Bazı sözler vardır…

Sahibinden çıkar ama yerini bulana kadar epey yol gider.

Kimi gönüllere dokunur, kimi kapıdan içeri bile giremez.

Geçen hafta kaleme aldığımız “Sessiz Bir Hasbihal” başlıklı yazımız yerini bulmuş ki, kıymetli dostum Bilal Tekin aradı.

Sesi samimi, sözü gönüldendi:

“Abey… bu yazıda beni anlatmışsın…”

Bilal Tekin…

Onu, şair adıyla “Sırlıses” diye bilirler.

Hatır gönül bilen iyi bir dost, güzel bir insandır.

Sırlıses’in birbirinden kıymetli yayımlanmış beş şiir kitabı var:

*Yüreğe Katre Düştü.

*Zerreden Kürreye Aşk.

*Bal Topağı.

*Alfabemin Şahı Elif.

*Bir Aşkı Hüda…

Kitaplaşmayı bekleyen daha nice şiirleri…

Sırlıses’in iş yeri yolumun üzerindedir.

“Bir çay içimi uğrasan…” deyince yönümü ona doğru çevirdim.

Oturduk, çaylar peşi sıra geldi.

Muhabbetini özlemişim…

Anlaşılır kelamı, güzel hitabı kendisini dinletir.

Söze başlayınca gerisini getirir.

Sohbetin hemen başında konu gazetedeki yazımızdan açılınca oradaki şu cümleyi hatırlattı:

“İnsan en çok yanlış anlaşılmaktan çekinir.”

Konuşanların en çok üzerinde durması gereken bu olmalıdır.

Anlamak, anlatmak, anlaşılmak önemli ayrıntılar…

Yoksa gönül yapayım derken çok gönüller yıkılır.

Sohbette maksat hasıl olunca bazı insanlara laf anlatmanın ne kadar zor olduğundan bahsettik.

Özellikle “Cahile söz anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur” atasözü üzerinde durduk.

Pınarcık Çeşmesi şiir kitabımızdaki bir şiirimizden şu dörtlüğü hatırlattım:

“Cahile yol sorma, çok yorulursun

Kapısında durma, bak kovulursun

Gönül koyma dosta, unutulursun

Eğri ayak, düz yolda da şaşarmış!”

İnsan bazen ne kadar uğraşsa da meramını karşısındakine tam olarak anlatamıyor.

Anlatamamak mı, yoksa muhatabın anlamaması mı?

Belki de mesele, karşıdakinin anlamak istememesidir diye düşündük.

Sırlıses, sohbetleri zaman zaman doğaçlama söylediği dörtlüklerle süsler.

İşte onlardan biri:

“Konuşursan ölçü teraziye tut

İnsanın belası dildir efendim

Sırrı ifşa etme, hakikati yut

Gönülden süzülen baldır efendim.”

Sözleri şairanedir.

“Boğazımda cam kırıkları

Konuşsam kanatır.

Sussam acıtır…”

Bu söz, konuşmakla susmak arasında sıkışmış bir yüreğin sesidir. Bazen düşündüklerimizi ne dile getirebiliriz ne de içimizde tutabiliriz. Bu durum, belirtilen sözdeki hâl-i melâli anlatmaktadır.

Bazen uzun uzun anlatırsınız, çeşitli örnekler verirsiniz.

Bütün içtenliğinize rağmen sözleriniz hâlâ karşılık bulmuyorsa duvara konuşur gibisinizdir.

Kusuru her zaman muhatabınızda aramak da doğru değildir.

Bazen insanın kendini tam ifade edemediği anlar da olur.

Aklınızdan geçenle dilinizden çıkan söz her zaman aynı olmaz.

Anlatmak başka iştir…

Anlaşılmak bambaşka.

Anlamamak kadar anlatamamak ve anlaşılmamak da insana zor gelir. Bazı zamanlar karşınızdaki sizi dinler gibi görünür.

Başıyla onaylar, anlamış gibi yapar. Halbuki bir kulağından girmiş, öbüründen çıkmıştır.

Aklı başka yerlerdedir.

Anlamak istemeyene kafayı takmak, insana yorgunluktan başka bir şey bırakmaz.

Her işin bir başlangıcı olduğu gibi bir de bitişi vardır.

Sohbetimizin de öyle…

Vedalaşırken ortak kanaatimiz şuydu:

“Sözümüz anlayana…”

O sohbette içimizdekileri açığa vurmanın rahatlığıyla oradan ayrılırken, belki de konuşulanların özeti diyebileceğim düşüncelerimi

şu mısralara işlemeye çalıştım.

Sağlık ve esenlik diliyorum.

İyi haftalar.

SÖZÜN ÖZÜ

Yol bozuksa yürüyene yol bitmez,

Tekeri patlamış kamyon yük çekmez.

Söylesen anlamaz, sözün kâr etmez,

Saçsız başa şimşir tarak ne gerek?

Kapanınca gözündeki perdeler,

Yol bilmezi kör kuyuya iteler.

Aklını mı çeldi süslü cümleler?

Görmeyen gözlere gözlük ne gerek?

Ay gökte durursa verir ışığı,

Hiç özleyen var mı tahta kaşığı.

Bülbül güle hasret, gülün aşığı,

Sözden anlayana ışık ne gerek.

Sözün özü, her olanı dert etme,

Olmayan işinde dosta kin gütme.

Gözünü dört aç ha… tersine gitme,

Doğru yolda eğri söze ne gerek?