"Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan,
Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan.
Türk'üz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi;
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri."
Faruk Nafiz Çamlıbel ile Behçet Kemal Çağlar'ın birlikte yazdıkları "10. Yıl Marşı" beni her zaman heyecanlandırır. Cumhuriyet'in ilk 10 yılında ve 15 yılında yapılanlar, o zamanın şartlarına göre gerçek bir devrimdir. Yollar, demiryolları, fabrikalar, ekonomik ve sosyal gelişim hayranlık uyandırır. Dedelerimizin ve babalarımızın bize bıraktıkları bu güzellikleri ne kadar koruyabildik, ne kadar sahiplenebildik?
Adamın biri bir lokanta açmış, camına da "Siz yiyin, torunlarımız ödesin." yazısı koymuş. Bedava diye koşmuş insanlar. Bolca yiyip çıkarlarken, "Hesaplar..." demiş lokantacı.
"Hani torunlarımız ödeyecekti?" demişler.
Lokantacı, "Evet, sizin yediklerinizi torunlarınız ödeyecek. Siz önce dedelerinizin yediklerini ödeyin bakalım." demiş ve paralarını almış.
Dedelerimiz, babalarımız bizler için çalışmışlar; her şeyi yapmışlar. Bize çok güzel fabrikalar, yollar, demiryolları, işletmeler bırakmışlar. Eski borçları ödemişler. Biz ne yapmışız? Fabrikaları satmış ya da kapatmışız. Devletin bütün varlıklarını satmışız. Tüm kaynakları tüketmişiz. Torunlarımıza ne bırakıyoruz? İşsizlik, ahlak aşınması ve milyonlarca dolar borç.
Sebebi ne? Kötü yönetimler, yönetici seçmeyi bilemeyişimiz, eğitimdeki gerileme, adam sendecilik... Bir avuç kömüre, bir paket tuza, makarnaya, şekere satılan oylar. Din tacirlerinin tüm söylemlerine safça inanma. Vatana, millete kendi çıkarları için ihanet eden adamlar ve kadınlar...
****
Çocukluk yıllarımda Hayat Mecmuası'nda bir roman yayımlanmıştı; her sayıda bir bölüm olarak.
(Sözlükte "tefrika" diye tanımlanıyor.) "Gölgesini Satan Adam"dı romanın adı. Alman yazar ve botanikçi Adelbert von Chamisso'nun 1814 yılında kaleme aldığı fantastik eseri "Peter Schlemihl'in Tuhaf Hikâyesi", merkezindeki karakterdir.
Eser, bitmek bilmeyen bir zenginlik arayışının ve bu uğurda toplumdan dışlanmanın alegorik bir hikâyesini anlatıyordu. Peter adlı genç, gri giyimli gizemli bir adamla (şeytan) karşılaşır. Bu adam, Peter'e içinden hiç para eksik olmayan sihirli bir kese karşılığında kendi gölgesini satmasını teklif eder. Peter, zengin olma hayaliyle bu teklifi kabul eder.
Peter sınırsız zenginliğe kavuşur. Ancak gölgesinin olmadığını fark eden insanlar ondan korkar, onu dışlar ve bir canavar gibi görürler. Zenginliği artık onu mutlu etmez. Gündüzleri sarayında saklanır, geceleri gölge yapmayan renkli ışıklar altında yaşar.
Roman, modern insanın zenginlik ve statü uğruna kendi kimliğinden vazgeçmesini eleştirir.
Peki, zenginlik ve koltuk uğruna ülkesini, arkadaşlarını, başkanlık yaptığı kurumu feda eden birini tanıyor musunuz?
****

