İnsan gizemli bir varlık. Bazen karmaşık ilişkiler yumağında insanın davranış kodlarını çözmek ve iç dünyasının çetrefilliğini anlayabilmek gerçekten zor.

Bugün insan davranışlarından ilginç kesitler sunacağım. Bu konuda Sezin Kanmetin Kuruşçu'nun yorumlarından yararlandığımı belirtmek isterim. Buyurun, perdeyi aralayalım ve bu girift insan ilişkilerine birlikte bakalım.

Farklı ortamlarda, farklı kimliklere bürünen insanın acaba kaç yüzü vardır? Bir dostun cenazesinde ağlayan, mezarlık dönüşünde bir düğün evinde çiftetelli oynayan aynı insandır. "Görüşlerinize katılıyorum." diyen birinin takdir ettiği kişinin arkasından hoyratça konuşması ne ile açıklanabilir? Çarşı meydanında ağaya boyun büken çalıkakıcının (eşkiya bozuntusu), sokak arasında önüne gelene efelik yapması tuhaf değil mi? İnsanoğlu böyledir işte; çelişkiler, çatışmalar, uyumsuzluklar içinde hayatını sürdürür gider.

"Bir insanın gerçek yüzünü görmek istiyorsanız ona hiç faydası olmayan insanlara nasıl davrandığına bakınız. İşine yaradığınızda yüzünüze gülümseyen, ihtiyacı varken omuzunuza dokunan; ama faydanız bittiğinde size karşı ses tonu bile değişen" ne kadar çok insan var çevremizde... Bu eksantrik tipler, dünden bugüne hep var olageldi. Savruk, sorumsuz, kural tanımaz, biraz isyankâr ve serseri, günü birlik yaşamayı seven, inanç ve değerler sistemi altüst olmuş, gardırop meraklısı, tipik şehir ahalisinin yanı sıra fırsatçı, uyanık, yeni yetme kasaba burzuvazi de çoğalmaya başladı son yıllarda...

Bu güç merkezlerinin etrafında oluşan, saygıyı zenginliğe, makama, şöhrete göre ayarlayan dalkavukları da unutmamak gerekir. Her şeye "he" diyen, köşesiz, çilesiz, fikirsiz adamlardır dalkavuklar! Hayatlarını menfaat üzerine kurmuş asalak tayfasıdır. Değer, onlara faydalı olandır; kendilerine bir faydası yoksa o şey onlara göre değerli değildir. Bu tip insanları hafızanızdan ve hayatınızdan söküp atmalısınız. Dalkavuğu etrafınızdan uzaklaştırırsanız hayat boyu rahat edersiniz. Gerisi ardın sıra sökülür gelir.

☆☆☆

Ortalık kendini kurt sanan çakallardan geçilmiyor. Bazı insanlar da böyledir, güçlerini karakterlerinden değil onlara verilen değerden alırlar. Mesela "seni destekliyorum" dersiniz; o "arkam sağlam" der. Onun bir sözünü ciddiye alırsınız; bir kaç gün sonra sizin hayatınızda kendini söz sahibi olarak görmeye başlar. Kapınızı ona açarsınız, o fırsatı ganimete çevirir, mülkü sahiplenmeye kalkar. Sonra o çakal birkaç çakalı daha yanına alır, hep birlikte konuşmaya, yorum yapmaya başlarlar. Çünkü sürü psikolojisi tuhaftır. Tek başına hayatları boyunca kimseyi ikna edemeyenler, kalabalıkta kendilerinde böyle anormal bir güç bulurlar. Mesela biri bir yalan söyler, öteki "hı hı..." deyip başını sallar, bir diğeri de alkışlar. Bir müddet sonra ortada sizinle ilgili sürekli tekrar edilen yalan bir hikâye dolaşmaya başlar. Ama şunu unuturlar, doğada bir kural vardır; çakallar uluyabilir, böyle ortalıkta dolaşabilir, hatta bir süreliğine ortalığı sahiplenmiş gibi görünebilirler de... Ama gerçek şudur ki dağın sahibi hiçbir zaman değişmez.

☆☆☆

Hakkında tek kötü söz söylemediğiniz kişiler, neden sizin aleyhinizde konuşurlar? Bir kötülük portresi çizip içine neden sizin kimliğinizi oturturlar? Oysa onlar da bilir ki çizdikleri portrenin sizinle bir ilginiz yoktur. Hatta aleyhinizde konuşacak bir şey bulamadıklarında "Bu kadar da temiz olunmaz ki..." deyip sizin dürüstlüğünüzden bile rahatsız olurlar. Onlar için erdemli olmak değil, yamukluğa göz yumacak karaktersizlik daha önemlidir!

- Ben bu kadar kötü biri idiysem "Neden zamanında benim yanımdan ayrılmadınız?" diye sorduğunuzda karşınızda pişkin pişkin sırıtırlar.

- Hani ben bu kadar yanlış biriydim ya, o zaman yıllarca neden benim yanımdaydınız, neden benimle yediniz, içtiniz, oturdunuz, kalktınız, gezdiniz, gittiniz, geldiniz? Bir insan, bu kadar kötü olan birinin yanında bunca yıl rahat durabilir miydi?

Şimdi insana sorarlar:

- Yoksa mesele benim kötü olmam değil miydi?!

Bu hayatta ilginç bir şey var. İnsanlar sizi çoğu zaman kötü olduğunuz için terk etmez; işlerine yaramadığınız için sizi terk ederler! Onların işine yaradığınız sürece iyisinizdir! Kapılarınız açıkken iyisinizdir! Yanlarında dururken iyisinizdir! Bir şeyler verirken iyisinizdir! İşin en ilginç tarafı o ilişkilerin içerisinde belki de defalarca giden taraf olmayı hep onlar seçmiştir. Hep kal diyen sizsinizdir. İlk defa belki de kal dememişsindir. O gün geldiğinde onların istediği gibi davranmamışsınızdır! İşte o andan itibaren siz kötülerin kötüsü oluverirsiniz! Bir anda ortalığı karıştıran, onların hayatlarını alt üst eden, duygularını kullanan biri haline geliverirsiniz! Dün sizinle aynı fotoğraf karesinde yer alanlar, bugün arkanızdan konuşmaya başlarlar. Dün sizi övenler, bugün karakterinizi konuşur hale gelirler! Oysa sizde değişen bir şey yoktur. Bu karmaşık insan ilişkilerinde sadece onların beklediği ve almak istediği çıkarlar bitmiştir. İnsanlar, beklentileri olduğu sürece yanınızda dururlar. Ne zaman o yolu kaparsanız, işte o an en kötü siz olursunuz.

Muhyiddin Abdal'ın bir şiiri ile bitirelim:

İnsan insan derler idi

İnsan nedir? Şimdi bildim

Can can deyu söylerlerdi

Ben can nedir? Şimdi bildim

(...)

Muhyeddin eder Hak kâdir

Görünür her şeyde hâzır

Ayan nedir pinhan nedir

Nişan nedir? Şimdi bildim

Kalın sağlıcakla.