Geçen haftaki yazımızda “Sözümüz anlayana…” demiştik.
Demiştik demesine de, insanların birbirini her zaman anlayamama nedenlerini tam ifade edememiştik.
Anlamak, anlatmak ya da anlaşılmak en zorlandığımız kavramlardır. Böyle durumlarda ortada mutlaka bir sorun var demektir. O sorunun adını koymak gerekirse, çoğu zaman “samimiyetsizliktir” diyebilirim.
Bu duruma düşmekten hep şikâyet ederiz ya… Anlamak başka, anlatmak başka, anlaşılmak ise bambaşka şeylerdir. Bunlar arasındaki mesafeyi kapatan şey kesinlikle samimiyettir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin o meşhur sözü hâlâ güncelliğini koruyor, yerli yerinde duruyor:
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Mesele bu kadar sade ve basit.
Ama bazen basit gibi görünen şeyler, çoğu zaman en zor yaşananlardır.
İnsan düşünmediğinde bunun sebeplerini ya da niçin olduğunu pek bilemiyor.
Bunun tek bir sebebi yoktur.
Gurur da olabilir, kibir de… Ama en sık karşılaşılanı; o anki kişisel bakışlar ve çıkarlardır. İnsan bulunduğu ortama ve karşısındaki kişiye göre farklı konuşabiliyor.
Yani olduğundan daha farklı görünebiliyor.
Şu türkü sözü bu gerçeği ne güzel anlatıyor:
“Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar…”
“Samimiyet biraz da cesaret işidir.” desem, katılır mısınız bilmem!
Siz neyseniz, onu gösterirsiniz.
Ne bir eksik ne bir fazla… Yapmacıksız, doğal…
Olduğunuz gibi…
Düşünün…
Bazı insanlar aynı masa etrafında oturup aynı işe omuz veriyor gibi görünürken, içlerinden biri o ortamdan ayrıldığında ardından başka sözler konuşulmaya, dedikodusu yapılmaya başlanıyorsa, böyle durumlarda söyleyecek söz bulamazsınız.
İşte o an anlıyorsunuz ki; samimiyet, beraber olduğunuzda birbirinize gülümsemek değil, ayrı düştüğünüzde de tavrınızın değişmemesidir.
Biliriz ki; insanın en güzel hâli samimiyetinde saklıdır.
Hani geçerken “merhaba” der, selam verirsiniz ya…
Biri söyler geçer gider…
Biri durur, yüzünüze bakar, hâlinizi hatırınızı sorar.
İşte samimiyet, o iki selamın arasındaki fark gibidir.
Samimiyeti anlatmaya çalışırken daha iyi fark ediyorsunuz; halbuki samimiyet anlaşılmaz, hissedilir.
İnsan en çok da sözün dolu mu boş mu olduğunu, yaşayınca anlıyor. Çünkü samimiyet, süslü cümlelerde değil, insanın duruşunda görülür.
İnsan en çok doğal hâliyle anlaşılır.
Gösterişsiz…
Hesapsız…
Olduğu gibi…
Belki de hayatın en kıymetli tarafı budur.
Son olarak…
Yazımızın ruhuna yakın olduğunu düşündüğüm bir şiirimi sizlerle paylaşmak isterim.
Sağlık ve esenlik dileklerimle…
İyi haftalar…
AŞIĞIN GÜLÜŞÜ ÖZDEN OLMALI
“Sevgidir büyüten, aşkın özünü
İncecik kurmalı, âşık sözünü
Asma suratını, güldür yüzünü
Âşığın gülüşü özden olmalı!
Kenarda, köşede durma alıngan
Muhabbetin tadı güzeldir baldan
Alev alev yansa, çıkarmaz duman
Âşığın yanışı sözden olmalı!
Göze gelir, gözden olur göremez
Aşk bir dağdır, dağ yerinden yürümez
Kimseler fark etmez, kimse bilemez
Âşığın bakışı gözden olmalı!
Her sözünde vardır başka incelik
Sevgi ile dokunmuştur sadelik
Muhabbeti sevgi dolu, üstelik
Âşığın nazarı yüzden olmalı!
Marifetin hikmetidir kelâmı
Esirgemez dostlarından selamı
Mest ediyor sözleriyle âlemi
Âşığın deyişi sazdan olmalı!”
(Pınarcık Çeşmesi, 2024, S.15)