İnsanın kendine ayırdığı en kıymetli vakit, durup düşündüğü anlardır. Gündelik telaş içinde çoğu zaman bunu fark etmiyoruz…
Ama zaman zaman kendimizle baş başa kalıp düşüncelere daldığımız anlar da olur. Olmalı da…
Sessiz bir odada… Bazen yürürken… Bazen de bir an durup gökyüzüne bakarken…
Düşünmek güzeldir!
İnsan böyle zamanlarda kendine döner, içinden geçenleri tartar. Ama güzellikten ve doğruluktan yana durarak düşünmek daha kıymetlidir.
“Bardağın dolu tarafını görmek…” diyoruz ya… böylesi düşünmeyi kastediyorum.
Çünkü hayat, insanın düşünceleriyle şekillenir, yön bulur.
Düşünecek öyle çok şey var ki!
Benim sözünü ettiğim düşünmek, insanın kendi içinde yaptığı bir gönül yolculuğudur. Vicdanıyla baş başa kalıp kendi doğrularını aramasıdır.
Bu yüzden insan kendini sorgulamalı, kendine sık sık şu soruyu sormalı: “Ben ne yapıyorum?”
Şu atasözünü bilmeyenimiz yoktur: “Önce iğneyi kendine, sonra çuvaldızı başkasına batır.”
Bunu biliriz ama uygulayabilmek önemlidir.
İnsanın kendini fark etmesi, düşünüldüğü kadar kolay değildir. Ama bir kez içinden gelen sese kulak verip duymaya başladı mı, gerisi gelir.
Düşünmenin alanı geniştir… En çok aklımıza dostları getiririz. Onları düşünürüz.
İnsanın, dostunun gönlündeki yeri önemlidir. Orası en dürüst aynadır. Orada nasıl görünüyorsanız, öylesinizdir.
Bunu fark eden insan daha dikkatli olur. Konuşması da davranışları da daha ölçülü hâle gelir.
Her sözün bir karşılığı vardır. Vicdanınızla beslenen sözlerin ve davranışların değeri büyüktür. Eğer bunların vicdanınızda karşılığı yoksa hiçbir ağırlığı kalmaz.
İnsanın gözü hep doğadadır. En çok da doğaya bakarız, düşünürüz.
Gökyüzü… Bulutlar… Güneş… Yağmur…
Yağmur toprağı besler, güneş ısıtır. Sonra bahar gelir, ağaçlar çiçek açar. Hiç acele etmeden…
Doğanın kendi içindeki düzenidir gördüklerimiz… Doğa bunu sürekli hatırlatır: Gördüğümüz her şey bir denge üzerine kuruludur.
Geçmişini unutan insan, rüzgârın önündeki kuru yaprak gibidir; savrulur durur. Ama kökünü bilen, nereden geldiğini unutmayan insan daha sağlam basar hayata.
Bazen yolumuz uzar, yönümüz karışır… Planlarımız tutmaz…
Ama bu, her şeyin bittiği anlamına gelmez. İnsan düştüğü yerden kalkmayı da bilir; yeter ki içindeki sesi kaybetmesin.
Düşündükçe içimiz ferahlar. Kapalı gibi görünen pencereler aralanır.
Gönül de böyledir… Temiz kaldıkça güzelleşir.
Kibir, güzelliğin önündeki en büyük engeldir. Samimiyet kaybolduğunda geriye kıymetli bir şey kalmaz.
O yüzden insan arada kendini yoklamalıdır.
Çünkü hayatın her anı, küçük de olsa bazı dersler barındırır. Görmek isteyene çok şey söyler.
Düşünmek, bunu fark edebilmektir.
Sonunda insan dönüp kendine bakar… Dostlarına bakar… Hayata bakar…
Derler ki: “İnsan ne düşünürse, bir süre sonra ona dönüşür.”
Güzel düşünen, güzelliğe yaklaşır. Gönlü aydınlık olanın dünyası da aydınlıktır.
Sözün özü… Hayatın akışı içinde kendimize ayırdığımız o kısa düşünme anlarını ihmal etmeyelim. Çünkü insan, en çok düşündüğü yerde kendini bulur.
Sağlıkla, güzel düşüncelerle yoğunlaştığımız huzurlu bir hafta diliyorum.
Bazen uzun uzun anlatırız…
Bazen de bunca söylediğimiz sözleri birkaç mısraya yerleştirmeye çalışırız.
DÜŞÜN!
Dostun ocağına çevir yüzünü
Yanan ateşinde dumanı düşün
Anlayana gönder duyur sözünü
Vicdanında pişen hâlini düşün
Yağmura yol veren bulutlar ise
Onu kucaklayan toprağı düşün
Baharda dalında açan çiçekse
Onu çevreleyen yaprağı düşün
Gönlünü karartma, sevgide kalsın
Hayatın bilinmez hâlini düşün
Rüzgâr savurursa yaprak ne yapsın
Rüzgârı büyüten gücünü düşün
Yolcu şaşırsa da gittiği yoldan
En son ulaştığı mekânı düşün
İçinde büyütme, bırak kibiri
Bahçede açılan gülleri düşün
Gönlünü sağlam durur bilirse kıymet
İbret al hayattan doğruyu düşün
Olmayan her işte vardır bir hikmet
Ol deyip olduran Mevla’yı düşün
Yusuf Kabukçu