Tarih 29 Mayıs 2026.
İstanbul’dayım.
Bugün hem Kurban Bayramı, hem fethin 573. Yıldönümü.
Bugün tarihi bir gün.
Üstelik Cuma.
Bu kadar güzellik kolay kolay bir araya gelmez.
Ayasofya’da bir Cuma namazı kılmak bana adeta bir görev oldu.
Kılmalıyım.
Evet…
Bugün tarihi bir gün.
Saat tam 12 de ailecek Başakşehir’ den yola çıkıyoruz.
Fakat bende bir telaş…bir telaş.
Ya namaz vaktine yetişemezsek?
İstanbul’da trafik yine çok yoğun.
Hani Bayram nedeniyle İstanbul boşalmıştı?
Belli ki herkes o tarafa akıyor.
Nihayet 1 saat sonra Çemberlitaş’a geldik.
Fakat trafik tam tıkandı.
“Baba sen in, yaya git; 10 dakikaya varırsın, arabayla yarım saat sürecek,” diyor kızım.
Haklı.
Telaşla iniyorum arabadan.
Etrafıma bakıyorum . İnsan seli bir tarafa akıyor. Ayasofya’ nın yerini polise sorunca o kalabalığın neden o tarafa aktığını anlıyorum.
Tamam…tamam. 50 yıldan beri buralara kim bilir kaç defa gelmiştim!
Bak işte Sultanahmet’in minareleri göründü. Ayasofya hemen ilerde soldadır artık. Tarihi Sultanahmet Köftecisi, o meşhur müze, Türk Edebiyatı Dergisi…
Ezan da okunmaya başladı. O kadar yanık, güzel ve nağmeli ki!
Birden zaman perdesi gözümde aralanıyor:
Fatih’in, Eyyüp El Ensari’nin, Ulubatlı’nın… ve bütün kahramanların ruhları bizimle sanki.
İşte Akşemsettin yanında, Fatih, Topkapı surlarından içeri giriyor.
Biraz sonra o meşhur ahidnamesini yayınlayacak:
“Ben Sultan Mehmet Han, yer ve gökleri yaratan Allah adına Peygamberimiz Hz. Muhammed adına, kuşandığım kılıç hakkı için yemin ederim ki; Bizans halkı bana bağlı kaldıkları ve itaat ettikleri sürece, canları, malları, evleri, dükkanları, bağları ve gemileri emniyet altında olacaktır…..”
Şimdi Ayasofya Camii Kebir’inin çok yakınındayız. İnsanlar kuyruk olmuşlar ve Cuma namazı için içeri girmeye çalışıyorlar. 7aylık bebekten tutun da 80 yaşındaki ihtiyara kadar; yaşlısı genci, kadını, erkeği, esmeri, zencisi, sarışını…her milletten Müslüman kuyrukta.
Kendimi, tam da geçen yıl bu saatlerde hac vesilesiyle tavaf ettiğimiz, Kâbe’de gibi hissediyorum.
Orada da her milletten Müslüman böyle omuz omuzaydı.
Ezan bitti.
Ama biz güvenlik noktasından hâlâ içeri giremedik.
Bu gidişle ilk sünneti kılamayacağız.
Ama olsun.
Seferiyiz zaten.
Tam iç ezan okunurken caminin içine yerleşebildik.
Çok şükür.
Şimdi hutbe dinleme zamanı.
Yarı aydınlık ve loş bir ortamda dinlenen hutbe ve huzur içinde kılınan namaz.
Telefon çalıyor.
Arayan bizimkiler.
Aşağıda Sirkeci Marmaray girişinde beni bekliyorlarmış.
Onlar Ayasofya’da Cuma namazı kılmanın mutluluğuna erişmediler.
Onları bekletmemeliyim.
Bir cuma namazımı Ayasofya’da kılmış olmanın huzurunu kalbimde hissederek camiden çıkıyorum.
Ve içimden şu dua geçiyor:
Rabbim...
Bu şehri fethederek bizlere emanet edenlerden de, Ayasofya’yı yeniden ibadete açanlardan da razı olsun.
Bu aziz mabedin kubbesinden ezan sesini, kıyamete kadar eksik etmesin.