilk Türk tekstil yatırımın yapıldığı haberleri geldi.

4-Bazı çalışma gruplarımızda ise ortaya çıkan bir fikir var bunu da sizlerle paylaşmak isterim. Bu konuda bu yatırımların Suriye’de olması görüşü var. Suriye’de Türklerin varlığı ,Türkiye’den göç eden insanların Türkçe bilmesi ,ayakkabıcılık ,tekstil ve mobilya sektöründe Suriye’nin tecrübeli olması ve Doğu Akdeniz’ de limanları olması kanaatimce değerlendirmeye değer diye düşünüyoruz.

5-AB ‘ne Türkiye ‘nin yalnızca bir ticari ortak değil ,aynı zamanda Avrupa ‘nın enerji yollarının , göç dengelerinin ,Karadeniz güvenliğinin ve Doğu Akdeniz’de istikrarın sağlanmasında yegane ülkenin Türkiye olduğu hatırlatılması gerekir.

6-AB ‘ne Rusya’nın tehdidinin bertaraf edilmesinin ancak Türkiye tarafından yapılabileceğinin ,en yüksek perdeden anlatılması gerekir.

7-Ülkemizde servet vergisinin geniş platformlarda tartışarak sonuçlandırılmasında fayda görüyorum. Öncelikle ,dünyada en zengin %10 küresel servetin dörtte üçüne sahip durumda. Ülkemizde ise ,en yüksek gelirli yüzde 10 ‘luk kesim toplam gelirin yüzde 53 ‘ünü alırken ,en zengin yüzde 10’luk kesim aynı zamanda toplam servetin %68 ‘ni ve en zengin yüzde 1’lk kesim ise toplam servetin tek başına yüzde 35 ‘ni sahip durumdadır.

Artık servet vergisinin tartışma zamanı ve masaya yatırılma zamanı gelmemiş midir ?

Buna bağlı olarak 2026 yılında aylık yaklaşık 400 milyar TL ,yaklaşık olarak da yıllık 2.7 trilyon faiz giderinin olması bunu gerektirmez mi ? Böylece denk bütçe yapılmış olmaz mı ?

Sonuç olarak ;

Türkiye huzursuz olursa ,AB’nin de huzurlu oturması söz konusu değildir.

Hayaller Mısır ,gerçekler Hindistan ve Tunus oldu diye düşüyorum.

Saygı ile kalınız.

Kaynak; Akan Abdula çalışması,Capital Dergisi,muhtelif araştırmalar.