Hayatın akışı içinde kendinizi zaman zaman sorguluyor musunuz?

Bazen insan durup kendine bakmalı. Hayatın muhasebesini yapmalı. Kendisine çeki düzen vermeli.

Zaman hızla değişiyor. İmkânlarımız artıyor, iletişim kolaylaşıyor. Fakat bütün bu hareketin içinde çoğu şeyi fark etmeden geçip gidiyoruz.

Bir bakıyoruz, yanlışın ya da eksikliğin ortasında kalmışız.

Eskiden yıllar geçse de değişimdeki farklılığı pek hissedemezdik. Günümüzde ise sanki her sabah başka bir dünyaya uyanıyor gibiyiz. Gelişen bu hızlı değişime ayak uydurmakta zorlanıyoruz.

Ama hayatın değişmeyen bir gerçeği var:

İnsanın kendisiyle yüzleşme ihtiyacı. Vicdanının sesini dinleme sorumluluğu.

Ramazan günlerindeyiz. Bu günleri, insanın durup kendine bakması, hayatının muhasebesini yapması, eksiklerini görüp kendine çeki düzen vermesi için önemli bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz.

Namaz, oruç, zekât, sadaka… Hepsi insanı olgunlaştırmayı hedefleyen ibadetler.

Asıl mesele bunları bilinçle yaşayabilmekte…

İbadetleri şeklen tamamlarken samimiyet eksik kalıyor mu?

O ibadetin ruhunu layıkıyla yaşayabiliyor muyuz?

Bazen ibadetlerin sıradan bir alışkanlığa dönüştüğünü fark ederiz. Saati gelmiş, görev yerine getirilmiştir. Hepsi o kadar…

Oysa ibadet her seferinde bilinçle yapıldığında anlam kazanır.

Orucun sadece aç kalmak olmadığını; sabırlı olmayı, paylaşmayı, merhameti de öğretmesi gerektiğini bilmeliyiz.

Terazinin doğru tartması, sözün kimseyi incitmemesi, kazancın helal olması, kul hakkına dikkat edilmesi…

Olması gereken; yapılan ibadetin hayatımıza dokunması, hayatın içinde karşılık bulmasıdır.

Rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in şu sözünü hatırlatmak isterim:

“Yenilmiş kul hakkını ne Mekke temizler ne tekke.”

Bu cümle söylemek istediklerimi tek cümlede özetliyor.

İbadet davranışlarımızda karşılık bulursa güzeldir. Bu hassasiyetler günlük hayata yansımıyorsa yapılanlar eksik kalır.

Günümüzde bu yüzleşmenin en çok yaşandığı alanlardan biri sosyal medyadır.

Kabul etsek de etmesek de sosyal medya artık hayatın bir parçası. Günün önemli bir bölümü ekran karşısında geçiyor.

Gereksiz mi? Hayır.

Faydasız mı? Her zaman değil.

Doğru kullanıldığında fayda üretir; ölçüsüz kullanıldığında zamanımızı tüketir.

Şöyle düşünün:

Ateş ısıtır ama yakar da.

Su hayatın vazgeçilmezidir ama boğabilir de.

Sosyal medya da böyledir. Nasıl kullandığımıza bağlıdır. İyi ya da kötü olması tamamen bizim irademizde.

Artık güncel haberleri, fikirleri, değerlendirmeleri büyük ölçüde buradan takip ediyoruz. Güzel sözlerin, anlamlı metinlerin geniş kitlelere ulaşması mümkün. Ama aynı alan boş tartışmalara da zemin hazırlayabiliyor.

Önemli olan her gördüğümüze tutunmayıp, bizim için kıymetli olanı seçebilmek.

Hayatın her alanında ölçü gerekir. İbadeti sadece şekle indirgemek doğru olmadığı gibi teknolojiyi reddetmek de doğru değildir. Mesele ikisi arasındaki dengeyi kurabilmektir.

Beni bu düşüncelere götüren şey sosyal medyada karşılaştığım bir şiir oldu. Bir arkadaşıma gösterdiğimde, “Ben bunu daha önce okumuştum.” dedi.

“Demek ki bilinen ve dolaşımda olan bir şiir.” diye düşündüm.

Azerbaycan Türkçesiyle yazılmış, Ayvaz Gurbanov imzasını taşıyan bu şiiri aslına dokunmadan paylaşmak istiyorum.

Sağlık ve esenlikler diliyorum.

İyi haftalar.

“NE MENASI VAR”

Merhemet duyğusu sende yoxdursa

Tutduğun orucun ne menası var?

Süfrende yoxsola yerin yoxdursa

Bir ay ac qalmağın ne menası var?

Terezin çekide eyri çekirse

Dilin zeher kimi qəlbi incidirse

Elin rüşvet alıb-rüşvet verirse

Qıldığın namazın ne menası var?

Yalandan and içib alver edenler

Arvaddan xəbərsiz eyri gedənler

Haqqsızdan pul alıb haqlı edenler

O Həcc’e getməyin ne menası var?

Haram pullarıyla villa tikənler

Yetimin haqqını bölüb yeyənler

Şər atıb birini bədbəxt edenler

Öləndə Yasin’in ne menası var?

Namaz da oruc da asandı qardaş

Vicdanlı olmaqsa çətindi qardaş

Əsil insan olmaq lazımdı qardaş

Emelsiz Quran’ın ne menası var?