"Sen de mi Brutus? Öyleyse öl Sezar."

Brutus, Roma imparatoru Julius Sezar'ı öldüren suikastçı grubun lideri ve Sezar'ın en yakın müttefiki olan Romalı devlet adamıdır. Bir düşünceye göre manevi oğludur. M.Ö. 44 yılında Senato'da Sezar'ı diğer senatörlerle birlikte sırtından bıçaklayarak öldürmüştür. Tarihin en büyük ihanetini gerçekleştirmiştir.

"Sen de mi Brutus?" ifadesi, hayatta kişinin en güvendiği, en yakın arkadaşı veya desteklediği birinden gördüğü beklenmedik, şok edici ihaneti tanımlamak için bir deyim olarak kullanılır. Hayal kırıklığı ve arkadan vurulma durumlarını özetler.

Screen Shot 2026 06 03 At 10.04.29

Brutus neden ihanet etti?

Julius Sezar'a karşı kişisel bir kin duyduğundan değil, Sezar'ın tek adam yönetimine ve Roma Cumhuriyeti'ni yıkıp krallık kurma eğilimine karşı olduğu için ihanet etti.

Peki, aklınıza ihaneti tek adam rejimini korumak için, Cumhuriyeti yok etmeye çalışanlara yardım etmek için, özgürlükleri, adaleti yok etmeye çalışanlara yardım için ihanet eden biri geliyor mu?

Bu sayfada sanat görmeye alıştınız ama yine tarihe gidelim.

Truva, Çanakkale'de bir antik kent. Bugünkü yıkıntıların üzerinde bir uygarlık olduğunu biliyoruz. Öykü şöyle:

Screen Shot 2026 06 03 At 10.04.44

Truva Kralı Priamus'un oğlu Paris, Yunanistan'a gider. Orada gördüğü Isparta Kralı Menelaos'un karısı Helen'e aşık olur. Helen'in isteğiyle onu kaçırır. Akalar Truva'ya savaş açar. Uzun mücadelelerden sonuç alamazlar. Orayı terk edeceklerken Odysseus'un önerisi ile kocaman bir tahta at yapıp Truva kalesinin önüne bırakırlar. Truvalılar bu atı savaş hediyesi kabul edip içeri alırlar, kutlamalara başlarlar. Gece yarısı, atın içinden çıkan savaşçılar kale kapısını açarlar. Truva'yı işgal edip Truvalılar'ı öldürürler. Bu öyküyü Homeros, İlyada Destanı'nda ince ince anlatır.

Screen Shot 2026 06 03 At 10.04.39

Truva atı, savaşı bitirmek amacıyla Yunanlılar'ın şehre sızmak için kullandığı kurnaz bir savaş taktiğidir. Tarihteki en kötü savaş taktiklerindendir.

Truva atı, bilgisayar yazılımına bağlı zararlı program barındıran veya yükleyen programdır. Bazen zararlı yük veya sadece Truva ifadeleriyle de nitelendirilmektedir. Truva atları masum kullanıcıya kullanışlı veya ilginç programlar gibi görülebilir ancak yürütüldüklerinde zararlıdırlar.

Bizim Truva atımız kimdir? Sorusuna yanıt vermeyeceğim. Siz onu zaten biliyorsunuz.

Tam dokuz günlük tatil ve içinde dört günlük bayram geçirdik. Nasıldı sizce? Yakınlarla buluşmak, ziyaretler, hepsi güzeldi de moraller nasıldı? Bu da olur mu dediğimiz günler yaşadık, yaşayacağız da...

Ama pes etmek yok, umudu yitirmek yok. Neydi slogan?

"Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!"

*****

Şehir Dergisi'nin Mayıs-Haziran sayısı ulaştı. Taşınma telaşından okuyamamıştım. Çok eski bir dosta rastladım. Sevgili Erhan Tığlı, biz mezun olduktan sonra Nazilli Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak geldi. Akbaba dergisindeki mizahi yazılarıyla tanındı ülke çapında.

