Esasen 2026 Yılı dünya işleyişine baktığımızda inanılmaz derecede bir düzensizlik var. Bu durum dünya ekonomisinin işleyişinde de görülmekte olup, yeni dünya düzeninin oluşmasında sıkıntılar gözükmektedir. Peki dünya ekonomisi kendiliğinden yeni bir işleyiş üretebilir mi? Bu mümkün olmadığı gibi, esasen yeni işleyiş ve ya yeni ekonomik düzen bir merkez tarafından çalışılır, olgunlaşır ve hayata geçirilir.

Bugünkü yazımızda yeni dünya işleyişinin hem dünya hem de Türkiye’ye yansımalarını işleyeceğiz.

Dünyada şu an görülen bir liderlik sıkıntısı olduğu kesin. II.Dünya Savaşından sonra dünyada oluşan yeni konjonktür ABD’yi dünyada lider yaptı.

Bazı ülkeler o zaman olduğu gibi bugünde aynı sıkıntıyı yaşadığı gibi, bugün ne yapacaklarını bilmemekteler. Buna örnek olarak Almanya ve Japonya’yı verebiliriz. Halen bu iki ülke yenilginin yarattığı anlaşmalarla ABD’ye bağlı konumdalar. Geçen hafta Japonya yetkilisi hiç istemediği halde ABD Başkanının yanında İran’a karşı sizi destekliyoruz demek zorunda kaldı. Hatta bu görüşe G7 ülkeleri de katıldı.

Peki bugün geldiğimiz noktada uluslararası sistem bugüne kadar olmadığı şekilde merkezsiz ve başsız kaldı?

Benim görüşüme göre ;

1-Yeni liderlerin ben bilirim benim dediğim olacak şekilde diretmeleri,

2-Kendi yaptıkları hata ve eksikliklerin ortaya çıkmaması için komşu ülkelere saldırmaları,

3-Ülkeler arası karşılıklı anlayış kültürünün oldukça azalması,

4-Birleşmiş Milletler gibi kuruluşların işleyişin ve etkisinin oldukça azalması. Hatta BM Daimi ülkeleri olan ABD, Çin, Rusya, Fransa ve Birleşik Krallığın bile en net bir konuda bile uzlaşamamasını bu konuya örnek verebiliriz.

5-ABD Merkezli ceza ve ödül sisteminin işleyişi,

6-Ülkelerde demokrasi kültürünün oluşmaması ,

7-Ülkelerde yaşlı ve erkek başkanların iş başında olmaları,

8-Etik ilkelerin işlememesi ve şeffaflık kültürünün ortadan kalkmasını sayabiliriz.

Bugün görülen husus yeni bir nizam gelecek olduğudur. Yeni bir nizam gelecekse konu bu işleyişin yerine nasıl bir uygulamanın geçeceğidir.

Esasen 1929 dünya büyük buhranından sonra 1930’lar da Britanya’nın artık liderliğinin zayıflaması ile ABD’nin yavaş yavaş dünya liderliğini hazırladı. Akabinde ABD’nin askeri kapasite, finansal ağlar ve rezerv para sistemi bakımından uluslararasında sistemin merkezinde bulunuyor. Ancak özellikle Çin faktöründen dolayı küresel ekonominin ağırlık merkezi, artık belirgin şekilde yer değiştiriyor.

Çin faktöründen dolayı artık dünya ekonomisinin ağırlık merkezi Atlantik havzasından, giderek Asya’ya doğru kayıyor. Kısaca iktisadi ağırlık artık doğuya doğru kayıyor. Bu noktada dünya ekonomisinde ve dünya siyasetinde son sözü kimin söyleyeceği 2027 -2028 yıllarında ortaya çıkacağını düşünüyoruz.

Doğu’ya doğru kayan bu iktisadi ağırlık yeni bir siyasi nizam getirmiyor. Bunun sebebi ise özellikle, ÇİN’in uluslararası siyasi arenada söz sahibi olmak istememesi yatıyor.

Bu belirsizlik Türkiye’yi de ağırlıklı olarak olumsuz etkiliyor.

Bu konular kısaca şöyledir;

Özellikle Rusya’ya uygulanan ekonomik ambargolar, AB’nin Rus doğal gazını 2027’den itibaren almayacak olması, İran’a uygulanan ambargo ve yürütülen savaş, ABD’nin uyguladığı baskı politikaları, AB’ye verilen Nato desteğinin kalkacak olmasının Türkiye’ye sağlayacak olduğu avantajlar. AB’nin güvenlik konusunda şu an Türkiye ‘ye bağımlı olmasının yarattığı olumlu hava.

Bunların yanında Türki Cumhuriyetlerinde bazı ülkelerin Güney Kıbrıs’ı tanımaları karşısında para almaları ve Suriye’de yürütülen İsrail baskıları olmak üzere.

Merkez ve dünya düzeni sıkıntıya girdiği için kanaatimizce Türkiye’nin yapması gerekenler ise;

1-Ekonomi ile siyaset arasında mesafe kısaldığı için oldukça ihtiyatlı davranılması gerekir,

2-Bulunduğu coğrafyayı daha efektif kullanmak gerekir,

3-Türkiye’nin her türlü dönüşümü uzun soluklu çalışarak ve planlı yapması gerekir,

4-Jeopolitik konumu çok iyi kullanması gerekir,

5-Güçlü kurumlar yaratarak piyasaların önünün açılması,

6-Ülkemizin Batı ile kurduğu mesafenin geçici değil kalıcı olması gerekir,

7-Yapısal reformlara ağırlık verilmesi gerekir.

8-Denge siyasetini çok iyi yönetmek gerekir.

9-Devletin öz kaynaklarını ve TCMB’nin rezervlerini efektif kullanılması gerekir.

10-Ülkemizin entelektüel sermayesini çok daha iyi kullanmak gerekir.

Bu konular çoğaltılabilir.

Swot analizi yapılarak her ilin olumlu ve olumsuz yönleri ortaya net olarak çıkarılmalı böylece eldeki imkanları en etkin kullanmak gerekir ki, son sözü söyleyen kurum ve kişilerden bazıları bizler olabilelim.

Ancak görünen o ki son sözü söylemek için hem çok çalışmalı hem de masanın başında oturmak gerekir. Eski bir dış işleri yetkilisi olan İhsan Sabri ÇAĞLAYANGİL’in dediği gibi “Masada oturalım ama menüde yemek olmayalım” sözü bu noktada çok geçerli olduğunu düşünüyorum.

Saygı ile kalınız.