Oksijen Gazetesi'nin 12-18 Haziran sayısında, bizden birinin, Çallı Bekir Ağırdır'ın bir yazısı var. Başlığı: "CHP'nin Paradoksu: Direnmek mi, Kurmak mı?"
Bu çok aydınlatıcı yazının iki küçük paragrafı çok önemli bence:
"Bugün CHP'nin ve muhalefetin önünde gerçek bir savunma görevi var. Savunulan şey yalnızca bazı siyasetçiler değil. Seçmenin iradesi, yerel demokrasi ve siyasal rekabetin meşruiyeti aşınıyor, yok oluyor. Ama yalnızca savunma siyaseti ile yol almak mümkün değil. İnsanlar yalnızca kimin haklı olduğunu değil, kimin ülkeyi yeniden ayağa kaldırabileceğini görmek istiyor. Bu nedenle mesele, direnirken yeni bir hikâyeyi ve o hikâyeye güveni kurabilmek."
Lokantacı'nın fıkrasından sonra bir de öğretmen fıkrası koyalım buraya.
Nazilli Sümerbank'tan arkadaşımız Meral Yenersoy Erkaya paylaşmış.
BİRAZDA ZEKİ OLMAK GEREKİR...
Biyoloji dersinde yapılacak sınav için herkes acayip çalışmış, notlar,fotokopiler ... havada uçuşmuş.
Sınav günü öğrenciler bir de bakmışlar,ortada kağıt kalem yok, sadece sıra sıra mikroskoplar...
Hoca sınavı açıklamış:
-Bu mikroskoplardaki lamların hepsinde bir böceğin bacağı var, sınavınız: bacağından böceği tanımak."
Tabi hemen itirazlar, feryatlar... Ama yararı yok, hocanın dediği dedik.
Öğrenciler mikroskopların başına geçmiş. Ama bir şey yapamıyorlar.
Sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış.
Hoca arkasından seslenmiş;
-Kim o; kapıyı çarpıp çıkan küstah!..
Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış:
- Hadi bilsene!
****

Denizli Caz Günleri devam ediyor. Denizli Caz Kulübü ve Pamukkale Filarmoni Derneği'nin düzenlediği 6. Denizli Caz Festivali, "Cazda Gençlik Var" parolası ile sürüyor. Denizli'yi caz kenti yapan Halim Yazıcı, Okan Bölükbaşı, Erdem Coza'yı, onlara sponsorluk yapanları ve konuk sanatçıları yürekten kutluyorum. Çamlık Buz Pisti Parkı'nda harika konserler var.
****

Geçtiğimiz pazar günü Doktor Hüseyin Güdücü'nün yeni kitabı Aklınızla Kalbinizi Uzlaştırın'ın imza günü ve söyleşisi vardı. Çok iyi bir okur topluluğu ile izledim. Hüseyin Bey, ön sözünün kitabı en iyi tanıtan öğe olduğunu söyledi ve okudu. Buradan birkaç cümle almak istiyorum:
"İstediğimi elde etme başarısı göstermiştim ama mutluluğu yakalayamamıştım. Başarılı olmak çok harika bir şey olmasına rağmen mutluluk olmazsa içinizde bir şey eksik kalıyor. Hiçbir başarı bu eksiği tamamlayamıyor. Her şeyi akıl süzgecinden geçirince duygular yok sayılıyor ve ihmal ediliyor. Oysa duygular kalbin sesi. Bunun önerisine kalbiniz onay vermezse, aklın önerdiği kazancı elde ediyor olmanıza rağmen, kalbinizin onayını almamışsanız kalbiniz itirazını sürdürmeye devam ediyor. İşler yolunda gidiyor ama gönlünüz hoş olmuyor."
Hüseyin Bey'i kutluyor, "Yazmaktan vazgeçmeyin." diyorum.
****

Enver Gökçe'nin şiirlerinden birini paylaşmak isterim:
OY BENİ
Türkiye yaşanmaz oldu!
Her gün bir başka zehir.
Görmedik,
Bir bahçe, bir çiçek, bir şehir,
Görmedik bir gülen,
Hasılı bir ferah, bir rahat:
Uğruna çekilen,
Derttir, mihnettir
Senden yana olduğumuz sebeptir
Kollektif hayat!
Türkiye yaşanmaz oldu!
Gel gör halimiz yaman!
Haramiler, bezirganlar elinden
Aman, el aman!
Kesilmiş mümkünüm, çarem
Vay ne hal olmuş vatan!
Güzel yarim İstanbul'dan ne haber?
Dil-Tarih'ten, Emekçi'den, Sendika'dan?
Şiddetin sabahı yakındır
Dayan dizlerim dayan
Enver GÖKÇE
Hoşça kalın, dostça kalın, umutsuz kalmayın.