Bizim yakınlığımız, Nazilli Halkevi adına oynadığımız "Duvarların Ötesi" oyunundaki birlikteliğimizden doğdu. O Reis, Birinci Adam'dı; ben Dördüncü Adam, Bacaksız. Unutulmaz bir oyundu.

Erhan Tığlı, "Ağlatacaksın" başlıklı yazısında:

"Bizim milleti güldürmeye gelmez kardeşim, ağlatacaksın; ağlatamazsan da ağlayacaksın. Yoksa tepene çıkarlar, yerden yere vururlar, bu yetmemiş gibi üstüne çadır kurarlar. Evet, gülmesini severim. Nasrettin Hoca, Temel, Bektaşi, İncili Çavuş fıkraları yüzümüzde güller açtırır, gönlümüzde neşe, sevinç yağmurları yağdırır. Komedi filmleri, palyaçolar, soytarılar çok hoşumuza gider ama bizi güldürenleri ciddiye almayız, küçümser, adam yerine koymayız. Biri gülecek olsa ayıplanır." diye başlayıp, "İşte böyle arkadaş; ağlamak, ağlatmak en iyi, en güzel sanattır. Rahat yaşamak, mutlu olmak istiyorsan ya ağla ya ağlat. İşte o zaman dağılır kara bulutlar, çok kolaylaşır hayat." cümleleri ile bitiriyor.

Arkadaşım Fahrettin Koyuncu yeni bir şiiriyle süslemiş bir sayfayı. Aydınlı Mustafa Ünver, "Edebiyata Bir Mektup" yazmış. Beğenerek okudum. Hülya Özşekerci, "Edebiyatımızda Cemil Kavukçu Özgünlüğü" başlığıyla çok güzel anlatmış Cemil Kavukçu'yu. Can Ceylan, Osman Yıldız Öğretmeni anlatmış.

İbrahim Tığ, "SUSMAK" adlı şiiriyle kalbimizi kanatıyor:

yüzüm kızarıyor, ağaçlar uzuyor

gördükçe susmanın bedeli ağır

mesela ben tanığıyım çağın

minab'da çocuklar öldükçe

sıtma geçiriyorum ağzım yırtık

gölün rengi ateş, kan

ağzımda yara görüp de susmak!

kentler değil de çocuklar düşer hep

o siyah çarşaflara dağılan ağıt

kalbi yerinden oynatan öfke!

görüp de susmak!

dudağı gizleyen mühür, söz ve öz:

-ne uçurtma ne de tanrı vardı!

İbrahim Tığ

Screen Shot 2026 06 03 At 10.04.50

"Ne olacak memleketin hali?" diyoruz ya hep.

"Ne olacak Fener'in hali, ne olacak Beşiktaş'ın hali?" diyenler memleketin halini daha çok düşündükleri zaman daha güzel olacak her şey.

Zaman zaman pankartlar açılıyor stadyumlarda memleketin halini yansıtan, Atatürk'e bağlılığı gösteren. Onlar çoğaldıkça, köy kahvesinde oturanlar uyandıkça değişecek her şey.

Hainlerimiz azaldığı, yok olduğu zaman çok güzel olacak memleketin hali.

"Neler yapmadık sevgili vatan için, kimimiz öldük, ikimiz nutuk söyledik." diye yazmış Orhan Veli Kanık.

Kimileri çalışıyor, kimileri sadece konuşuyor. Vatan, millet, Sakarya diyerek milleti uyutuyor.

Şimdi bir düşünün bakalım. Siz hangi taraftaydınız? Çalışan, çırpınan tarafta mı, nutuk çeken tarafta mı? Ya da nerede olmak istersiniz?

Kararınızı verin. İtibarınızı nasıl kazanmak istersiniz? Bölücü mü, birleştirici mi?

Umudu kaybetmiyoruz hiçbir zaman.

Hoşça kalın, dostça kalın, dünyadan haberdar olmaya bakın.