Annem Bana Geriyatriyi Öğretti
Önce bir âyet:
"Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılışta tersine çeviririz. Hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı?"
(Yâsîn Suresi, 68)
Bu âyeti yıllardır okurdum. Manasını da bilirdim. Fakat gerçek hayattaki tecellisini en iyi, kendi annemde gördüm.
Ben bir Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (Pediyatri) uzmanıyım.
Meslek hayatım boyunca binlerce bebeğin büyümesini izledim. Bir bebeğin önce sırtüstü yatmasını, sonra yüzüstü dönebilmesini, oturmasını, emeklemesini, tutunarak ayağa kalkmasını ve korka korka ilk adımlarını atmasını…
Daha sonra dengeli yürümeyi, koşmayı…
Konuşmayı öğrenmesini…
Önce ağlayarak, sonra gülümseyerek kendini ifade edebilmesini…
Tek kelimelerden cümlelere uzanan o muhteşem gelişim yolculuğunu…
Bir çocuk hekimi için bunlar mesleğin en doğal gözlemleridir.
Elbette çocuk yalnızca bedenen gelişmez.
Duygusal gelişimi de adım adım ilerler. Önce sadece ağlar. Sonra gülümsemeyi öğrenir. Çevresindeki konuşmaları dinler. İlk söylediği kelimeler çoğu zaman "dede", "baba" gibi telaffuzu kolay sözcükler olur. Annesini herkesten çok sevdiği hâlde "anne" kelimesini biraz daha sonra söylemesi ise nankörlükten değil, telaffuz güçlüğündendir.
Bir başka gerçek daha vardır.
Hayatın ilk yıllarında çocuk oldukça benmerkezcidir. Her şey kendi istediği gibi olsun ister. Olmazsa dünyayı ayağa kaldırır.
......
Ben Pediyatri uzmanıyım.
Ama Geriyatri, yani yaşlılık biliminin gerçek derslerini üniversitede değil, annemin yanında öğrendim.
Annem bugün resmî kayıtlara göre 93 yaşında. Bana sorarsanız en az 95...
Rabbim hayırlı ömürler versin.
Yaklaşık dört yıl önce, 6 Şubat depremlerinin yaşandığı gün kalça kemiğini kırdı. Geçirdiği ameliyattan sonra dört kardeş olarak annemize sırayla bakmaya başladık. İkişer günlük nöbetlerle bu hizmeti sürdürüyoruz.
İşte o günden beri Yâsîn Suresi'nin o âyetini adeta yaşayarak okuyorum.
"Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılışta tersine çeviririz..."
Önce baston kullanmaya başladı.
Bu bana yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğu hatırlattı.
Sonra baston da yetmez oldu.
Artık ancak yürüteç yardımıyla, o da birkaç adım atabiliyor.
Bir yaşındaki bir bebeğin tutunarak yürüyüşü gibi...
Eskiden saatlerce oturur, gelen misafirlerle sohbet ederdi.
Şimdi uzun süre oturamıyor.
Çünkü o zaman beli ağrıyor.
Çaresiz sırtüstü uzanıyor.
Tıpkı hayatının ilk aylarındaki bir bebek gibi...
İşitmesi büyük ölçüde azaldı.
Bazı söylediklerimizi anlayamıyor.
Zaman zaman tuvalet kontrolünde de güçlükler yaşayabiliyor.
Ve itiraf edeyim...
Çocukluk yıllarındaki gibi biraz da benmerkezci(egoist) oldu.
İşte o zaman anlıyorum ki Rabbimizin "yaratılışta tersine çeviririz" buyruğu sadece teorik bir bilgi değildir.
Hayatın içinde, gözümüzün önünde gerçekleşen ilâhî bir kanundur.
İnsan ömrü düz bir çizgi değildir.
Çocuklukta nasıl güçsüzlükten kuvvete doğru ilerliyorsak, yaşlılıkta da kuvvetten güçsüzlüğe doğru aynı yolu bu defa tersinden yürürüz.
Ben yıllarca çocukların büyümesini izledim.
Şimdi ise annemin şahsında insan ömrünün aynı yolculuğunu bu kez geriye doğru seyrediyorum.
Meğer Pediyatri ile Geriyatri arasında ilginç bir köprü varmış.
Birinde hayat başlıyor…
Diğerinde ise başladığı noktaya usul usul geri dönüyor.
Rabbim anneme hayırlı ömürler ihsan etsin.
Bize de anne ve babalarımıza sabırla, merhametle ve vefa duygusuyla hizmet edebilmeyi nasip etsin.
Çünkü ömrümüz olursa, bugün baktığımız ellerin yerine, belki bir gün biz geçeceğiz.
Not: Elbette herkes bu yaşlılık dönemine ulaşamıyor. Kırk beş yaşında, bir trafik kazasında vefat eden bir insanı düşünelim. Böyle bir ömür, yaşlılığın bu safhalarını yaşamadan sona eriyor.
Yâsîn Suresi'nde işaret edilen "yaratılışta tersine dönüş", Rabbimizin uzun ömür verdiği kimselerde gözlemlenen bir hayat gerçeğidir.